Sakarya İlahiyat, bu yaz Ürdün'de idi

Röportaj
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

urdundeyazkursu

(Arş. Gör. Harun Abacı Hocamız ile Ürdün Yolculuğu Üzerine Bir Söyleşi)

Fakültemiz açısından bakıldığında bu yolculukların amacı nedir, öğrenciler üzerinde neyi hedeflemektedir?

 

Bu yolculukların amacı öğrencilerin Arapça konuşmalarına katkı sağlamak, yıl içinde okulda Arapça dersi görseler de bunu uygulayabilecek doğal bir ortamı bulmaları mümkün olmamaktadır. Bu yolculuklarla âdeta öğrencileri denizin ortasına atıp öğrendikleri yüzmeyi pratize etmelerine vesile olunmaktadır.

Hocam, Ürdün yolculuğunuz hangi tarihler arasında ve kaç kişilik bir öğrenci gurubuyla gerçekleşti?

14 Haziran- 20 Temmuz 2012 tarihleri arasında, 71 kişilik bir grupla gerçekleşti yolculuğumuz.

 

Arapça eğitimi açısından değerlendirirsek nasıl bir fotoğraf çıkıyor karşımıza?

Unutulmamalıdır ki bu eğitimin asıl amacı Arapça öğretmek değil, okulda öğretilen Arapçanın konuşma yönünü daha fazla geliştirmektir. Bu nedenle Ürdün’e yalnızca bu gözle bakılmalı orada Arapça grameri veya metin okuma geliştirme yeri olarak görmemeliyiz. Çünkü bunlar Ürdün’e gitmeden Türkiye’de çok iyi yapılabilir. Ancak konuşma karşılık olan bir şey olduğundan insan doğal bir ortamı aramaktadır. İşte Ürdün gerçek manada Türkçe bilmeyen ve sadece Arap diliyle anlaşabileceğiniz insanlarla konuşma heyecanını yaşayabileceğiniz ortamı sunmaktadır. Ancak bu ortamı genellikle üniversitede bulabiliyorsunuz. Halk fasih Arapça konuşamadığı için onların bize bir faydası olamıyor maalesef. Ancak kültürlü bir biriyle tanışırsanız onunla çok rahat fasih konuşup, anlaşabilirsiniz.

Peki hocam, fakültemizin Suriye’ye gerçekleştirdiği yolculukta siz de vardınız. Ürdün’e yapılan bu yolculuğu da düşündüğümüzde Arapça eğitimi açısında ne gibi farklar görüyorsunuz? Veya bu tarz bir karşılaştırma yapmalı mıyız?

Ürdün’deki kurs, Arapça konuşmayı geliştirmede Suriye’ye göre çok daha kaliteli bir eğitim vermektedir. Bu nedenle öğrencilerin orada çok daha verim aldıklarına inanıyoruz. Suriye’de kaliteli dil eğitim veren sadece Ecânib kursu var ki bunun ücreti çok yüksektir. Bu nedenle öğrenciler için Suriye’de başka yerler tercih edilmektedir. Ancak bu yerlerin hiçbirinde ciddi bir dil eğitimi bulunmamaktadır. Ancak Ürdün’de kalite ve uygun fiyatlı kurslar çok daha fazla bulunmaktadır. Ürdün için âdeta bir dil eğitim cenneti diyebiliriz.

 Ürdün halkı nasıl bir yapıya sahip, kültür yapısında bizlerle benzerlikleri var mı? Orada “ben Türk’üm” dediğinizde nasıl karşılandınız, Türklere karşı bakış açıları nasıl?

Ürdün’de iken tanıştığım Ürdünlü bir arkadaşın kardeşinin nişanına davet edilmiştim. Bu davette arkadaşının birçok yakın akrabalarıyla muhabbet etme fırsatım olmuştu. Bu insanlar yerel Ürdün insanıydı. Nişan ve düğün hakkında epeyce konuştuk. Onlar kendi âdet ve göreneklerinden ben de Türkiye’nin âdetlerinden bahsettik. Birçok konuda birbirimize benzediğimizi öğrendim. Ürdün’ün özellikle taşra insanı ile bizim Anadolu insanı çok fazla benzeşiyordu. Misafirperverlikleri, muhabbetler, konuşma tarzları, şakalaşmaları âdeta kendimi ülkemde gibi hissetmiştim. Tek farkı onların Arapça konuşuyor olmalarıydı. Ayrıca hijyen meselesini de istisna edebiliriz. Örneğin aynı bardaktan, yıkama gereği duymadan bir çok kişiye kahve ikram etmeleri bizim için tiksindirici görülen bir durumdur. Buna benzer bazı şeyler de benzerlik noktasında hariç tutulabilir.

urdunarapcakursu

Ürdün halkından ve kültüründen konu açılmışken şunu da sormadan geçmeyelim. Yemekleri nasıldı Harun hocam. Alışmakta zorluk çektiniz mi?

Belki milliyetçilik yaptığım düşünülebilir ama Türk mutfağının dünyada ayrı bir yeri olduğuna inanıyorum. Bizim halkımızın yemek kalitesini ve lezzetini başka yerde bulmak sanırım mümkün değil. Orada yemekler, bizim yemeklerin yanına dahi yanaşamaz. Sadece yemekler değil. Ürdün’ün tatlısı çok iyi ve lezzetli olduğu söylenir. Şam tatlısı için de aynı şey söylenir. Ancak ben ülkemdeki lezzeti orada bulamadım. Belki bu bizim alışkanlıklarımızla da ilgili olabilir. İnsan alıştığını sever ve lezzetli bulur, derler. Ama genel itibariyle Ürdün’de yemek çeşidi çok azdır. Bizim ülkemizde birçok kebap çeşidi ve sulu yemek çeşitlerinin bulunduğu lokanta bulmak kolaydır. Ancak orada özellikle sulu yemek bulamazsınız. Ancak malzemeyi alıp evinizde kendiniz yapmanız gerekir. Lokantalarda sulu yemek kültürü yok. Ülkeme olan özlemi artırmada bu yemekler çok etkili olmuştur. Ülkemin yemekleri daima gözümde tütmüştür. Hatta kahvaltılık ürünlerini bile çok özlemiştim. Çünkü Ürdün’ün ne peyniri, ne zeytini ne de helvası hiçbir şeyde o aradığınız lezzeti bulamıyorsunuz. Hepsinin tadı bir garip gerçekten.

Sayın hocam, Ürdün’de tarihi ve ziyaret edilecek yerler hususunda neler söylemek istersiniz, yolculuğunuz esnasında nerelere konuk oldunuz?

Ürdün’de gezilecek çok fazla yer yok. Zaten küçük bir ülke ve çoğu yeri çöldür. En meşhur yerleri, Lut Gölü, Petra ve Vadi Rûm. Başka tarihi kalıntıların olduğu yerler de var. Ancak bunların benzerleri bizim ülkemizde de bulunmaktadır. Ayırıcı bir özelliği bulunmadığı için bu yerlerin dışındakileri zikre değer görmüyorum.

Peki, maddi açıdan baktığımızda pahalı bir yer mi? Yani bir öğrenci yanına haçlık olarak en az ne kadar bir miktar bulundurmalı?

Pahalılık yönünden İstanbul ile hemen hemen aynı denilebilir. Özellikle Suriye ile kıyasladığımızda oldukça pahalı bir memleket, Suriye’de istediğiniz gibi yiyip içebilirsiniz. Alış veriş yapabilirsiniz. Ancak Ürdün’de aynı İstanbul’da olduğu gibi dikkatli harcama yapmanız gerekir. Ancak taksi ulaşımı bizim ülkemize göre çok ucuz. Bunun dışında çok ucuz diyebileceğim bir şey göremedim. Netice itibariyle İstanbul’da yaşadığınızı göz önüne alarak ne kadar harçlığa ihtiyacınız olduğunuzu belirleyebilirsiniz.

harunabaci

Ürdün’de yaşadığınız bir anınızı bizlerle paylaşmak ister misiniz?

Beni en çok endişelendiren bir durumu anlatmak isterim. Bizim fakültemizden dört erkek öğrenci benimle birlikte eşyalı müstakil bir dairede kalıyordu. Bir gün öğrencilerden biri (Musa Sami) kendini rahatsız hissettiği için derse gitmeyip evde kalmıştı. Bana da bir şey söylemediği için hafif bir rahatsızlık herhalde deyip ben de önemsemedim. Ancak ikindi vakti sıraları bir kontrol etmek ve durumunu sormak için odasına girdim. Karnının ağrıdığını ve hiç geçmediğini söyledi. Karnının ağrıdığı yeri gösterdi. Elimle ağrıyan bölgeyi yokladım. Ağrıyan yer, apandisin bulunduğu bölge olduğu için apandis olabileceğinden şüphelendim. Apandis konusunda biraz tecrübem olması bu şüpheyi daha güçlü kılıyordu. Hemen buzdolabında buz çıkarıp karnına koydum. Buzun apandis şişkinliğini sabit tutup patlamasını önlediğini bildiğim için bunu yapmıştım. Bu arada Ahmet Bostancı ve diğer kurs yetkilileriyle görüşüp hangi hastaneye götüreceğim konusunda bilgi aldım. Taksi tutup Ürdün’de bizim eve en yakın özel bir hastane olan İsra Hastanesinin acil bölümüne gittik. Orada Musa’ya testler yaptılar. Onlar da ilk olarak ya apandis ya da böbrek taşı olabileceği ihtimali üzerinde durdular. Ne olduğunu onlar da tam olarak anlayamamıştı. Testler yapılmaya devam edildikçe durum daha da netleşmişti. Apandis ameliyatı gerekiyordu. Türkiye’ye götürüp yapmayı düşündük. Ancak doktorlar durumun ciddi olduğunu Türkiye’ye yetişmesinin mümkün olamayacağını söylediler. O gece Musa sabaha kadar müşahede altında kaldı. Çünkü doktorlar apandis ameliyatı konusunda iyice emin olmak istiyorlardı. Bu nedenle aceleci davranmıyorlardı. Ayrıca Musa’nın ameliyat olabilmesi için midesinin tamamen boş olması gerekiyordu. Bu nedenle Musa’ya sadece serum veriyorlardı.

Bir şey yiyip içmesi yasaktı. Biz de elbette endişeliydik. Arap doktorlar bu işi becerirler mi? Ya ameliyat başarılı olmazsa diye bir endişe vardı. Ancak ameliyatı yapan doktoru biraz araştırdığımızda içimiz rahatlamıştı. O doktorun Ürdün’ün en iyi cerrahlarından olduğunu ve yüzlerce başarılı apandis ameliyatı yaptığını öğrenmiştik. Netice itibariyle Musa’yı ertesi günü ameliyata aldılar. Ameliyat başlayana kadar Musa’yı hiç yalnız bırakmadım. Narkoz vermeden önce sorulması ve yapılması gereken prosedürlerde doktorlarla Musa arasında tercümanlık yapıyordum. Çok teknik sorular soruyorlardı. Bir çok tıp terimleri de barındırdığı için iyice anlamadan cevap vermiyordum. Bu arada daha Türkçe karşılığını bilmezken bir sürü Arapça tıp terimleri öğrenmiştim. Orada görsel ve uygulamalı olarak anlattıkları için terimleri anlamada çok fazla zorlanmıyordum. Gereken hazırlıklardan sonra Musa’yı ameliyata aldılar.

Ameliyat bir saatten uzun sürmüştü. Nihayet Musa ameliyattan çıkmıştı. Doktor ameliyatın başarılı ve sorunsuz geçtiğini söyleyince hepimiz rahatlamıştık ve üzerimizden ağır bir yük kalkmış gibiydi. Kapalı yöntemle yapılan bir ameliyat olduğu için Musa’yı ertesi gün taburcu etmişlerdi. İki hafta Musa’ya âdeta dadılık yaptık. Yemek yapıp yedirdik. İlk günler kendisi eliyle yemeğe de takati olmadığı için arkadaşları kendi elleriyle Musa’yı yediriyorlardı. İki hafta içinde Musa kendini iyice toparlamıştı. Artık hiçbir şey olmamış gibi gezebiliyor ve derslere katılabiliyordu. Elhamdülillah bütün öğrencilerimizle birlikte sağ salim ülkemize dönebilmiştik.

Sayın hocam, son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Arap ülkelerine gitmek oraya hiç gitmeyenlerin gözünde Arapçayı kolay öğrenme yolu olarak algılanmaktadır. Halbuki yabancı bir ülkeye gitmek ve orada kalmak, o dili öğretmez. Bir dil çalışılarak ve emek verilerek öğrenilir. Özellikle bizim Arapçayı öğrenmekteki amacımız Arapça olan dini ilimlerin kaynaklarını okuyabilmektir. Konuşma ise ikinci planda olan bir şeydir. Dini metinleri okuyabilmek için gerekli olan Arapçayı ülkemizde öğrenmek çok daha kolaydır. Çünkü Arapça için en öncelikli olan grameri bizim ülkemiz çok iyi öğretiyor. Arapların gramer eğitimi noktasında bizden geri olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü onlar gramere bizim kadar çok fazla önem vermiyorlar. Dolayısıyla Arapça için grameri iyi bir şekilde öğrenen biri, bol bol metin okumalarıyla Arap ülkesine gitmeden kendini geliştirebilir.

Sonuçta Arap ülkesine de gitmiş olsa orada da aynı şeyi yapması gerekecek. Bir ülke insana dil öğretmez. İnsan kendisi çalışarak bir dili öğrenir. Arap ülkesine gitmek dilin konuşma yönünü geliştirmemizde bize kolaylık sağlar. Dolayısıyla Arapça için Arap ülkesine gitmeye bu gözle bakılmalı ona göre kendimizi hazırlayıp oralarda konuşma yönümüze ağırlık vermeliyiz. Arap ülkesine gitmeden Arapçanın gramer ve metin okuma-anlama aşamasını halletmek veya belli bir seviyeye getirmek orada konuşmayı çok hızlı geliştirmemize yardımcı olacağına inanıyorum. Dil öğrenmekte sıkıntı çeken arkadaşlara “Barry Farber’in Yabancı Dil Öğrenme Yöntemleri” adlı kitabını tavsiye ederim. Bu kitap, bir dilin kendi kendine nasıl öğrenilebileceği konusunda güzel fikir ve yollar sunmaktadır. En son olarak şunu da belirtmek gerekir ki modern Arapça’yı en hızlı geliştirmenin yolu bol bol güncel gazete ve dergi okumaktan geçer.

Sakarya “eilahiyat” topluluğu adına Harun Hocamıza, bizlere zaman ayırıp , bu samimi sohbeti paylaştığıi çin teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Röportajı Hazırlayan: Esra EKİNCİ

Sakarya Eilahiyat Temsilcisi

 

Yorumlar   

+1 #1 Kışın Leylası 14-10-2012 06:40
Bu güzel paylaşım için teşekkür ediyoruz, Esracım ...
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile