Röportaj : Yard. Doç. Dr. Mehmet Özşenel

Röportaj
sakarya_logoToplumda ilahiyatlılara karşı bir saygı söz konusudur. İlahiyatlılar halka diğer bilimlere oranla daha yakındır. Hoca olarak camide halka hitap etme imkanı, ilk ve ortaöğretimde eğitim verme imkanı vardır. Ama bu yeterli mi, orasını ayrıca sorgulamak lazım. Ben o konuda karamsar değilim. İlahiyatçıların da bu konuda eksik olduğunu sanmıyorum. Ara sıra tv de bazı kişiler ilahiyatçı kimlikleri ile önyargılara sebep olsalar da birkaç kişi ilahiyat camiasını temsil edemez...

---

Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

1967 Almanya/Münih doğumluyum. Denizlili işçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. 1969 yılında ailece İstanbul’a döndükten sonra başladığım imam hatip okulunu 1985 yılında bitirdim. Yüksek öğrenimi ise Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde 1989 yılında tamamlayıp aynı fakültede yüksek lisansa başladım. 1990 yılında başladığım “Pakistan’da Hadis Çalışmaları” konulu tezimi yerinde yaptığım araştırmalarla 1992 yılında tamamladım. Aynı yıl doktoraya başlayarak 1999 yılında bitirdim. 1993 yılında da Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım. 2000 yılından itibaren de Yard. Doç. Dr olarak akademik çalışmalarıma devam ediyorum.

Çalışma alanı olarak Hadis İlmini belirlemenizdeki ve araştırmalarınızı Pakistan’da yürütmenizdeki etkenleri öğrenebilir miyiz?

Hadis ilmini seçmemin sebebi fakülte yıllarımdan itibaren ona duyduğum ilgi ve sevgidir. Hadis dersine, tarihine, usulüne ayrı bir muhabbetimin oluşmasında hocalarımın da etkisi oldu. Bilhassa Raşit Küçük Hoca’mızın hem ders anlatımı hem de kişilik olarak etkisi ile bu isteğim daha da arttı, böylece Hadis İlmi’ni seçmiş oldum. Sorunun ikinci kısmına gelirsek; master döneminde hocalarımla ve birtakım arkadaşlarla istişarelerde bulunduk. Edindiğimiz bilgiler neticesinde klasik anlamda hadis tahsilinin, ilimlerinin Pakistan ve Hindistan’da medrese usulü şeklinde devam ettiğini öğrendik. Oralarda kalmış birtakım kişilerle görüşmek suretiyle böyle bir tez hazırlama düşüncesi hasıl oldu. Böylece yüksek lisans münasebetiyle Pakistan’a rıhle (hadis öğrenimi için yapılan yolculuk) yapmaya karar verdik. Ve bu vesile ile de klasik anlamda eğitim veren kurumları araştırmanın yanında hocalarla görüşme ve hadis kitaplarını yerinde inceleme imkanına da kavuşmuş olduk.

Sizce yurtdışında eğitim görmenin ne gibi getirileri var?

Öncelikle yurtdışına çıkmanın çok büyük faydası ve açılımı olduğunu söyleyebilirim. Bir kere insanın ufku açılıyor, farklı dünyalar tanıyor, bilgisi ve görgüsü artıyor. Bilgilenme açısından bakarsak kendi branşımızda derinleşmiş önemli hocalarla görüşme fırsatımız oldu. Ne kadar çok insanla görüşülürse o kadar çok hadis elde etme imkanı vardır. Dolayısıyla hadis öğrenme niyetiyle yapılan rıhle tavsiye edilmiştir. Tarihte Peygamber Efendimiz’in bir tek hadisini daha doğru bir şekilde öğrenmek ve öğretmek amacıyla uzun yolculuklar yapan insanlar vardır. Bununla beraber yurtdışında pek çok zorlukla karşılaşmak mümkündür. Ne kadar Müslüman bir coğrafya olsa da Hint Kültürü’nün bir uzantısı olarak farklı düşünce ve yaşayışlar olabiliyor. Tabi zamanla bu farklılığa uyum sağlanıyor. Pakistan apayrı bir dünya; oldukça karışık ve renkli. Böylelikle İslam’ın farklı coğrafyalarda nasıl bir hüviyete bürünmüş olduğunu görüyoruz. Hepimizin temel rengi İslam; ancak tezahür ediş şekilleri farklılık arzediyor.

Orada geçirdiğiniz bu farklı ve zaman zaman da zorlaşan dönemde unutamadığınız sıkıntılı anlarınız var mı?

Oranın yemeklerine alışmak bir hayli zor oldu. Çok acılı ve yağlı yemek yapıyorlar. Ama bir yerden sonra alışıyorsunuz. İlk zamanlar dil problemi yaşadım. Konuşulan dil; İngilizce, Arapça, ve ağırlıklı olarak da Urduca’ydı. Daha sonra Urduca’yı insanlarla devamlı konuşarak ve özel derslere katılarak öğrenmeye çalıştım. Tabi çok uzak bir yerdesiniz, vatan hasreti çok ayrı bir problem oluyor. Bir buçuk yıl Türkiye’ye gelmediğim için bayramlarda hüzünlendiğim oldu. Hatta bir keresinde on-on beş gün yattığım bir hastalık geçirdim. O sıralarda yanımda kimse olmadığından hasret duygusu daha da arttı.

Türkiye’deki hadis çalışmaları ve bunun toplumdaki yansımalarından bahsedebilir misiniz?

Hem kalite hem de sayı olarak hergeçen gün bu çalışmaların arttığını düşünüyorum. Cumhuriyet’in ilk yıllarında hadis çalışmaları görülmezken 50’li yıllarda birkaç küçük çalışma oluşturulmuştur. 60-70’li yıllarda bu sayı az da olsa artmış ve 80’li yıllarda çalışmalar çoğalmıştır. Bunun sebebi olarak da İlahiyat Fakülteleri’nin açılması ve öğrencilerin bu alanda çalışmalar yapması gösterilebilir. Bu çalışmaların topluma yansıması ise apayrı bir çalışma konusudur. Daha kapsamlı ve sosyolojik bir çalışma gerektirir. Toplumda ilahiyatlılara karşı bir saygı söz konusudur. İlahiyatlılar halka diğer bilimlere oranla daha yakındır. Hoca olarak camide halka hitap etme imkanı, ilk ve ortaöğretimde eğitim verme imkanı vardır. Ama bu yeterli mi, orasını ayrıca sorgulamak lazım. Ben o konuda karamsar değilim. İlahiyatçıların da bu konuda eksik olduğunu sanmıyorum. Ara sıra tv de bazı kişiler ilahiyatçı kimlikleri ile önyargılara sebep olsalar da birkaç kişi ilahiyat camiasını temsil edemez. Neler yapılabileceği hususunda da, hadis ve sünnet kültürünün yaygınlaştırılması konusunda vaazın önemli bir rolünün olduğunu düşünüyorum. Ayrıca kutlu doğum haftası için hazırlanan programlar da bu konuda büyük önem arzediyor. Peygamber Efendimiz’e SAV ulaşabilme konusunda insanlar bu tarz çalışmalara büyük ilgi gösteriyorlar. Dolayısıyla bu programların çeşitlendirilip çoğaltılması gereklidir. Sünnet kavramını halkımızın gerçek manada anlayıp uygulayabilmesi için, sadece şekle takılıp mananın unutulmaması için bu alanda yapılacak çalışmaların büyük önem arzettiğini belirtmeliyim.

Sevde IŞIK

Ravza CİHAN

Sakarya İlâhiyat Fakültesi 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile