Mavi Marmara Günlüğü-III

Röportaj
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

mmarmara2Yazının II. Bölümü için tıklayınız

Saat tam kaç bu arada?

 

Dört civarı. Namazın ikinci rekâtındayız. Herkes imama secdeye gitmesi için tekbir çekmeye başladı.
O arada düşündüm imam şehadete ereyim diye düşünürse; bu kadar insan… (Gülüyor) Baktım, bozacağım namazı bozamıyorum ama insanları bir görseniz şöyle namaz kılıyor: bir ayak sabit eğilip bakıyor tekrar yerine dönüyor. (Gösteriyor-gülüşmeler) Orada âlimler yönetim başkanı vardı. O namazı bozdu. O bozunca dedim, hoca bozduysa hacı hepten bozar. Ben de bozdum geçtim nöbet yerime. Yerime geçtiğim zaman ateş geldi. Plastik mermi atmaya başladılar. O zaman dedim ki, gelmişler. Allah-u Ekber! Hakikaten şaka değil, İsrail askeri. Yani böyle bir şey beklemiyorsun. Ateş ediyorlar ama gelemiyorlar..

O videolarda gördüğünüz zincirler, demirler, sopalar onlar geminin içindeki malzemeler. Biz orada gemiyi kullanıyoruz. Ne bombamız var ne bir şeyimiz var. Her grupta eldivenli bir kişi var. Bunlar gelen bombaları geri gönderiyor. Bu arada geminin önüne bindirme yaptılar. Zaten önemli olan kaptandır. Kaptan köşkü düşerse gemi de düşer.

Burada durup bir parantez açıyorum. Korku demiştiniz, ona gelelim. Arafta kaldık. Karşılık verecek miyiz, vermeyecek miyiz? Karşılık vereceksek neyle vereceğiz. Aklıma Ahmet Mercan’ın bir şiiri geldi: Taş.

“Attığın taşı taşır melekler

Büyütür götürür hedefe kadar

Süleyman seni seyreder sana güvenir

Mescid-i Aksa nın kapılarında

O halde dedim, attığımız taşları melekler götürür, büyütür hedefe kadar. Mermiler gelmeye başladı, ben orada bir çöktüm, eğildim. Çünkü çatır çatır atıyorlar. Dizlerim titriyor. Arkadaşım ayakta. İşte bunun faydası bu, mantık ve teslimiyet farkı bu oluyor bu durumda. Arkadaş demirlere vuruyor, Allah-u Ekber diye. “Oğlum otur, kafana yiyeceksin.” diyorum. Çünkü elimizde bir şeyimiz yok. Neyse o oturmadı. O oturmayınca ben de kalktım.

“Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et.” (2/250)  İnsanlara her zaman şunu söylüyoruz: Kur’an okuyun. Biz zaten Kur’an’ı okuyoruz değil. Kur’an’ı yaşayın. Ne kadar çok Kur’an’ı okursak o zaman yaşadığınız anda ayetler geçer. Hakikaten öyle. Bunu ben hayatımda hep yaşıyorum. İş başa düştüğünde bu ayetlerin gücü gümbür gümbür geliyor. Burada Yunus suresindeki bir ayet de aklıma geldi. Denizde Rabbinizi hatırlarsınız sonra Rabbinizi unutursunuz, anlamında… (Yunus suresi 22-23)  La ilahe illallah…

Güveneceğin hiç kimse yok. Tut ki boğulacaksın, ölümü göze alarak gidiyorsun gerçi ama askerler de gerçek. Adamların ellerinde bazuka var, plastik mermi var, ama belki gerçek mermisi de var. Derken bunlar yaklaştıkça yaklaştılar. Biz adamları suladık, işte sapanla misket atanlar falan oldu. Bunun üzerine askerler helikopterle yukarıdan kaptan köşküne bindirme yaptılar. Bu görüntüyü seyretmişsinizdir zaten. Helikopterin geldiği yer benim arka tarafımdaydı. Üst kattan iple indiriyorlar. Bizim Diyarbakırlı bir abi var ipi kendine doğru çekiyor. Gelen askerler bu abinin kucağına. Bunun kucağına geleni de artık pataklanıp içeri atılıyor. Ama öldürme kastı yok kesinlikle zaten yasak.

Peki, İsrail askerleri bunu nasıl algılıyor? Yani askerimizi içeri alıp zarar verecekler olarak mı algılıyorlar?

Altlarına yaptıkları için… Bunu ciddi manada söylüyorum. Yani gemide can bebe aradık leş gibi kokuyordu. (Gülüyoruz) Korku derken ikinci kısım da bu…

Her neyse, onları aşağı aldılar. Ellerini bile bağlamadık. Su içirildi onlara hatta. Çünkü biz oraya silah kırmaya gittik. Kendimizi eyyubikorumak için askerlerin silahlarını alıp denize atanlar oldu. Çünkü biz buyuz. Biz, Selahaddin-i Eyyubi’nin izindeyiz. Selahaddin, Kudüs’e girince Kudüs kralı ne demişti? “Biz bir yere girdiğimiz zaman şehirdekileri öldürürüz, evleri yakarız, kadınların ırzına geçeriz. Siz böyle yapmadınız” demişti. O zaman ne demişti Selahaddin? Ene Selahaddin’’ dedi. Bunun için burada değil miyiz yani?! Öldürme yok. Sadece müdafaa var.

Arkadaşınızı öldürmüş siz bir şey yapamıyorsunuz. Yani beyaz atlet sallayanı bile vurdular öyle söyleyeyim. Hiç şakaları yoktu. Ciddi anlamda saldırdılar. Hatta bizim basında sorumlu olan abimiz vardı. Fotoğraf çekerken tam alnının ortasından vurdular. Hiçbir şey yapmamıştı, direk alnının ortasından… (bu arada biz şok olmuş bir vaziyette dinliyoruz) Tabii siz şu an üzülüyorsunuz. Ama ajitasyon yok.

Yok, olayın vehameti… Peki adı neydi abinin?

Cevdet Kılıçlar.

Aman Allahım…

Bir ben yukarıyı tam göremiyorum. Yukarıdan gerçek mermi yağıyor. Furkanın şehadeti de böyle gerçekleşti. O da alt kattaydı tam benim arka tarafımda. Yukarıdan asker tak tak beş tane kurşun indiriyor Furkan’a. Furkan Rabbiyle buluşuyor. Benim çaprazıma ateş ediliyor ben göremiyorum ama arkadaşım sayıyor, altı, yedi… (Bu ikinci helikopter- on on bir on iki) inen askerleri sayıyor… Hepsi gerçek mermili. Bu arada mermiler falan geldi, askerler de inince yukarıdaki herkes şehit oldu. Sonra bize dediler ki yukarı çıkın. Yukarı çıkarken yukarıda kimse yokmuş. Merdivenle yukarı çıkarken bizim bir abimiz aşağıda bizi bir eliyle tutuyor ve mermiler geliyor yukarıdan… Oradan birisi diyor ki, “Destek için yukarı çıkın!” Ne yapılabilir ki…

Ayağımdan bir plastik mermi yedim. Ama adamlar öylesine atmıyorlar. Silahların hepsi lazerli sniperlı. Adamlar komando sonuçta. Nokta atışıyla öyle bir yere atış yapıyor ki tam bileğime. Adli tıpa gelince gördüm ben de. Demek gerçek mermi yeseymişim oradan, ömür boyu bir daha basamayacağım. Sonra çıktık yukarı. Ateş etmeye başladılar, cam falan kırıldı. Bizim arkadaş vuruldu falan… O arada, bir askeri içeri aldı, o moral oldu. Kapı da küçücük güverte kapılarını bilirsiniz. Yukarıdan çaprazdan mermiler geliyor. Duvarlar falan hep kan bu arada. Mermiler geliyor ama hep teğet geçiyor. Orada bir korku oldu. Korku dediğim İsrail askerinden korkmuyorsunuz, başka bir şey… Daha değişik bir şey... Çünkü adamın elinde silah var ama “höt” diyorsun kaçıyorlar. Allah-u Ekber deyip elimizle demirlere vurduk adamlar ürktü. Yani bundan bile ürküyorlar.

Bölüyorum ama bir şey diyeceğim. Bildiğime göre gemidekiler beyaz bayrak salladıktan sonra İsrailli askerler ateşe devam etmişler.

Tabi o atletini sallayan adam vuruldu.

Bu hangi aşamada oldu?

Bu işte 55 dakikalık aşamada. Bu arada İsrail askeri elinde hiçbir şey olmayan bir toplulukla 55 dakika uğraşıyor yani. Sonrasında işte kaptan köşkü düştü, içeri girmek zorundayız. Aşağı bir indik ki kan denizi... Ayağın kayabilecek derecede kan var. Ben ilk defa aşağıda içeri giriyorum. İçeride yaralılar ölenler… Orada hüzün başladı işte. İlk defa benim için hüzün o an başladı. Elli civarı yaralı var. Ne yapacağız, teslim olacağız ama teslim olamam diyenler de var. Kolay değil yani. Ben oturdum kimseyle konuşmuyorum. Kendi kendime diyorum ki “Ammar, bundan sonra konuşmak sana haram.” Hakikaten bunu düşündüm çünkü ben İstanbul’a bu yüzle dönemem. Emanetçisin bunun için yaşıyorsun. Öldün-yaralandın bunlar hiç umurunda değil. Ne olacaksa olsun. Başladım ağlamaya. Ama nasıl… Arkadaşım diyor şimdi güçlü olmanın zamanı falan… Biraz toparladım kalktım gittim şehitlerin yanına. Yıllarca duyduk. Şehitlerin kanları kokar. Dedim “Gidip şehitlere bakacağım. Eğer dedim kanları kokuyorsa biz doğru iş yapıyoruz.” Önce Cevdet Abi’nin yanına gittim. O kadar yumuşaklar ki soğuma falan hiçbir şey yok pamuk gibiler. Gider gitmez o kadar şaşırdım ki Filistin bayrağına sarılı şehit, Türk! Buradaki duyguyu anlatamıyorum. Kanına bandım elimi kokladım. Kokuyor! Dedim bu kutlu bir dava. Yakın bir arkadaşım var, Erdem. Onun yanına koştum. “Koş, şehitlerin yanına, mucize gerçek.” Sonra Erdem bunların kanlarını yüzüne sürmüş misk niyetine… Bu yaşanılacak bir şey yani. O şehitlerin kanları yerde kalmıyor yani. Ve gerçekten Allah onları seçti. Hepsi salih insanlardı. Biz hak etmedik; belki de: ‘’Müminlerden öyleleri vardır ki Allah sözlerini tuttu bazıları da vardır ki onlar da beklemede… (Ahzab 23)

Ondan sonra bizi teker teker aldılar. Yukarı çıkardılar güverteye. Yerler ıslak. Herkesin elini bağladılar. Kafalara vurdular… Onları anlatmıyorum. Ben genel içerikten bahsedeceğim. Yer ıslak, merdivenden çıkıyorum. Üstümüzde helikopter var. Akdenizin tuzlu suyunu üstümüze atıyor. Kavruluyoruz. “Otur” dedi. “Hayır” dedim “Niye” dedi. Dedim, “Burası ıslak üşütürüm” Herkes bir kahkaha attı. Erdem de arkamdan geliyor. Erdem ile 4 gün sonra İstanbul’da buluştuk. Erdem diyor ki, “Abi seni en son gördüğümde bir asker sana vuruyordu.” Bence bir sıkıntı yok. Sıkıntı haberdar olamayanlar için. Orada biz dayak yiyoruz İstanbul sokaklara dökülüyor. Ama bizim içimiz rahat.

Şunu düşünüyorum, adamlar bizi aldı yani şakası yok. Dedim, “İsrail devletini kabul ediyorum.” Derler ya, İsrail devletini kabul etmiyorum onlar yalan yani. Adamlar bizi resmen aldılar. İşte böyle 12 saat bekledim. Başpiskopos vardı onunla konuştuk. Namluya karşı namaz kıldık ilk defa bir Filistinli gibi. Biz secdedeyken asker  titriyordu bunları gördüm. Ayağını kaşırsın üç tane namlu uzatırlar. Yani bu kadar ödlek bir millet yok. Ama bu kadar vahşisi de yok. Sen korkmuyorsun ama ölebilirsin de… Aynı elbiselerle belki altı yedi defa terledim, üstümde soğudu. Böyle limana geldik Aşdod’a inemiyoruz.

freepalestineBize yemek dağıttılar. Kendi yiyeceklerimiz zaten. Su dağıttılar. Sulardan zehirlendiler falan diyorlar; ama ben içtim. Ondan sonra adamına göre bir yere götürdüler. Oradan giderken vuruyorlar iki tanesini kucağına düşüyorsun. Yani abuk sabuk rahat tavırları var. Bir de fotoğrafımız çekildi.

Sorguya gittik. Dediler ki, “Kapalı bölgeye geldiğinizin farkında mısınız?” Dedim, “Gazze’ye gidiyoruz, kapalı bölge olduğundan haberimiz yok.” Dediler ki “İsrail’e izinsiz geldiniz.” La ilahe illallah! Sanki iki gün önce onlar bizi almamışlar, izinsiz diyorlar! Böyle espiri de yapıyorlar ben de güldüm. Dedim, “Siz beni aldınız.” Dediler “Gemiye niçin bindiniz?” Dedim “Biz yardım için geldik neresi olsa yardıma gideriz.” Biri Türkçe diğerleri İbranice önüme dört kâğıt uzattılar. Dedim “İmzalamayacağım.” Ne yazdığını anlamıyorum ki, tercüme etmiyorlar. Türkçesinde “On yıl buraya gelemeyeceksiniz” yazıyordu. İmzalamayacağımı söyleyince dediler, “Mahkemeye gideceksin.” İyi dedim. Çıkarken dedim “Şimdi soru sorma sırası bende. Sizin dedim uluslararası on iki mil hakkınız var. 40 mil olsun, siz İsrailsiniz. Ama dedim bizi yetmiş beş milden alıyorsunuz.”

Dedi ki, “Yüz bire kadar hakkımız var.” Dedim, “Niye o zaman bizim duygularımızla oynadınız, gelip Antalya’dan alsaydınız o kadar heyecan yaptık” (Gülüşmeler)

Ne tepki verdiler

Onlar da benim gibi güldü. Sonra hapse doğru gittik. Bize yemek konusunda güzel baktılar. Ama çok uğraştırıp bekletiyorlar.

Sigara falan verdiler mi?

Sigara içenlere sigara verdiler ama ateş vermediler. Resmen oynuyorlar yani. Neyse devamında bindik otobüse gittik. Otobüste zafer işareti yaparak gidiyoruz. Bazılarının pasaportlarını verdiler bazılarınınkini vermediler. Memduh katliamında başkalarının pasaportlarını kullanarak saldırıda bulunmuşlar. Dubaide olmuştu Memduh katliamı. Pasaportu alınanlarla da ne yapacaklar Allah bilir.

Bir gazetenin muhabiri tutukluyken İsrail tarafından kötü muamele görmediğini söylemişti.

Normaldir. Çünkü onlar bizlere “Eylemci” diye baktı. Yarın öbür gün terörist diyenler de çıkabilir çünkü Furkan için, okuduğu okuldaki müdürünün “…Şehit olmuştur” yazısına karşılık bir gazete ilk gün bunu manşet attı. Geçen gün de bir basın mensubu şunu demiş: “Terör okulu.” Buradan insanlara şunu söylüyorum: Gemideki bu insanlar için yürüyüş yaptınız (yapanlar için söylüyorum) bu eylemleriniz bir hafta içinde boşa gidecek. Bunu unutmayın. Bununla ilgili şimdiden yazılar yazmaya başladılar. “İslamcılar” adı altında saldırılar başladı. Bu insanlara ses çıkartılmazsa bu yürüyüşler boşa gitmiştir. Dolayısıyla yürüyüş yapanlar buna sadık olsunlar. Çünkü biz iki gün sonra terörist olacağız.

Basın mensuplarının olması iyi oldu ama buna rağmen bazı televizyon kanalları saldırının olduğu o gün alt yazı dahi geçmemişler. Yine de her şey net değil sanırım. İsrail bilgi kirliliğinde de bulunmuştu. Ölenlerle yaralıların isimlerinin karıştığı söyleniyordu.

Evet, net değil. Zaten videoları izlerseniz denize atılan insanları da görürsünüz.

Uçağa binişiniz nasıl oldu? Bazılarının anlattıklarına göre uçağa binince yolcular bir duygu boşalması yaşamışlar.

Uçağı gördüm “Burası Türkiye’nin mi?” dedim. “Evet” dediler. Az kalsın yeri öpecektim. O kadar bir duygu boşalması oldu. Değişik bir durumdu. Uçağa bindik bir alkış bir alkış… Her gelen bir sonrakini alkışlıyor.

Babamı aradım. Baba, dedim İsrail’deyim. Bunu hayatımda ilk defa kullanıyorum. Sorguluyorlar, vahşiler ama cahiller. mmarmaraDüşünsene seni böyle yetiştirseler… Seni ne kadar suçlayabilirim ki… Bizim yurdumuzun çeşitli yerlerinde taş atan bomba patlatan çocuklara biz kızıyor muyuz? Biz bir yeri fethetmeye giderken halka hiç kızdığımız görülmüş mü? Yoksa orayı aldığımız için halktan çiçek mi almışız? Hazret-i Ömer Kudüs’ü feth ettiğinde kan mı döküldü yoksa anahtar mı teslim edildi? Bunları da düşünmek lazım yani. Tabi gerçek Müslümanlar olursa… Endonezya Malezya nasıl Müslüman oldu? Oraya giden tüccar Müslümanın adaleti sayesinde olmadı mı? Acımak lazım diye düşünüyorum. Biz o kadar zor durumda olsak bile üzerimizde öyle bir hal vardı ki adamlar korkuyordu adeta.

İsmet özel’in “Gözlerim nemli değil gözlerim namlu diye biz sözü var.

Evet öyle. Ki orada Müslüman olmayan bir Sırp İsrailli askere öyle bir bakıyordu ki İsrailli asker dayanamadı gözlerini çevirdi. Sadece Müslümanlar üzerinde bu hava yoktu yani.

Bir de şunu merak ediyorum. Siz oradayken bizler ne yapılmalı tartışmaları yapıyorduk. Kimisi diyordu işte İsrail’e asker gönderelim. Hatta hükümet ve ordu buna yanaşmadığı için onları suçlayanlar oldu. Siz orada asker gelmesini beklediniz mi ya da gerekli miydi sizce İsrail gemiyi almakla Türkiye’ye savaş ilan etmiş değil midir?

Değildir. Çünkü gemimizin bayrağı adını bile tam bilmediğim bir ülkenin bayrağıydı. Türk bayrağı takılsaymış geminin yola çıkışı uzayabilirmiş öyle söylediler. Türk bayrağı çekilmedi. Dolayısıyla savaş ilanı sayılmaz.

Pekala… Konuşmamızı burada sonlandırmak durumundayız. Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Rica ederim. Burada belirttiklerimin detaylarını sırası ile Mavi Marmara Günlükleri’nde yazmaya çalışıyorum. Takip etmek isteyen kardeşlerimiz oradan faydalanabilirler. Allah’a emanet olun.

Yazının II. bölümü için tıklayınız..

Yazının I. bölümü için tıklayınız...

 

 


Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile