Dr. Mustafa Sami Baybal ve İlahiyâtı

Röportaj

sbaybal.jpg             İlahiyatçı olmaya ne zaman, nasıl karar verdiniz hocam?

Aslında ben çocukluk yıllarıma veya daha öncesine ait zihnimde kalan bilgilerin veya anıların çok sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Çünkü insan o dönemde hem yaşı hem de konumu ve taşıdığı şartlar itibariyle git-geller yaşar. Dolayısıyla bu durum benim içinde geçerli. Fakat hemen şunu söyleyebilirim: Benim ilahiyatçılığım öyle tombaladan çıkmış filan değil. Mensup bulunduğum ailenin dini hassasiyeti oldukça fazlaydı. Rahmetli babam, aslında bir tıp doktoru olmasına rağmen, İstanbul’da yüksek tahsil gördüğü yıllarda (1950–1956) zamanın deve dişi diye tarif edilen önemli ilim adamlarıyla (Ömer Nasuhi Bilmen, Hasan Basri Çantay, Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı vb.) tanışmış, onların sohbetlerinde bulunarak edeb ve irfanını artırmış, Mahmud Sami Ramazanoğlu gibi bir üstadla karşılaşarak ondan tasavvufi terbiye almıştı. Konya’da doktorluk yapmaya başladığı andan itibaren de içinde yaşadığı topluma bir bakıma damgasını vurmuş, Müftülüğün izniyle Salatin camilerde ateşli hutbeler okumuş ve Konya İmam Hatip Okulu’nun ilk açıldığı yıllarda dışarıdan fahri olarak gelip Astronomi, Fizik, Kimya ve tabiat bilgisi gibi çeşitli dersler verirken İmam Hatip öğrencileriyle ayrı ayrı ilgilenmişti. Daha sonra da aynı okulun doktorluğunu yapmıştı.

İşte tüm bunlar, benim ilahiyatçılığa adım atmam için yeterde artardı bile. Rahmetli babam, benim iyi bir benim iyi bir tahsil alabilmem için mutlaka bu sıralardan geçmemin gerekli olduğunu ısrarla vurguluyordu. Tabiî ki İmam Hatip’ten sonra da Konya Yüksek İslam Enstitüsü(o zaman henüz ilahiyat fakültesi açılmamıştı) bitecekti. Nitekim tahsil hayatım aksamadan aynı minval üzere devam etti ve bitti. Hayattan en çok zevk aldığım yılların, İmam hatip ve İslam Enstitüsü’nü kapsayan yıllar olduğunu söylersem mübalağa etmemiş olurum. Zira hayatın anlamına dair hem arkadaşlarımda, hem de yaşadığım çevrede bir şeyler bulabiliyordum. Pek tabiî ki, evimizde sıkça yapılan dini ve tasavvufi sohbetler, aynı zamanda bu sohbetlerde tanıdığım bazı büyük insanlar benim ilahiyatçılığımı daha da pekiştiren amillerdi. Okul bittikten sonra 4–5 yıl gibi bir bocalama dönemi geçirdim diyebilirim. Özel sektörde bazı işlerde çalıştım fakat hiçbiri beni tamamen tatmin etmedi. İlahiyatçılığımın hakkını vermeliydim. Nihayet, 1985 yılında Konya merkezde Karma Ortaokulu’nda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olarak göreve başladım. Tam 9 yıl vazifeme devam ettim. Şunu ifade etmeliyim ki, bir ilahiyatçı olarak diğer branşlardan çok farklı bir saygınlık gördüğüm ve çok verimli olduğuma inandığım yıllar bu yıllardı.

 

Fakülteye adım atmanız ve branşınızı seçmeniz nasıl oldu?

Karma Ortaokulu’nda öğretmenlik yaptığım sırada Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Dinler Tarihi Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yapmaya başladım. Aslında bu branş seçimi çok da bilinçli değildi. Ama kader ağlarını çoktan örmüştü. Gerek yüksek lisans yaptığım süre içerisinde gerekse aynı branştan Doktora’ya başladığım yıllarda birçok insan bana şu soruyu sormuştu: Niçin “Dinler Tarihi”? Aslında kafamda bu sorunun cevabı net olarak yoktu. Herkes benim için tasavvuf veya tefsir, hadis gibi bir alanda çalışmamın daha uygun olabileceğini düşünüyordu. Fakat Dinler Tarihi’nden doktora yapmış biri olarak şu andaki düşüncemi sorarsanız, çok da pişman olmadığımı söyleyebilirim. Çünkü gelişen ve değişen dünya düzeninde çok sağlam bir Dinler Tarihi birikimine ihtiyaç olduğunu zannediyorum.

İlahiyat Öğrencilerine neler tavsiye edersiniz?

İlahiyatçı olmanın kıymetini bilin.

Birbirinizi sen şu’cusun ben bu’cuyum diye yemeye kalkmayın.

Cemaatleşmeden maksadın, sürüleşme olmadığını ve zihinlere ipotek koyma anlamına gelmediğini bilin.

Hayatın anlamını hiçbir zaman kaybetmeyin.

Cenab-ı Hakk’ın size verdiği imkân ve kabiliyetleri maksimum düzeyde değerlendirin.

Yokuş çıktığınıza değil, yol alıp almadığınıza bakın.

İlahiyatçıya yakışan bir bilgi donanımına sahip olun.

Bir Müslüman ve bir ilahiyatçı olarak önceliklerinizi iyi belirleyin. Ona göre bir hayat felsefesi oluşturun.

Allah ve Rasulu ile ilişkilerinizi sağlam tutun.


Röportaj: Ayşe Yılmaz / Selçuk DKAB 4. sınıf

Sizin de röportajlarınız eilahiyatta yer alabilir.. Başvuru This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it..

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile