Ali Duman Hocamız ile Söyleşi

Röportaj
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

ali_duman3[Malatya İnönü İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve Hikmet Yurdu Dergisi Editörü Ali Duman Hocamız ile yaptığımız söyleşiyi istifadenize sunuyoruz. ]

Sizi tanıyabilir miyiz? İmam Hatip’li olmadığınız halde İlahiyat’ı seçmenizdeki saikler nelerdir, neden İlahiyat?

İlahiyatçılığın sizin için ehemmiyeti hususunda neler söyleyebilirsiniz? İlahiyatçı olmasaydınız ne olurdu?

Öncelikle benimle böyle bir konuşma ortamını oluşturduğunuz için teşekkür ediyorum. Mesajınızın birinde sizi tanıma ya da öğrencilerinizle sohbet ederek hakkınızda bilgi edinme ortamı olmadığı için, daha teferruatlı sorunlara girmedik şeklinde bir notunuz vardı. Sorunuza geçmeden önce o hususta bir açıklama yapmak isterim.

Biz İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde araştırma görevlisi olduğumuz dönemde, fakültemiz Malatya’nın Darende ilçesinde açılmıştı (1993). Daha sonra (2001 yılında) Malatya’ya kampüse taşındı. 1993-2000 yılları arasında zaten asistan olduğumuz için öğrencilerle daha doğrusu dersle ilgimiz yoktu. 2000’de Yardımcı doçent olduktan sonra derslere girmeye başladık. Malatya’ya taşındıktan sonra 2009 yılına kadar öğrenci alımı yapılmadı. Yani sekiz yıl. Bu sebeple derslerine girdiğimiz öğrenci sayısı oldukça azdır.

Sorunuza gelince ben 1968 Ankara doğumluyum. İmam Hatip okumadım. Endüstri Meslek lisesi mezunuyum.

İlahiyatta okumayı seçmeme gelince, eğitimi sistemimizin bir cilvesi diyelim. Tamamen tesadüf oldu. Akrabalarım arasında İlahiyat okumuş pek çok kimse var. Ben de, belki de onları örnek alarak İlahiyatı tercihlerim arasında yazmışım. Böylece tesadüfen kazanmış olduk. Yani neden ilahiyat sorusuna çok sağlıklı ve net bir cevap veremiyorum.

Sorunuzun ikinci kısmına şöyle cevap vereyim: Çok şükür ki İlahiyat okumuşum. Bana sorarsanız İlahiyat Fakültesi ülkemizde hakkıyla okunulabilecek yegane fakültedir. Bir ilahiyatçı her meslekten kişiyle oturup sohbet edebilir. Mesela bir ilahiyatçı önemli oranda tarih eğitimi alır. Tarihçiyle bir araya geldiği zaman, uzman derecesinde olmasa bile, en azından konuşabilecek kadar tarih bilir. Aynı şey felsefe, hukuk, sanat tarihi, sosyoloji, psikoloji bilimleri için de geçerlidir. Bir ilahiyatçı kiminle bir araya gelse az çok onun mesleğiyle ilgili bir bilgi sahibidir. Herkesle ortak bir alan bulabilir. Ama bir sosyolog ancak sosyologlarla daha iyi anlaşır, bir psikolog, bir felsefeci de öyle. Bu yüzden diyorum ki iyi ki ilahiyat okumuşum ve hatta bana sorarsanız ilahiyat ülkemizde okunulabilecek en iyi fakültedir. İlahiyatçı olmasaydım ne olurdum sorusuna bir cevap veremeyeceğim. Bu biraz gaybi habere giriyor. Onu Allah bilir.

İnönü İlahiyat hakkında bilgi verebilir misiniz? Malatya’da olmak çalışmalarınızı nasıl etkiliyor?

İnönü İlahiyatta olmanın pek çok dezavantajı olduğunu söylemeliyim. Birincisi bilim merkezlerine uzak, bilimin yapıldığı İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir gibi merkezlere uzak olduğu için, bu saydığım merkezlerdeki gelişmeleri yakından takip etmek bizler için büyük sorun oluşturuyor. Bugünün iletişim şartlarında bile bu sorunu azami derecede yaşıyoruz. Mesela, bir konu hakkında araştırma yapıyorsunuz, o konuyla ilgili yazılı dökümanlara bir şekilde ulaşabiliyorsunuz. Fakat bu bizler açısında çok maliyetli olabiliyor. İhtiyacınız olan her kaynağı doğrudan satın almak durumunda kalıyorsunuz. Çünkü burada kitap, kaynak, kütüphane sorunu var. Halbuki, büyük kütüphanelerin olduğu merkezlerde yaşayan meslektaşlarımız bu açıdan çok şanslılar. Her kaynağa istedikleri zaman ulaşabiliyorlar. Üstelik de elde etmek için bizim gibi büyük paralar harcamak zorunda kalmıyorlar. Bizim kaynaklara ulaşmak ve onları elde etmek için harcadığımız zamanda, merkezi üniversitelerde çalışan meslektaşlarımız araştırmayı halletmiş olabiliyorlar. Bir de bakıyorsunuz, sizin çalıştığınız alanda, bir arkadaşınız yayın yapmış bile. Bu tür sorunların yanında, özellikle mesleğimizle ilgili çalışmalarımızı yayınlatmak bizim için önemli sorunlardan biri. Bir makale yazıyorsunuz, merkezi yerlerde yayınlanan dergilere gönderiyorsunuz, ancak oralardaki dergilere yayın gönderen o kadar fazla insan var ki, sizin makalenizi beklemeye alıyorlar. Sizin yazınızı yayınlatmanız çok uzun zaman alabiliyor. Aynı şey kitap yayınında da söz konusudur. Mesela İstanbul yayıncılıkta ülkemizin başkenti. Yazdığınız kitabı yayınlatmak için Ankara’ya İstanbul’a gitmek zorundasınız. Tabi yayıncılar, sizin kitabınızı inceliyorlar, redakte ettiriyorlar, tekrar gözden geçirmenizi istiyorlar vs. Bunlar hep zaman alan şeyler. Üstelik de ilgi isteyen şeyler.

Hikmet Yurdu Dergisi, İslam Hukuku Sayfası ile ilgileniyorsunuz. Bize çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz? Derginin yayın sürecinden ve dağıtımından? (sanal ortamdan ulaşılabiliyor olması dergi için bir handikap mıdır.)

Bu sorunuz için teşekkür ediyorum. Az önce de bahsettim. Taşra üniversitelerinde yapılan çalışmaların yayınlanması biraz sıkıntılı oluyor. Bu sorunu paylaşan arkadaşlarla biz neden dergimizi yayınlamıyoruz diye düşündük. Dergilerin yayın maliyetleri ve okurlara ulaştırılması sorunlarını göz önüne alınca, sanal ortamda herkesin rahatça ulaşabileceği bir derginin yayınlanmasının daha uygun olacağına karar verdik. Doçent arkadaşım Abdurrahman Kasapoğlu ile birlikte www.hikmetyurdu.com adresinden ali_duman1yayınlanan Hikmet Yurdu dergimiz için hosting ve domain masraflarını üstelendik ve 2008 yılında ilk sayımızı yayınladık. Bugüne kadar altı sayı çıkardık. İlk sayımızda hacim biraz düşük olmuştu. Fakat şu an ülkemizin her yanında akademisyen dostlarımız dergimize makalelerini gönderiyorlar. Aşağı yukarı her sayıda 400-500 sayfalık bir malzeme toplanıyor. Dergi hakemli ulusal, akademik, sanal bir dergi. ISSN numaramızla Kültür Bakanlığına kayıtlıyız. Ayrıca İSAM indekslerinde geçiyoruz. Bir de Tubitak’ın ULAKBİM sosyal bilimler dergi arşivine üye olduk. Henüz üyeliğimiz onaylanmadı ama, sanırım yakında onay alır.

Hikmet Yurdu sanal ortamda yayınlanan hakemli, akademik bir dergi olarak altı ayda bir yayınlanıyor. Yayın süreci olarak OCAK ve TEMMUZ aylarını tercih ettik. Bunu belirlerken, üç aylık ve dört aylık dergilerin yayın süreçleri etkili oldu. OCAK ve TEMMUZ aylarında yayına giren çok dergi olmadığı için, bu dönemlerde de biz yayın yapalım istedik. Dergimiz sanal ortamda olduğu için bir dağıtım sorunu yok. Ancak, dergiye yazı gönderen dostlarımız bazen derginin toplu çıktısını isteyebiliyorlar. Böyle bir taleple karşılaştığımızda, derginin çıktısını alarak ücreti mukabilinde gönderiyoruz.

Dergi olarak 4 sayıda bir özel sayı yayınlamayı düşündük. İlk özel sayımız 2009 Temmuz sayısı yani 4. Sayımız İmam Matüridi ve Matüridilik Özel Sayısı olarak yayınlandı.  Bu sayıya ülkemizin pek çok akademisyeni katkı yaptı. Onlara burada teşekkür ediyorum. Sanıyorum şu an en fazla indirilen sayımız bu.

Temmuz 2010’dan itibaren yani 6. Sayımızla birlikte dergiye üyelik şartı getirdik. Çünkü yaklaşık olarak üç yıldır yayın yapmamıza rağmen, dergi üye sayımız üç yüz bile değildi. Sanıyorum şu an 330 civarında bir üyemiz oldu. Bu şartı getirmemizin sebeplerinden biri, dergi ziyaretçisi çok olmasına rağmen, ziyaretçilerin üye olmayı tercih etmemeleri. Üye olmayınca da yeni sayılardan haberdar etmek zor oluyor. Ancak dergiye üye olanlara, yeni sayımız çıktığı zaman otomatik mesaj gönderiliyor. Böylece yeni sayımızdan haberdar olunabiliyor. Biz istedik ki, dergimizi ziyaret edenler, sonraki sayılarımızdan da haberdar olsunlar. Ayrıca dergiye üyelik için bir ücret vs. Talebi olmadığı için, yani tamamen ücretsiz olduğu için dergiye üye olmak okurun avantajı. Bir de üyelerimizin istifade edebilecekleri ONLİNE kitap indirme kısmımız var. Burada Arapça, İngilizce, Türkçe telif sorunu olmayan PDF formatında kitapların linklerini yayınlıyoruz. Bu şekilde herhangi bir kitap arayan üyemiz, doğrudan aradığı kitabın linkine ulaşabiliyor ve aradığı kitabı bilgisayarına tamamen ücretsiz indirebiliyor.

Derginin sanal ortamda olması tamamen dergi yayıncılığı için bir avantaj. Söz gelimi basılı bir dergi en fazla 1000 basıyor ve onu okurlara ulaştırmak için pek çok sıkıntıları aşması gerekiyor. Halbuki bizim sanal ortamdaki dergimiz dünyanın her yerinden herkes ulaşabiliyor. Bu şekilde bizim dergimizde yayınlanan yazılar uluslar arası yayın gibi oluyor. Ayrıca, yurt dışında doktora, master vs. İçin gitmiş akademisyen arkadaşlarımız da yazılarını bize gönderiyorlar. Yani hem yayıncılık açısından, hem de daha fazla insana ulaşmak açısından sanal ortam dergiciliği çok avantajlı. Ancak burada bir sorun, yazarların derginin yayın süreçlerini göz önüne almamaları ve belki de sanal ortamda olduğu için, basılı dergilerin geçirdiği süreçleri geçirdiğimizi düşünmemeleri. Halbuki akademik hakemli dergicilikte de basılı dergilerin geçirdiği süreçler neyse bizde de o süreçler yaşanıyor. Yazardan gelen makale hakemlere gönderiliyor. Hakemlerin raporları doğrultusunda yazardan düzeltme istenmişse, tekrar yazara dönülüyor. Yazar, düzeltmeleri yapınca, yayın kurulu incelemesi yapılıyor vs. Vs. Yani tamamen basılı dergilerin geçirdiği süreçler bizde de işliyor.

Sorunuzun ikinci kısmı yani www.islamhukukusayfası.com siteme gelince. Bildiğiniz gibi ben İslam Hukuku alanında çalışıyorum. Eğer internet ortamını bilirseniz bu ortamda dinle, fıkıhla ilgili pek çok bilgi ve doküman mevcut. Ancak, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi istisna kılınırsa, bir de Hayrettin Karaman, Abdülaziz Bayındır gibi hocalarımızın siteleri istisna kılınırsa, İslam Hukuku alanında internet ortamında dolaşan bilgilerin çoğunluğu hem net değil, hem de bir takım zayıf kaynaklara dayanıyor. Ben de bir İslam Hukukçusu olarak istedim ki toplumumuza İslam Hukuku alnında doğru bilgiler ulaştırayım. Ayrıca, insanımız diniyle ilgili hususlarda bilmediği, öğrenmek istediği, kafasına takılan bir şey olurda sorusunu sorsun, ben de dilim döndüğünce doğrusunu anlatayım. Doğrusunu söylemek gerekirse, www.islamhukukusayfası.com adresinden yayınlanan İslam Hukuku sitemin günlük ziyaretçi sayısı Hikmet Yurdu’ndan daha fazla. Belli ki insanımız diniyle ilgili hususlarda öğrenme ihtiyacında, Tabi Hikmet Yurdu akademik bir yayın olduğu için daha çok seçkin bir kesime hitap ediyor. İslam Hukuku Sayfası ise hemen herkesin bilme ihtiyacı hissedeceği konulara temas ediyor.

İslam Hukuku Sayfası sitemi incelemişseniz benim dışımda bazı yazarların da yazı yazdığını görmüşsünüzdür. Bu yazarların bir kısmı benim arkadaşım. Fakülteden, doktoradan vs. Bir kısmı ise siteyi ziyaret edip, faydalı gören, katkı yapmak isteyen bilimsel birikim sahibi dostlarım. Sağ olsunlar her biri haftada bir yazı gönderiyorlar. Tabi sitenin sahibi olarak yükün büyük çoğunluğu bende ama o yazar arkadaşlarımızın katkılarını da inkâr edemem.

Hikmet Yurdu Dergisi’nin düzenlediği bazı etkinliklerden haberdar olduk. Bunlar devamlı etkinlikler mi. Kriterleri nelerdir. Çalışmalarınızda öğrencilerin desteğini görüyor musunuz?

Sanıyorum bizim fakültemizde Eilahiyat temsilcisi yok ya da ben henüz bilmiyorum. Özellikle yeni sayılar çıktığında Hikmet Yurdu dergimizi duyurmak için size, diğer bazı ilahiyat alanındaki sitelere camiamız haberdar olsun diye haber gönderiyorum. Sağolun sizler, İmam Matüridi ve Matüridilik Özel Sayımızın yayın sürecinde, duyurulması hususunda katkı yaptınız. Yeni sayılarımızın duyurulmasında da katkı yapmaya devam ediyorsunuz. Beş ve altıncı sayılarımızın yayınlandığını da meslektaşlarımıza duyurdunuz. Sizlere çok teşekkür ediyorum.

Az önce de dediğim gibi Hikmet Yurdu akademik, sanal bir dergi ama her dört sayıda bir özel sayı yayınlamayı planlıyoruz. Mesela 8. Sayımızı henüz netleşmedi ama ya Kadı Abdülcabbar ya da İlk Dönem İslam Tarihi Özel Sayısı yapmayı planlıyoruz. Bu netleşince yine size bildiririz. Duyurulmasında katkılarınızı bekleriz. Bunun dışında Hikmet Yurdu’nun bir akademik, bilimsel platform yapmak gibi bir niyetimiz var. Yani konferanslar, paneller, sempozyumlar düzenlemek. Ülkemizde ve dünyada alanında uzman olmuş kişileri Malatya’ya getirerek İlahiyat alanında toplumumuzu bilgilendirici hizmet görmek niyetindeyiz. Ancak bu şu an için proje aşamasında inşallah yakında, Hikmet Yurdu bilimsel platform olarak hizmet alanını genişletecektir.

Fakülte öğrencilerialiduman4nin desteği hususuna gelince; ne yazık ki 2001-2008 tarihleri arasında fakültemize öğrenci alınmadı. İlk öğrenci grubu 2009’da geldi. Şu an bu öğrenciler 3. Sınıfa geçtiler. İslam Hukuku dersi 3. Sınıfta olduğu için bizler henüz onların derslerine giremedik. 1 ve 2. Sınıfların derslerine de giremiyoruz. Bu sebeple öğrencilerimizin Hikmet Yurdu’ndan pek haberleri yok sanırım. Dolayısıyla dergiye öğrencilerimizden bir katkı olmuyor. Onların yapabileceği en önemli katkı, dergideki yazıları okumak olacaktır. Biz onlardan daha fazlasını beklemiyoruz. Onlar kendilerini yetiştirsinler. Ondan sonra belki katkılarını bekleriz. Bu arada, geçtiğimiz sayılarda farklı üniversitelerde okuyan bazı öğrenci arkadaşlarımızın dergimize Kitap Tanıtımları gönderdiklerine şahit olduk. Bunlar gerekli süreçlerden onay aldıkları için yayınlandı da. Bu çok güzel bir şey. Bütün öğrenci arkadaşlardan bu tür kitap tanıtımlarını yapmalarını ve dergimize göndermelerini bekleriz. Neticede bu dergi, Ali Duman olarak bana değil, ülkemize, milletimize ve ilahiyat camiamıza ait bir dergi.

Osmanlı hukuk-siyaset ilişkileri üzerine çalışmalarınız bağlamında referandum süreciyle ilgili bir değerlendirmede bulunmak ister misiniz?

Benim doktora tezim İslam Hukukuna Göre Siyasi Fikir Hürriyeti, yüksek lisans tezim de Kastamonu Şer’iyye sicillerinden birinin katalogu. Dolayısıyla yüksek lisansta Osmanlı Hukuk sitemini inceleme fırsatım oldu. Doktora’da da siyasal alanda fikir hürriyetini İslam hukuku açısından araştırdığım için, siyaset konusunda bir mesafe kat ettiğimi düşünüyorum.

Fakat sorunuz, doğrudan gündemle ilgili bir soru olduğu için müsaade ederseniz ben bu hususta bir yorum yapmayayım.

İnönü ilahiyat talebeleri üzerinden değerlendirmede bulunulacak olursak ilahiyat öğrencilerinin ilmi donanımları için neler söyleyebiliriz. Yeterli buluyor musunuz? Bilhassa eksik gördüğünüz hususlar nelerdir?

İlginç bir soru. Genellemek doğru olmaz. Hele İnönü İlahiyat öğrencileri hususunda yorum yapamam zira henüz derslerine bile girmedim. Ama genel olarak bir şeyler söylemek gerekirse; ta peygamberimizin vefatından beri İslam alimleri arasında akılcı-nasscı ayrımı var olagelmiştir. Hatta biliyorsunuz Ehl-i Hadis Ehl-i Re’y var. Yani meselelerin çözümünde nassı öne alan veya aklı öne alan alimler var. Kanaatimce ilahiyatlarda buna göre bir yapılanma olmuyor. Bizim fakültelerimizde nassa ağırlık veriliyor. Akla yönelik, aklı kullanmaya yönelik bilimler biraz göz ardı ediliyor. Hatta bu sene nisan ayında İzmir 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hanifi Özcan hocayı konferans vermek üzere Malatya’ya getirmiştik. Hocadan talebelerimize de bir ders vermesini rica ettik, o derste öğrencilerimizden biri “Dinde aklın yeri var mı?” diye sordu. Ben hayret ettim. Hâlbuki genel ilkedir “Aklı olmayanın dini yoktur”. Aklı olmayanın dini yoksa, dinde aklın yeri var mı gibi bir soru nasıl sorulabilir?!

Kendi mesleğim açısından söylersem, biz de usul çok önemlidir. Ancak ne yazık ki hak ettiği öneme binaen usulü hakkıyla işleyemiyoruz. Hadis ve tefsir derslerinin sayısının çokluğuna oranla usule sadece beş ve altıncı dönemde ikişer saat ayrılıyor. Yani fakülte hayatı boyunca öğrenci ancak 4 kredi usul alabiliyor. Hâlbuki usul bütün dini bilimlerin en temeli, anasıdır. Hatta benim hocam rahmetli Prof. Dr. Zahit Aksu “Usul bilmeyenin ilmine itibar olunmaz” derdi. Usul bu kadar önemli. Neden çünkü usul ilmi sayesinde kişi, okuduğunu anlayacak. Söz gelimi hadis dersini ele alalım. Hadis dersinde ne veriliyor? Bazı hadis metinleri okunuyor. Ancak usul ilmi sayesinde o hadisin ne işe yaradığı bilinebiliyor. Tefsir için de aynısını söyleyebilirim. Bir ayetin, tabi ahkamla ilgili, hangi konuyla ilgili olduğu, ne zaman, nasıl indiği, hangi sorunu çözdüğü, nasıl okunması gerektiği, ne anlaşılması gerektiği hep usulde verilir. Dolayısıyla bu kadar önemli bir bilim için ayrılan ders saati sayısı az. Usul sayesinde insan aklını kullanmayı öğrenir desem aşırıya kaçmış olur muyum bilmiyorum.

Her neyse konuyu çok özelleştirdim sanırım. Kanaatimce ilahiyatlarda öğrencilerin aklına yönelik, akıllarını ve buna bağlı olarak delilleri nasıl kullanacaklarına yönelik derslere ağırlık verilmeli.

Son olarak ilahiyat öğrencilerine Eilahiyat vesilesiyle ulaştırmak istediğiniz tavsiyeleriniz olursa onları dinleyelim.

Öncelikle böyle bir site kurarak ilahiyat camiasını önemli bir hizmet ettiğinizi söylemeliyim. Gerçekten bu hususta sizleri tebrik ederim. İnşallah ülke genelinde tüm ilahiyat fakültelerinde bir yapılanma sağlarsınız da, her fakültemizden haberdar olabilme imkanına sahip oluruz. Keşke her hafta bir fakültemizde bir hocamızla röportaj yapıp, bunları paylaşabilseniz, bilmem mümkün olur mu? Hatta öğrenci arkadaşlarımız derslerle, kendilerinin yetişmesiyle ilgili hususlarda bir soru-cevap ortamı oluşturabilseler, sizler de aracılık yapıp hocalardan soruların cevaplarını alsanız. Daha iyi olur.

Ben, öğrencilerimize öncelikle kendilerini her hususta iyi yetiştirmelerini öneririm. İyi yetiştirmek derken, dersle yetinmemelidirler. Neticede derslerde belli konuları belli bir saat çerçevesinde aktarmakla yetiniliyor. Meselelerin özüne inilemiyor. Hâlbuki dersin dışında koskoca ilahiyat alanında bilinmesi, araştırılması gereken o kadar fazla konu var ki! Temennim öğrencilerimizin okudukları alanın hakkını vererek okumaları, bunu bir ders, bir meslek olarak değil, bir yaşam biçimi olarak görmeleri ve ona göre hareket etmeleridir.

Bana böyle bir imkanı tanıdığınız için siz Eilahiyat camiasına çok teşekkür ederim.

Biz de çok değerli cevaplarınız için teşekkür ederiz.

Yorumlar   

0 #7 Guest 23-08-2010 03:09
Yeryüzünde hiç bozulmıyan ve degiştirilemeyecek birşey vardır
ki, o da Allahü teâlânın Kur’ân-ı kerîmi ve Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve
sellem” hadîs-i serîfleridir.Kitaptaki düşünceyi özetledim. Eminim bu konu hakkında beni daha fazla bilgilendirirsiniz. Katkısı olan herkese teşekkür ediyorum. Hocamada saygılar sunuyorum. Amacım fikirlerle çatışmak değil.Ortaya atılan iki görüş hakkında daha fazla bilgiye sahip olmaktır. Niyetlerimizi Allah bilmektedir...
Alıntı
+2 #6 Guest 23-08-2010 03:01
...dünyânın her tarafında gelmiş, ilim, tecribe ve akıl sâhiplerini hürmet
ve hayrânlıkta bırakan ve hiç birisinde kimse tarafından bir kusur ve hatâ bulunmamış
olan emrleri ve sözleri bir câhil sözü ile nasıl lekelenebilir? Bundan dahâ
büyük bedbahtlık ve zevallılık olabilir mi? Tâm akıl saşmayan, yanılmayan
akldır. Etrâfa düşünceler savuran bu câhil, degil aklın erişemeyeceği seylerde,
belki kendi günlük işlerinde, hiç yanılmadığını iddiâ edebilir mi? Böyle bir iddâya,
kimse inanır mı? Değil bir insan bugün en akıllı tanınan hıristiyanların kendi aralarında
en akllıları olarak seçtikleri mebûsları bütün akılları ile bütün ilmleri
ile başbaşa vererek yaptıkları kanûnları az zamân sonra yine kendileri beğenmeyip
degiştiriyor...
Alıntı
+1 #5 Guest 23-08-2010 02:49
...yalnız bunları araştırmak bulup
fâydalanmak için çalışmayı emir ve teşvîk buyurmuş, kendileri dünyâ işlerinden
her birinin insanları ebedî seâdete ve felâkete nasıl sürükleyebileceklerini anlatmış
ve Allahü teâlânın beğendiği ve beğenmediği seyleri açık olarak bildirmişlerdir.
O hâlde insâf etmeli ki Allahü teâlânın sonsuz kudretinin inceliklerini meydâna
çıkaran bugünkü teknik bilgilerden ve tecribelerden haberi olmayan ve islâm büyüklerinin kitâblarını okuyup anlamak şöyle dursun, bunların isimlerini bile
işitmemiş olduğu, sözlerinden anlaşılan, bir câhilin filozof maskesi profesör etiketi gazete yazarı perdesi altında çalısan bir kâfirin tâm olmayan aklı ile ortaya attığı bir düşünce nasıl olur da Allahın Peygamberinin sözlerinden üstün tutulur? Peygamberimizin kitâplarımızda yazılı ilim, sıhhat,
fen, ahlâk, hak, adâlet ve bütün seâdet kollarını kavrayan ve bindörtyüz seneden
beri...
Alıntı
+2 #4 Guest 23-08-2010 02:42
...(Tecribî kimyâ) kitâbındaki (Fen ve ilm terakkîsinin, hemen
hemen binbeşyüz sene içinde durmuş olması, kısmen Aristo felsefesinin kabâhatidir)
yazısı, bu doğru sözlerden biridir.
İlam dininde aklın ermediği şeyler çokdur. Fakat, akla uymayan birşey yokdur.
Âhıret bilgileri ve Allahü teâlânın beğenip beğenmedigi şeyler ve Ona ibâdet şeklleri
eğer aklın çerçevesi içinde olsalardı ve akıl ile doğru olarak, bilinebilselerdi
binlerce Peygamberin gönderilmesine lüzûm kalmazdı. Insanlar dünyâ ve âhıret
seâdetini kendileri görebilir, bulabilirdi ve Allahü teâlâ hâşâ Peygamberleri boş
yere ve lüzûmsuz göndermiş olurdu. Hiçbir akıl, âhıret bilgilerini bulamayacağı, çözemeyeceği
içindir ki Allahü teâlâ her asırda dünyânın her tarafına Peygamber
göndermiş ve en son ve kıyâmete kadar degiştirmemek üzere ve bütün dünyâya
Peygamber olarak Muhammed aleyhisselâmı göndermiştir.Bütün Peygamberler,
akıl ile bulunacak dünyâ işlerine...
Alıntı
+1 #3 Guest 23-08-2010 02:34
Görülüyor
ki, Peygamberlere tâbi olmak aklın gösterdiği bir lüzûmdur
ve aklın istediği ve beğendigi bir yoldur. Peygamberlerin aklın dışında ve
üstünde bulunan sözlerini, akla danışmaya kalkışmak akla aykırı bir iş olur. Gecenin
koyu karanlığında bilinmeyen yerlerde, pervâsızca yürümeye ve engin denizde,
acemi kaptanın pusulasız yol almasına benzer ki her ân uçuruma, girdâba düşebilirler.
Nitekim felsefeciler ve tecribeleri hayâlleri ile îzâha kalkışan maddeciler,
aklları dışında bulunan sözlerinin çoğunda yanılmış, bir yandan birçok hakîkatleri
meydâna çıkarırken, bir tarafdan da, insanların se’âdet-i ebediyyeye
kavuşmalarına mâni olmuşlardır. Tecribelerin dışına taşmıyan akıl sâhibleri bu
acıklı hâli her zamân görmüş ve bildirmişdir. Misâlleri çokdur. Felsefecilerin üstâdlarından
olan Aristo için meşhûr Alman kimyâgeri profesör (F.Arnd)ın da, Istanbulda
çıkan, türkçe (Tecribî kimyâ) kitâbındaki
Alıntı
+1 #2 Guest 23-08-2010 02:19
Nakil yolu ile anlaşılan, yanî Peygamberlerin söyledikleri şeyleri,
akıl ile araştırma uğraşmak, düz yolda güç giden yüklü bir arabayı yokuşa
çıkarmak için zorlamaya benzer.Yokuşa dogru at kamçılanırsa çabalaya çabalaya
yâ yıkılıp canı çıkar. Yâhud alışmış olduğu düz yola kavuşmak için sağa,
sola ve geriye kıvrılarak arabayı yıkar ve eşyâlar harâb olur. Akıl da yürüyemediği
anlıyamadığı âhiret bilgilerini çözmeye zorlanırsa yâ yıkılıp insan aklını kaçırır
veyâ bunları alışmış oldugu dünyâ işlerine benzetmeye kalkışarak yanılır, aldanır
ve herkesi aldatır. Akıl his kuvveti ile anlaşılabilen veyâ hissedilenlere benzeyen
ve onlara bağlılıkları bulunan şeyleri birbirleri ile ölçerek, iyilerini kötülerinden
ayırmaya yarayan bir mi'yardır, bir âlettir.Böyle şeylere bağlılıkları olmayan
varlıklara eremeyeceğinden şaşırıp kalır. O hâlde Peygamberlerin bildirdikleri şeylere akla danışmaksızın inanmaktan başka çâre yoktur.Diğer yorumda devamı
Alıntı
+2 #1 Guest 23-08-2010 02:05
“Dinde aklın yeri var mı?” Hocam bu soruyu soran arkadaşı iyi tanıyorum.O bilgisizliğinden bu soruyu sormadı.Aksine o ona öğretilenlerden yola çıkarak bu soruyu sordu.İmam hatipte okurkende bu konu üzerinde çok tartışmıştık ama sonuç olarak soruyu soran abla ile hem fikirim. Söyleyişinizde hatırlattığınız bu konu beni dün akşam ufak çapta bir araştırmaya yönetti. Bende daha önce okumuş olduğum saadet-i ebediyye (Hüseyin Hilmi IŞIK'ın kitabı)ilmihaline birkez daha gözgezdirdim. Ve orada yazılanları aynen sizinle paylaşma gereği duydum. ''Akıl ile anlaşılan şeyler, hislerle anlaşılanların üstünde olduğu ve bunların yanlışını çıkardığı gibi, yanî his akıl ile anlaşılan şeyleri anlıyamayacağı gibi, akıl da, Peygamberlik makâmında anlaşılan şeyleri kavramaktan âcizdir.İnanmaktan başka çâresi yoktur. Akıl, anlayamadığı şeyleri nasıl ölçebilir.Bunların doğru ve yanlış olduğuna nasıl karâr verebilir?
Devamı diğer yorumda buraya sığmadı Hocam!
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile