Varlık ve İnsan Üzerine II

Röportaj
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

varlikveinsan[İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlilerinden Doç Dr. Ömer Mahir Alper Hocamızın ‘Kemalpaşazade Bağlamında Bir Tasavvurun Yeniden İnşası birkaç ay evvel Klasik Yayınlarından çıktı.


Hocamızla kitabı üzerinden Kemalpaşazade’nin Varlık anlayışına dair yapılan ve ilk bölümünü daha evvel yayınlamış olduğumuz söyleşinin ikinci kısmını da istifadenize sunuyoruz]

Söyleşinin Sitemizde Yayınlanan İlk Kısmı İçin Link: Varlık ve İnsan Üzerine

Düşünce ve "varlık" dediğimiz şeyler önce yazıya sonra kitaplara yansıyarak kendilerini belli etmektedirler. Kemalpaşazâde'nin düşüncelerinin izini sürebileceğimiz eserleri içinde öne çıkanlar hangileridir?

Kemalpaşazâde hemen her alanda düşünce ortaya koyduğu için, her alana ilişkin olarak düşüncesinin izini sürebileceğimiz öne çıkan eserleri farklıdır. Mesela onun hukuk düşüncesi ile ahlak düşüncesi için öne çıkan kitaplarını birbirinden ayırabiliriz. Fakat bunu söylemekle, onun eserlerinin kendi içerisinde bir irtibatının olmadığını ya da tam olarak ayrıştırılabileceğini söylemek de istemiyorum. Mesela o, bir hadisi şerh ederken ya da bir âyeti tefsir ederken de felsefî görüşlerini ortaya koymakta ya da felsefî meselelere girebilmektedir. Bundan dolayıdır ki, eğer onun, örnek olarak, epistemolojisi ya da metafiziği incelenecekse, sadece pür felsefî denebilecek eserleriyle iktifa edilemez. Fıkha, tefsire, dilbilime ya da hadise dair eserlerine de müracaat etmek gerekir. Hiç ummadığınız bir biçimde, felsefî bir kavramın açıklamasını, onun doğrudan felsefeye ait olmayan bir eserinde bulabilirsiniz. Bu durum, tabiî bir Osmanlı düşünürünü incelemenin zorluğunun da nedenleri arasındadır. Dolayısıyla, bir Osmanlı düşünürünü, özelde ise Kemalpaşazâde'yi anlayabilmek için onun yazmış olduğu bütün disiplinlere şu ya da bu şekilde vakıf olmak gerekmektedir. Aksi halde bu ölçekteki bir düşünürün düşüncelerini takip etmek zorlaşacak ve hatta bazen imkansız bir hale gelecektir.

Bu kayıtla birlikte doğrudan onun felsefî düşüncelerinin izini sürebileceğimiz öne çıkan eserlerinin Tehâfüt Hâşiyesi başta olmak üzere varlık ve insana dair yazmış olduğu müstakil eserleri olduğunu söyleyebilirim.

Her ilim bir varlık alanıdır. Onun bütün kelâmî, felsefî ve tasavvufî ilmi disiplinlerden yararlandığını ifade ediyorsunuz. Sizce onunla disiplinler arasında nasıl bir ilişki var?

Kemalpaşazâde, "hakikat merkezci" bir düşünür ve filozof olarak disiplinler ve ekoller arası keskin ayırımlar yapmaz. O, ister felâsifeden isterse mütekellimûn ve mutasavvifûndan gelsin, öncelikle kendisi açısından bir düşüncenin doğruluk değerine bakar ve bunu araştırır. Görebildiğim kadarıyla eserlerinde de sürekli izlediği yol budur. Bu yüzden onun temel eserlerini aynı zamanda birer eleştiri metni olarak okumak mümkündür. Mesela Hocazâde'nin Tehâfüt metnine yazdığı bahsettiğim Hâşiye'si tam bir Hocazâde eleştirisidir. O, birçok yerde de kelamcıların İbn Sînâ eleştirilerine karşılık İbn Sînâ'nın tarafında yer alır ve onu savunur.

Kemalpaşazâde'nin felsefe ve kelamın sentezini oluşturmak için çaba harcayan, yaratan ve yaratılan arasında ontolojik ayrım yapan bir düşünür olarak İbn Arabî düşüncesi ile ilişkisi nasıldır?

Kemalpaşazâde, İbnü'l-Arabî'nin temsil ettiği tasavvufî felsefe sisteminden de oldukça yararlanmış ve etkilenmiştir. Kemalpaşazâde'nin varlık anlayışında olduğu gibi insan anlayışında da bu etkiyi açıkça görebiliriz. Mesela onun varlığı, Tanrı-âlem ilişkisini ve insanı açıklarken başvurduğu tecellî, ayna, nûr, insan-ı kâmil gibi kavramlar hep bu etki sayesindedir. Hatta denilebilir ki, İbnü'l-Arabî ile ilgili Osmanlı'daki tartışmada onun İbnü'l-Arabî lehinde bir tavır alması, İbnü'l-Arabî'nin meşrulaştırılmasında tesiri olmuştur. Ama bu durum onun bütünüyle İbnü'l-Arabî geleneğine bağlı olduğunu da göstermez.

Doğrusu ben, Kemalpaşazâde'nin sentezini gerçekleştirirken, tabir caiz ise, ortak aklı bulmaya çalıştığını, her akım içerisindeki bu ortak aklı merkeze aldığını düşünüyorum. Dolayısıyla onun, farklı akımlardan bir takım kavramları herhangi bir kompleks duymaksızın alabildiği görülmektedir. Bu sebeple onda İbn Sînâ'dan da, İbnü'l-Arabî'den de ve Fahreddin Râzî'den de pek çok kavram ve önermeyi görebilmekteyiz. O, bunu yaparken adlandırmalara ve lafızlara takılmaz. Onun için önemli olan hakikattir ve o, bu hakikatin ifade ediliş biçiminini ve telaffuz şeklini kendi düşüncesini oluşturmada bir engel olarak görmez.

Kitabınızda genel olarak kelamcılara ve felsefecilere dönük eleştirileri hakkında bilgi edindiğimiz Kemalpaşazâde'nin tasavvufa dönük eleştirileri hangi noktalarda toplanır?omer-mahir-alper

Ben, doğrudan tasavvuf felsefesini hedef alan bir tavrına doğrusu rastlamadım. Ama bu durum, onun tasavvuf felsefesini bütünüyle kabul ettiğini de göstermez. Dediğim gibi o, kendi sistemi içerisinde tasavvuf felsefesine de yer vermiş ve onu da sentezine katmıştır. Ama o, bu alanla ilgili de oldukça dikkatlidir. Biz bu dikkati Zorunlu Varlık olan Tanrı ile mümkün varlık olan âlem arasındaki ayrıma dair onun yapmış olduğu vurgularında görebiliriz.

Peki,"bütün yaratılmış varlıkların kendisinden meydana geldiği ilk külli ilkeyi veya ontolojik ilk-örneği" olarak  hakikat-i Muhammediye ve insan-ı kâmil konularında Mevlid başta olmak üzere Osmanlı entelektüel geleneğinin peygamberleri yarıştırırırcasına bir üstünlük algısını ortaya koymalarını nasıl yorumluyorsunuz? Bu hiyerarşize edici yaklaşımların yol açtıkları tehlikeli gelişmeler bakımından sorgulanması gerekmez mi?

Öncelikle şunu belirteyim ki, Hz. Muhammed'in, diğer peygamberler de dâhil bütün insanlardan üstün olduğu düşüncesi Osmanlı'da ortaya çıkmış veya ona ait bir düşünce değildir. Bunun, Osmanlı öncesi İslâm düşüncesinde, felâsifede olduğu gibi, mutasavvifûn ve mütekellimûnda da kökleri vardır. Dolayısıyla bu tavır, Osmanlı'nın icad ettiği değil, devraldığı bir tavırdır.

Doğrusu ben, bu tavrı, peygamberleri yarıştırmak olarak adlandıramam. Bu doğru da olmaz. Buradaki tavır, tamamen merâtibü'l-vücûd düşüncesiyle ilgilidir ve buradan neşet etmektedir. Bir başka ifadeyle bu tavır bir varlık düşüncesiyle ve varlıklar arasındaki hiyerarşi fikriyle ilişkilidir. Buna göre varlıklar birbiriyle eşit değildir, aralarında bir sıradüzeni vardır. Bu durum bu dünyada canlı ve cansızlar arasındaki ilişkide de kendini göstermektedir. Bitki ile hayvan, hayvan ile insan sahip oldukları imkanlar ve yetkinlikler dolayısıyla bir sıradüzenine tabidir. Bu durum insanlar arasında da böyledir.

Klasik İslâm düşüncesi, ve belki de bütün geleneksel düşünce sistemleri, Moderniteyle birlikte zuhur eden yaklaşımların aksine, varlıkta ve insanlar arasında bir hiyerarşi görür. Klasik İslâm düşüncesine göre insanlar birbiriyle eşit değildir. Çünkü her bir insanın imkan ve yetkinlikleri belirli bir derecelenmeye tabidir. Dolayısıyla peygamberler sahip oldukları bu imkan ve yetkinlikleri sebebiyle sıradan insanlardan üstün bir konuma yerleştirilir. Aynı şekilde Hz. Muhammed de diğer peygamberlerden daha üst bir konuma oturtulur. Bunun peygamberlerin teorik ve pratik yönüne bakan nedenleri vardır ve bu düşüncenin oluşmasında diğer alanlarda olduğu gibi Kur'ân'ın doğrudan etkisi bulunmaktadır. Zira Kur'ân, bir "iman konusu olarak peygamberler" arasında bir ayırım yapılamayacağını ortaya koymakla birlikte, peygamberler arasında efdaliyyet veya "büyüklük" bakımından bir derecelenme olduğunu gösterir.

Kemalpaşazâde düşüncesinde Varlık ve İnsan sorunlarının felsefi bakımdan temellendirilebileceği bir altyapı ya da bir hareket noktası oluşturacak belli başlı kavramlar nelerdir?

İlk aklıma gelenler Zorunlu Varlık, mümkün varlık, mevcûd, mâhiyet, mahiyetin yaratılmışlığı, imkân, ontolojik yoksulluk (fakr), yokluk, tecellî, cûd, yaratma, nûr, nefs, rûh, akıl, insan-ı kâmil gibi kavramlardır.

Kuşkusuz her filozofun düşünme biçimini belirleyen, onun insan hakkındaki görüşüdür. Kemalpaşazâde'nin insan hakkındaki görüşünün belli başlı özellikleri hakkında ne söylersiniz?

Kemalpaşazâde'nin insan düşüncesi, insanın İlahî sıfatları en üst düzeyde temsil ettiği, mikrokozmos olduğu, Tanrı'nın en büyük kanıtı bulunduğu, indirgemeci yaklaşımların aksine ruh ve bedenden müteşekkil bütüncül bir varlık olduğu, varlık hiyerarşisinde âlemdeki varlıkların en üstünü bulunduğu, ölümün insan için bir son değil yeni bir varoluş modu olduğu vb. yönündeki tezler etrafında şekillenir.

Ömer Mahir Alper Varlık ve İnsan (Kemalpaşazade Bağlamında Bir Tasavvurun Yeniden İnşası),Klasik Yayınları,2010, 210 sayfa.

Kaynak: Dünya Bülteni

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile