‘Müslümanlar, Hem Layt Hem de Lakayt Oldular.’

Röportaj
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times
ihsan_sreyya_srma [Özgün Duruş, bir yaşını doldurdu, daha bir güvenle ve sağlam adımlarla yoluna devam ediyor. Çok değerli kalemlerin mühim konulara temas ettiği muhtelif sahalarda yazılar ve araştırma konularıyla birçoğu arasında daha ilk sayısından temayüz eden bir gazete.

Geçen aylarda Özgün Duruş, İhsan Süreyya Sırma Hocamızla Müslümanların hâlihazırdaki ahvalinden Abdülhamid’e, başörtüsü tartışmalarından entel-entelektüel ayrımına, yakın zamanda çıkacak ‘Müslümanların Tarihi’ kitabına birçok meseleyi sordukları bir röportaj yaptı, bizler de önemli gördüğümüz bu söyleşiyi istifadenize sunuyoruz.]

Uzun bir süre Viyana’da kaldınız. Orada hocalık yaptınız, birçok öğrenci yetiştirdiniz. Viyana’ya ne zaman ve niçin gittiniz?

Viyana’ya gidişim planlanmış bir şey değildi. 1996`da Sakarya Üniversite’sinde görevime son verilince İstanbul’a geldim. Sonra Tayyip Bey’e İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sırasında, 2000 yılına kadar Kültür ve Tarih danışmanlığı yaptım. 2000 yılında Viyana’dan bana bir teklif geldi. “Burada kâğıt üzerinde bir İslam Araştırmaları Enstitüsü açılmış, fakat bir türlü faaliyete geçememiş. Bunun kuruluşuna yardımcı olur musunuz? Biz bir konferans düzenleyelim, konferansa gelin bu arada görüşelim” dediler. Peki dedim ve konferans vermek üzere Viyana’ya gittim. Gerçekten de, yıllar önce İslam Araştırmaları Enstitüsü adında bir enstitü kurulmuş ama bir proje olmaktan öteye gidememişti. Oradaki Milli Görüş teşkilatı bu enstitüyü hayatiyete geçirmek üzere benden yardım istediler. Tüzüğü inceledik ve dedik ki, tamam biz bu enstitüyü faaliyete geçirelim. O zaman bana biraz kalmamı teklif ettiler. Ben de tamam dedim, on beş-yirmi gün kalırım dedim. Ama kalış o kalış... Tam on sene oldu.

On yıl boyunca Viyana’da neler yaptınız?

Orada değişik programlarım oldu. Aşağı-yukarı İmam Hatip ve eski Yüksek İslam Enstitüsü’nün programları gibi programlar yaptık. Enstitüde, Kur’an, Tefsir, Hadis, Fıkıh, İslam Tarihi, Kelam, Arapça, pedagoji ve tabi bu arada Almanca gibi dersler vardı. Ben İslam Tarihi derslerine girdim. Diğer derslere de başka hocalar bulduk. Bu şekilde on sene devam ettik. Enstitü tam oturdu, dedim ki “artık bana müsaade, ben yoruldum, İstanbul’a dönüyorum.”

Viyana’daki İslâm Enstitüsüne paralel olarak daha önce kurulmuş bir İslam Akademisi vardı. Bu akademi, Avusturya Devleti’ne bağlı, resmi bir kurumdur. Çünkü Avusturya, Sultan II. Abdulhamid’in kendilerine müracaatı üzerine, 1912’den beri İslam’ı din olarak kabul etmiş ve bunu anayasaya koymuştur. Onun için din adamı yetiştirme mecburiyeti var. İşte bu akademinin isteği üzerine,  orada da Arapça olarak İslam Tarihi derslerine girdim.

Bu resmi bir teklif miydi hocam?

Evet. Tabi resmi bir teklif. O zamanlar akademi bünyesinde profesör olmadığı için, kadrolarına beni de almak istediler. Almancayı ders verecek seviyede bilmediğim için, Akademi yönetim kurulunun aldığı bir kararla İslam Tarihi dersini Arapça olarak verdim. İki sene o şekilde orada da ders verdim. Geçtiğimiz temmuz ayında da Türkiye’ye geri döndüm.

Enstitü ve akademiye paralel olarak, 2000 yılından itibaren Türkiye`den Mili Görüş ve ÖNDER vasıtasıyla gelen başörtülü kız ve erkek öğrencilere de dersler vermeye başladım. Bu öğrenciler, Türkiye’de uygulanan başörtüsü yasağı ve İmam-Hatip liselerine konmuş olan katsayı probleminden dolayı Viyana’ya gelmişlerdi. Bu öğrencilerin sayısı her sene çoğaldı. Bunun üzerine, ÖNDER`in erkekleri ve kızları için bir dernek kuruldu ve adına “WONDER” denildi. Kızlar ve erkekler için, yurt olmak üzere ayrı ayrı büyükçe iki bina satın alındı. Tabi hem oraya derse gidiyordum hem de Milli Görüş yurtlarında okuyan öğrencilere...

Başörtüsü yasağı sona erdi. YÖK Başkanı, ÖSS ve KPPS dâhil tüm sınavlara başörtülü girilebileceğini açıkladı. Neler söylemek istersiniz?

Doğrusu bu yasağın ortadan kalktığına inanmıyorum. Çünkü bugünkü yönetimden güç alarak YÖK bunu yapıyor. Yarın Allah korusun yönetim değişirse ve yahut “28 Şubat” kafalı bir yönetim gelirse, eski tas eski hamam olur. Onun için bunun kanuna konması lazım.  Bütün dünyada olduğu gibi “hiç kimse kimsenin kılık-kıyafetine karışamaz” şeklinde bir kanun çıkarmak lazım. Herkesin mağduriyeti giderilmeli. Yoksa bu bir kangren olur gider. Nitekim boşu boşuna Türkiye’yi meşgul ediyor.

Türkiyeli Müslümanların hali hazırdaki durumunu nasıl görüyorsunuz?

80’li yıllarda Müslümanlar hakikaten güzel bir arayış içerisindeydiler. Okuyorlardı, toplumda var olduklarını gösteriyorlardı. Bir örnek vereyim. Mesela benim “Mekke Dönemi ve İşkence” diye bir kitabım var. Senede üç baskı yapıyordu. Ne demek istiyorum? Yani Müslümanlar kitap okuyorlardı. Fakat 12 Eylülden sonra özellikle 28 Şubat’tan sonra Müslümanlar okumayı bıraktılar. Tabi İmam Hatip okullarının kapanmasının da bunda bir payı var.

Kanaatime göre Müslümanlar hem “layt”, hem de “lakayt”  oldular. Yani “ben modernce yaşayayım, o arada namazı da kılarsam iyi olur” gibi düşünmeye, bu düşünceleri doğrultusunda, -yani inançları doğrultusunda değil- yaşamaya başladılar. Artık Müslümanlar için öncelik İslam değil, modern yaşam biçimidir. Oysa Müslümanların, dinlerini öncelemeleri gerekir.

Sizin gördüğünüz kadarıyla öncelik nedir?

Öncelik, Allah’ın emrettiği ve Resûlullah (s.)’in tebliğ ettiği doğrultuda bir yaşam sürdürmektir. Yani yaşamımızın gayesi modern bir yaşam sahibi olmak değil, Müslümanca bir yaşam sahibi olmaktır. Bir örnek vereyim; Değişik yayınevlerinden İihsan_sreyya_srmaaslami kitaplar çıkıyor. Bu kitaplar diyelim ki 1. baskıda bin adet basıyor. Birkaç sene sonra kitabın baskı durumunu soruyorum; ilk baskıyı bile bitiremediklerini söylüyorlar. Ama bakıyorsunuz, magazin bir kitap basılıyor. Müslümanlar ona sarılıyor, okuyor. Hatta okumasalar bile gidip alıyor ve evdeki kütüphanesine koyuyor. Böylece hem kendisine, hem de başkalarına entelektüel olduğunu ispata çalışıyor. Üstelik bu hareketiyle entelektüel değil, “entel” olmaya çalıştığının farkında bile değil. Demem o ki, Müslümanlar entelektüel/münevver olma yerine, entel olma peşindeler. Çünkü entelektüel olan okur. Müslümanlar entelektüel olmadan, entel olmak istiyorlar. Yani bir şey okumadan okumuş gibi görünmek istiyorlar. Onun için İslami kitaplar satılmıyor. Fakat bunun dışında kalan “magazin kitaplar” baskı üzerine baskı yapıyor. Ve  Müslümanlar, bu kabil sansasyonel kitaplara  milyonlarca lira para veriyorlar.

Yani Müslümanların düşünsel olarak mı öncelikleri değişti?

Düşünsel olarak değil, imanî olarak öncelikleri değişti. Önceliğimiz değişti. Önceliğimiz, her gün biraz daha modernleştirmeye çalıştığımız yaşam tarzımız oldu. 35 sene önce Erzurum`da bir makale yazdığım da fırtına kopmuştu. Bildiğiniz gibi, kimin uydurduğu belli olmayan ve hâlâ tedavülde olan, üstelik “hadis” diye öğretilmeye devam edilen bir söz vardır: "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi Ahrete çalış." Bu sözü hadis diye bize yutturdular. "Böyle bir hadis yok" diye bir makale yazdım. Hadis profesörleri bile itiraz ettiler. Dediler ki, "biz bu hadis’le vaaz ettik, kitaplarımıza koyduk." İyi de kardeşim yok böyle bir hadis, düzeltin o zaman, dedim; hiçbir hadis hocası bu konuya değinmedi. İşte Müslümanlar, “hadis” dedikleri bu kuralı dahi biraz değiştirerek, yani işin “ölüme taalluk eden” kısmını devreden çıkararak bu bugünkü seküler yaşamlarına kavuştular...

Bu, “hadis” denilen söz şu tehlikeyi getirdi; Müslümanlar dünya için yaşar oldular ve ahiretlerini de unuttular. Zannettiler ki beş vakit namaz kılınca Müslümanlık tamam oluyor. Hâlbuki İslam, hayatımızın bütününü içeriyor. Öyle bir hal oldu ki, yani Müslümanlar dünyaya öylesine daldılar ki, bunları düşünmeye bile vakit bulamıyorlar. Hele bu pespaye tv dizileri var ya, bunlar Müslümanları iyice ellerine almış, onlara tv. ahlakını empoze edip duruyorlar. Bizdeki bu “dizi hastalığı” dünyanın hiçbir yerinde yok.

Biliyorsunuz bendeniz biraz fazla gezen bir insanım.  Gittiğim İslam ülkelerinde de maalesef bizim televizyonların dizileri izleniyor, bu dizilerle bizim çoluk-çocuğumuzun ahlakını bozdukları yetmiyormuş gibi, onların da ahlaklarını bozuyorlar… Bir erkek veya kadın eşini nasıl aldatır, böyle durumlarda, -bu fiilleri teşvik etmek için- zorda kalanlara nasıl yardım edilir, metres hayatı, flört çeşitleri, şiddet olayları vs. vs… Dizilerden hemen sonra internete koşup “çet” yaparlar; ve bu “çet”lerde, eşleriyle değil, başkalarının eşleriyle çetleşenler sayesinde binlerce aile yıkılır; çocuklar ortada kalır…

Bir de şunu söylemek istiyorum, Türk milleti çok fazla siyasallaşmış. Kardeşim, kahveye gidiyorsunuz kimse kitap okumuyor; herkes falan partinin programı nedir, falan parti başkanı konuşmasında ne dedi? Bunu konuşuyorlar. Okullara gidiyorsunuz aynı şey, Cemaatlere gidiyorsunuz, aynı şey... Herkes politika konuşuyor, kimse ilim konuşmuyor. Bütün insanlar politize olup gitmişler… Evlerde ömürlerinin son anlarını yaşayan dedeler, nineler bile, politikayla ilgileniyor!

Batı toplumu böyle değil mi?

Batıda öyle bir şey yok. Ben batıda yaşıyorum. Dört senede bir seçim geliyor geçiyor, haberim bile olmuyor. Niye? Dört senede bir millet gidip oyunu kullanıyor; o kadar! Bizdeki gibi vay böyledir, vay şöyledir dedikoduları orada yok. Gidin Anadolu’nun bir köyüne, köy kahvesinde bile başbakan konuşulur, onun yerine hükümet kurulur; muhalefetin yerine muhalefet konuşulur. Neden peki? Çünkü okumayı terk etmiş olan bu milletin yapacağı başka bir şey yok. Eskiden Osmanlı döneminde bu kahvehanelerin adı Kıraathane idi. Yani okuma salonu idi. Şimdi ise “siyasethane” oldu.

Bu gidişatı değiştirmek için ne yapmak gerekir?

Vallahi benim elimde bir şey yok. Belki biraz ağır olacak ama Bakara suresinin başında şöyle bir ayet var. Diyor ki; ‘‘Allah’ı ve mü’minleri kandırmaya çalışırlar.’’ Yani Allah korusun, Müslümanlar biraz böyle bir duruma doğru gidiyorlar. Kendilerini kandırıyorlar, Müslümanları kandırıyorlar. Allah`a inanıyor gibi görünüyorlar fakat başka ilke ve ülkülerle yaşıyorlar!

[Müslümanca yaşamak için yapılabilecekler, Sultan Abdülhamid, Müslümanların Tarihi ve sair konularda sorulan diğer soruları röportajın ikinci bölümünde yayınlayacağız.]

Kaynak: ÖZGÜN DURUŞ

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile