Bir Musikîşinas Hocamız: Erdoğan ATEŞ

Röportaj
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

erd_atsÖncelikle Erdoğan Ateş kimdir? Bize kendinizi tanıtır mısınız?

1962’de Isparta’da doğdum. Her zaman şunu söylemekten gurur duydum; ailem bir balkan göçmenidir. 1900’lü yılların başlarındaki Bolşevik ihtilali neticesinde 1951 yılında ailem balkanlardan Anadolu’ya göç etmiş.

 

Lise tahsilimi Isparta İmam Hatip Lisesinde tamamladım. Sonra 1980 yılında O zaman Yüksek İslam Enstitüsü olan İzmir İlahiyat Fakültesi’ne başladım. 1985 yılında ilahiyat fakültesinden mezun oldum. Daha sonra askerliğimi yaptım ve din kültürü öğretmenliğine başladım. Tabi burada hayat hikayemi anlatırken musikiyi bunun bir yerine oturtmak gerek. Çok sevdiğim, ilgilenmekten keyif aldığım müzikle üniversite yıllarında tanıştım. Hocam –Allah selamet versin- kendisinden çok istifade ettiğim Prof. Ayhan Altınkuşlar’ı İzmir İlahiyat Fakültesinde tanıdım. Ayhan Altınkuşlar o yıllarda İlahiyat Fakültesi’nde dini musiki hocasıyken ondan enstrüman çalma dersi alarak başladım. Arkasından da nazariyat, nota dersleri vs. ile müzikle tanıştım ve biraz yol aldım. Daha sonra Ankara’da öğretmenlik yaparken öğretmenlerden müteşekkil bir tür sanat müziği korosunun sorumluluğunu bana verdiler. Bu koroyu yaklaşık 4-5 yıl idare ettik; birtakım konserler verdik. Daha sonra İzmir İlahiyat Fakültesinden hocam Ayhan Altınkuşlar emekli olup ayrılınca onun yerine bizi çağırdılar ve 1994 yılında İzmir İlahiyat Fakültesine Dini Musiki Öğretim Görevlisi olarak geçtim. Yaklaşık altı sene İzmir’de çalıştıktan sonra 2000 yılında Süleyman Demirel Üniversitesine geldim.

Hoş gelmişsiniz diyerek ikinci soruma geçiyorum. Bu alanı seçmenize etki eden örnek aldığınız biri var mı?

Dini musiki akademik anlamda çok fakir kalmış bir alandır. Çünkü Türk Dini Musikisi’nde şöyle bir özellik var; biraz ilahiyat kültürünüz, dini kültürünüz olacak ve kültürünüzü müzikle, nota ile birleştireceksiniz. İlahiyat Fakültesi’nden mezun olan öğrenciler çok özel ilgi gösterip çalışmadıkça dini musikiyi başaramıyorlar. Şuraya gelmek istiyorum; bizim akademisyen yetiştirme konusunda 90’lı yılların sonuna kadar çok büyük sıkıntılarımız vardı. Bu nedenle tabiatıyla klasik Türk müziğinin icracısı ve bestekar diyebileceğimiz birçok insanı örnek alıyorsunuz. Merhum Sıtkı Sezgin’den, Kani Karaca’dan, Alaaddin Yavaşça’ya pek çok isim sayabilirsiniz. Musiki’de hem bilimsel hem de ahlaki yönde yani bir sanatkar nezaketi, bir sanatkar letafeti, bir sanatkar şahsiyetinin yetişmesi konusunda hocam Ayhan Altınkuşlar’ı örnek gösterebilirim. Ondan öğrendiğim çok şey varerd_ateess

Biraz ailenizden bahseder misiniz? Sizin gibi ailenizin de sanata ilgisi var mı?

Bahsedelim. Eşim ilahiyatçı bir öğretmen. İki çocuğum var; kızım da az çok benim yolumdan gidiyor ama o İslam sanatları hat, tezhip, ebru, minyatür okuyor. Oğlum bu sene İstanbul Üniversitesi Makine Mühendisliği’ni kazandı. Ailede musiki var mı? Var. Kızıma ud çalmasını öğrettim, oğlum keman çalar. Tabiki aileye biraz musiki sevgisi verdik.

Hocam, birçok konser verdiniz, fakültemizde de bir gelenek haline gelen sanat konserlerini düzenlemektesiniz. Bu çalışmalarınız hakkında neler söylemek istersiniz. Yapmak istediğiniz yeni çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Burada bizim bir tek amacımız var; bu işi sevdirmek, bizim öğrencimiz bu işi tanısın, bu işin keyfini sürsün, sevsin ve bir ucundan musikiye bulaşsın. Her zaman şunu söyledim; bu bir amatör faaliyettir. İçlerinde notayı, enstrümanı, ses perdesini hiç bilmeyen tabirimi hoş görün ”papağan usulü” diyebileceğimiz –biz buna İslam sanatları içerisinde mukavele diyoruz- öğrencilerimiz var. Böyle bir metodla koro çalıştırmak zor bir iş. Burada esas amaç; sevdirmek ve bu işin ne olduğunu öğrenciye tanıtmak. Isparta’ya ilk geldiğimiz yıllarda burada bir musiki cemiyetinden başka Türk müziği ile ciddi anlamda ilgilenen birini görmedim. Bir üniversite koromuz vardı ama o da çok sağlıklı çalışmıyordu. Dolayısıyla burada bir tasavvuf müziği korosunun gerekliliğine inandık. Bu korolar zor şartlar altında yetiştirilip ortaya çıkarıldı. Sazımız yoktu. Isparta’da sazına hakim, sahneye çıkarılabilecek insan sayısı oldukça azdı. Saz konusunu da kendimiz çözmek için oğlum, komşumun oğlu falan derken ilk konserimizi 2003 yılında burada verdiğimiz zaman sahnede bize saz çalan çocukların yaş ortalaması onüç idi. Bu çok yadırgandı belki ama o günden beri senede bir iki konser vermeye aynı amatör heyecanla devam ediyoruz. Her zaman eleştirilere şu cevabı vermeye çalışıyorum: ‘‘Biz bu kadarını yaptık, siz de yapın görelim; yani bizden daha iyisini yaparsanız biz sizi takdir edelim.’’ Bu anlamda çalıştık ve zannediyorum bu maya da tuttu.

El sanatları, ney, bağlama, ud, lavta gibi birçok sanatsal faaliyetle meşgulsünüz. Bu işe nasıl merak saldınız? El sanatları hususunda yaptığınız çalışmalar nelerdir?

Farklı bir bakış açısından konuya girmek istiyorum. Türkiye’de özellikle son dönemlerde bilimsel bir disiplin oluşturulmaya çalışıldı. Şöyle diyebilirsiniz ‘‘herkes işine baksın’’ özellikle fen bilimlerinde bu çok belirgin hale geldi. Bilimler arası disiplini sağlarken, bazı şeyleri gözden kaçırdığımızı zannediyorum. Şunu anlatmaya çalışıyorum sosyal bilimlerde hiçbir zaman bilimler arası ilişki birbirinden koparılamaz. Bir tarihçi ben ilahiyat kültüründen anlamıyorum derse yaptığı iş havanda su dövmek olur. Sanatla ilgili konularda da hiçbir zaman tek yönlü sanatkâr olamazsınız. Musiki ile uğraşıyorsanız şiirle de uğraşmak zorundasınız. Çünkü elinize bir takım şiirler, güfteler, sözler geliyor. Bu şiirin vezninden anlamak zorundasınız. Bu şiirin nasıl yazıldığından, az çok hangi dönemde yazıldığından veya bizim gibi tasavvuf musikisi ile ilgileniyorsanız yazılmış şiirin bir divan şairinin şiiri mi olduğunu, şairin hangi yüzyılda yaşadığını, tarikatı, meşrebi neyse bunların ne olduğunu az çok bilmek zorundasınız. Sosyal bilimler veya sanat bilimlerinin kendi içindeki disiplini ister istemez iç içe geçiyor. Zaten Cumhuriyet dönemine kadar tasavvuf kültürü içinde yetişmiş sanatkârlara baktığınız zaman bu insanların hiçbir zaman, tek yönlü olmadığını görürsünüz. Musikişinassa şairdir. ebruzendir, hattattır. Farklı bir takım sanat dallarına ilgi duymuştur. Tabi şundan hicap ederim; kendimi asla bu türlü sanat dallarıyla uğraşan, rüştünü ispat etmiş bir sanatkarla kıyaslamak istemiyorum; ama hiçbir zaman da tek yönlü bir sanatkar olmadığımı vurgulamak isterim. Bana dersen ki, hocam özel bir ilgi alanınız var mı? Var. Yani musiki, şiir, el sanatları dışında ciddi bir tesbih merakım var. Küçük tornamla tesbih yapmaya çalışıyorum. Bunlar henüz sergileyecek kadar olmadı ama kıymetli sayabileceğim yirmi civarında tesbihim var. Kızımın ebru, tezhip, minyatür yapmasından dolayı az çok ebru çalışmaları yapıyorum. Yani özellikle de tesbih diyebileceğim bir merakım var.

erdoganatesBunların yanı sıra enstrüman tamiri ve ney açımı ile de ilgileniyorsunuz. Bunlar için özel bir eğitim aldınız mı yoksa bu bir yetenek mi?

Tabi bir de merak. Türk müziğinin şöyle bir özelliği var; hiçbir zaman kitaplarda yazan açıklamalara uymaz. Türk müziği matematiksel bir müzik değildir. Çünkü Türk müziğindeki ses aralıkları birbirine eşit olmayan ve tamamen yoruma, duyguya, meşke dayalı bir musikidir. Bu nota yoktur anlamına da gelmez. Ney açımı veya bu türlü işlerle alakalı sorunuza şuradan gelmek istiyorum; tabi ki musiki ile ilgileniyorsanız bu gibi işlerin de içine girmek zorundasınız. Bir tatile bile gittiğiniz zaman kamışlıklara girdiğinizde bu kamıştan ney olur mu acaba diye düşünüyorsunuz. Bu tamamiyle amatör bir uğraşı. Bu işin okulu yok. Bu iş için bir eğitim almadım. Deneme yanılma, tecrübe, meşk ile birilerinden görerek bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Bizim sanatların genelinde bu var. Hiçbir zaman bir hattat bir kitabı açıp nasıl hattat olunacağını okuyup hattat olamaz. Gidip bir hocanın önüne diz çöker, ondan meşk alır, onu taklit ederek öğrenir. Ney açma konusunda da bu böyledir. Bu tamamen benim amatör keyfim. Gittiğim yerlerden elime kamış geçmişse kendim üfleyecek kadar açmaya çalışıyorum. Profesyonel anlamda hiçbir iddiam yok; ama açıyorum. Kendi açtığım neyleri üflemeye çalışıyorum.

Geçmişten günümüze musiki alanındaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Türk musikisi şu an ne durumda?

Biraz önce de değindiğimiz gibi bilimler arası disiplini tek yönlü düşünmememiz gerek. Dünyada esen rüzgâr ne kadar kuvvetli eserse o etkiden siz de nasibinizi alırsınız. Türk musikisinin tarihine baktığınız zaman 12. 13. Yüzyıllardan sonra 18. Yüzyıla kadar bir klasik dönem içine girildiğini görürsünüz. Bunlar bir girifttir. Şeyh Galip divan şiirini mükemmel hale getirmiş ki Dede Efendi oluşmuş, Mimar Sinan muhteşem Selimiye’yi yapma kudretini göstermiş. Bunlar medeniyetin olgunlaşma sürecidir. Ve 17.yüzyıldan sonrasına baktığınızda artık dünya globalleşme sürecine girdiği zaman musiki de bu işten nasibini almaya başlıyor. Artık yavaş yavaş Osmanlı toplumuna piyano girmiş, sedirler kalkmış yerine koltuklar gelmiş vs.

Bu günü düne bakarak değerlendirirsek şunu görürüz; bugün Türk musikisi adına yapılmış faaliyetler yok denecek kadar azdır. Bugün Türk musikisi adına yapılan hemen hemen her faaliyet neoklasiktir, veya üslup olarak fantazidir. Çünkü klasik musikinin şiir anlayışı, güfte anlayışı kayboldu. O güfte, o söz bugün olmadığı için o söze uygun melodik yapı da bugün oluşmuyor. Bugün oluşan genelde şarkı türü diyebileceğimiz daha fantastik, daha romantik, daha neoklasik türlerdir. Klasik Türk müziği ile ciddi anlamda uğraşan arkadaşlar da var. Bu tür faaliyetler de yapılıyor fakat yok denecek kadar az sayıda.

Neyin bir sabır enstrümanı olduğunu her zaman söylersiniz. Gerçek bir neyzen olmak için ortalama kaç yıl çalışmak gerekir?

Bununla ilgili bir enstrümanı şöyle anlatmak istiyorum; bugün bütün neyzen arkadaşların üzerinde ittifakla durduğu bir konu var. Neyzenlerin piri, bu işin en güzel, en sağlam icracısı Niyazi Sayın hocadır. Bugün bütün neyzenler onu ney sazının üstadı kabul eder. Ama Niyazi Sayın hoca da şöyle der; ”Ben neyde aradığım sesi bulamadım, istediğim gibi üfleyemiyorum artık biraz da ebru tezhip yapacağım.” Çünkü neyde oldum sözü kullanılmaz. Bu iş için ölçü nedir derseniz. Neyzen olmak adına söylemiyorum, biraz ney üfleyebilmek adına süreç ortalama iki yıl kadardır. Sesler oturur, önünüze nota geldiğinde bunu çok iyi okursunuz ve artık yavaş yavaş tavır üslup geliştirip neyzen olmaya adım atarsınız.

Neyzen olma yolunda gösterilen bu sabrın insan hayatında sabra dair etkisini görebilmek mümkün müdür?

Harika bir soru. Sabrı öğrenmenin en güzel eğitim şekillerinden birisi sanatla olan eğitimdir. Sanat kısa sürede öğrenilip bir yerlere gelinebilecek bir uğraş değildir. Sanat bir yaşam biçimidir. Musiki için de bu böyledir. Musiki bir hayat tarzıdır. Yani yattığınız yerden, gittiğiniz yoldan, dost sohbetlerinden bu hayat tarzını oluşturamıyorsanız sanatçı olamazsınız. Günümüzde şöyle bir hastalık var; öğrenci geliyor, hocam ben çok iyi spor yapıyorum, çok iyi bilgisayar biliyorum bunun yanı sıra biraz da müzikle uğraşayım, bir enstrüman çalayım. Bana bu anlamda çok kişi geliyor. Sanat bir hayat tarzıdır, musiki bir hayat felsefesidir. Dolayısıyla ney’in sabrı insanın sivriliklerini yavaş yavaş törpüleyen, ne kadar sabrederseniz o kadar iyi olursunuz mantığını veren bir eğitim şeklidir. Eski mevlevihanelerde neyzenleri mutlaka sabah namazından bir saat önce kaldırırlarmış, ney üfletirlermiş, çünkü o sabah vaktinin aydınlığında sakin olacaksınız, kendinizi dinleyeceksiniz, hem sabah vaktini ibadet anlamında değerlendireceksiniz hem de bu sanat faaliyetlerini beraber götüreceksiniz. Zaten ney sazı için de şu söylenir; ”ney’in başlangıcı çok zordur”. Bir ney sesinin yavaş yavaş kulağınıza gelmeye başlaması bir sabırla beraber çalışmanın ürünüdür.

Günümüzde ortaya çıkan pekçok müzik anlayışına rağmen, gençlerin musikiye olan ilgisi sizde neler uyandırıyor? Bu yönelişin yeni ortaya çıkmasından ziyade aslında hep var olduğunu fakat son dönemlerde belirginleştiğini söyleyebilir miyiz?

Evet, doğru bu anlayış vardı. Ben biraz çuvaldızı kendimize batırmak istiyorum. Dini kültür ve ilahiyat kültürü adına biz bir müddet musikinin helalliğini ve haramlığını çok tartıştık. Bu tartışmamızın tabîki haklı gerekçeleri vardı. Çünkü biz ilahiyatçıysak neyi yapıp neyi yapmamamız konusunda öncelikle bir sınır çizmemiz gerek. Musikinin de maalesef 1850’li yıllardan sonraki dönemlerde tamamiyle eğlence dünyasına çekildiğini görüyoruz. Yaklaşık yüz yıl kadar musikimiz ilgisiz, himayesiz, desteksiz bırakılmıştır. Bu bırakılışerdogan_ats neticesinde maalesef musikimiz eğlence dünyasının bir metaı haline geliyor. Bu korku da biz ilahiyat kültürü içinde yaşayan insanlara yetmiştir. Ve hepimiz musikiyi bir eğlence vasıtası gibi görmüş, musikinin fıkhi boyutunu tartışmaya başlamışızdır ama bugün çok şükür bu endişelerimizi atlattık. Musikinin bu kültürün bir parçası olduğunu ve bununla ilgilenilmesi gerektiğinin farkına vardık. Bunun bizim yani ilahiyat veya din kültürü içerisindeki insanların işi olduğunu kavradık. Dolayısıyla bu bizi çok mutlu ediyor. İlahiyat fakültesinde ben hafızım diyen bir öğrencinin çok iyi Kur’an-ı Kerim okuyorsa bu güzelliğin içerisine bir aşr-ı şerif okurken bunu bir hicaz makamında, rast makamında okuyayım diyebilmesini çok istiyorum. Bunu da yapmamızın zamanı geldi diye düşünüyorum.

Dinlendiği zaman insanları tabir-i caizse bunalım ve benzeri eğilimlere iten müziklerin varlığı, musikideki dinlendiriciliği gölgede bırakır mı ya da musikinin bu olumsuz eğilimleri yok etmesi düşünülebilir mi?

Siz doğru müziği yaparsanız, Peygamberimizin tebliği gibi doğru olanı anlatırsanız insanlar bunu ne kadar algılar bu onların problemidir. Biz müziği tarif ederken şunu söylüyoruz; düzenli ve ahenkli olan sesler müziktir. Her ses müzik olarak kabul edilemez Kur’an-ı Kerim’de bir ayet-i kerime var: ”Seslerin çirkini merkeplerin sesidir” diye. Çirkin sesten bahsediliyorsa güzel sesten de bahsetmek durumundasınız. İnsanları rahatsız eden seslere müzikal sesler denmez; bunlar gürültüdür. Gürültüden de müzik olmaz. Dolayısıyla bu çok gürültülü müziklerin gençler tarafından kabul edilmesi beraberinde bir takım davranış bozukluklarını da ortaya koyuyor. Bunların altını çizmek gerekir. Uğraştığınız sanat dalı sizin bir parça hayat tarzınızı da ortaya koyuyor.

Son olarak Eilahiyat vesilesi ile İlahiyat Fakültelerinde öğrenci arkadaşlarımıza tavsiyeleriniz nelerdir?

Bu musiki olmayabilir ama mutlaka bir sanatla uğraşın, ebru yapın, şiirle uğraşın, hat yazın; karakterinizi bir sanat eğitimi ile oluşturmaya çalışın. Bir sanat eğitimi ile kendinizi bir disiplin altına almaya çalışın. Çünkü sanatta sabır ve süreklilik çok önemlidir. Yani bir musikişinas sazını her gün eline almayıp, çalmayı bırakırsa bu melekelerini kaybeder. Aynı zamanda hayatındaki disiplini de kaybeder. Bu nedenle bir sanat dalı ile uğraşın. Profesyonel derecede olmayabilir ama sizin karakteriniz, şahsiyetinizin bir tercihidir bu. Özellikle ilahiyat camiasındaki arkadaşlara sesleniyorum; mutlaka bir sanat dalı ile uğraşın, bir tercihiniz olsun. Bu tercih ileride onların kendi karakterlerini belirleyen bir yapı taşı olacaktır.

Vaktinizi bize ayırdığınız için çok teşekkür ederim hocam…

Estağfurullah.Ben teşekkür ederim.Ben de çok memnun oldum.İnşaallah dikkate alınır.

Soruları soran: Merve AĞIR

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile