Ali Hüsrevoğlu Hocamız İle Hat Sanatı Üzerine

Röportaj
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

ali_hsrevolu5[Yeni Dünya Dergisi’nin Hat Sanatı ve İncelikleri üzerine Ali Hüsrevoğlu Hocamız ile yapmış olduğu söyleşiyi istifadenize sunuyoruz. ]

Hat sanatından ve inceliklerinden biraz bahseder misiniz?

Bu, kitaplık bir soru. Bir nebze bahsedeyim: Hat sanatı her şeyden önce fıtrî bir sanat. Bu sebeple fıtratın temeli olan Tevhid duygusuyla, inancından doğar ve gelişir. Meselâ ilk harf elif. Tek başına duruşuyla hem Tevhid inancını anlatır, hem ayakta duran bir insanı remzeder, hem de insanın sırrı olan Tek Allah’a [celle celâluh] işaret eder. Bütün harfler tek hattın değişik şekilleri ve kıvrımlarıyla meydana gelmiştir.

Fakat Latin yazısındaki A harfi üçgen görünümüyle teslis inancını remzederek işe başlar ve öyle devam eder. Özet olarak Kur’an yazısı Tevhid inancının yazısı. Latince de teslîsin. Bizim hat sanatı eserlerimiz ölmez bir güzelliğe sahiptir. Şevket Rado, Türk Hattatları kitabında soruyor: “Biz Müslüman olduğumuz için mi bu sanata düşkünüz? Dünyada bizden başka bir millette başlı başına yazı sanatı diye bir konu yoktur. Bu sadece bizde vardır. Bu, asırlardan beri üçlü bir vecize halinde şöyle ifade edilmiştir: “Kur’an Hicaz’da indi, Mısır’da okundu,İstanbul’da yazıldı.”

Hat sanatına ne zaman, nerede başladınız? Bugünlere nasıl ulaştınız? Hat sanatında geçirdiğiniz merhaleleri anlatır mısınız?

Hat sanatına merakım küçük yaşlarımda başladı. Afyonkarahisar’da İmam Hatip Mektebi’ne devam ederken camilerimizde gördüğüm yazılar beni kendine mıknatıs gibi çekerdi. Meselâ civarında oturduğumuz İmâret Camii pencere üzerinde Hakkı Efendi’nin yazılarını seyre doyamazdım. Ancak o zamanlar ne bunları soracağımız kimse vardı, ne de ders alabileceğimiz kimse. Daha kolay geldiği için Zülâli Camii’ndeki ma’kılî yazıları zaman zaman taklide çalışır, bazı hocalarıma gösterirdim.

Onlar da takdir ve teşvik ederlerdi. Yüksek tahsil için İstanbul’a gittiğimde de yol göstermesi gerekenler bu sanatı gözümde imkânsız göstererek büyüttüler. Çok zaman alır ve ilme mani olur diye başlamak istemedim. Sonra bir arkadaşım, “Gelin başlayalım, Hattat Hamid olacak değiliz ya! Ne öğrenirsek kâr. En azından el yazımızı düzeltiriz!” dedi ve Hasan Çelebi Hocamız’dan başladık.

Şevki’nin, Şefik’in, İzzet’in, Rakım’ın, Hâmid’in, hulâsa büyük hattatımız Abdullah Zühdî’nin eserleriyle karşılaştım. Kendi kendime Harem-i Şerif’in kıble duvarına “Yazı Cenneti” adını verdim. Burası hakiki Cennet olduğu kadar Yazı Cennetidir de. Çünkü bunlar Cennet yazılarıdır. On senedir seyrediyorum. Her gördüğümde ilk görüyormuşum gibi geliyor. Yeryüzünde bu kıymette ikinci bir kıble duvarı daha yoktur. Ancak kültür dünyamızın bundan ne kadar haberi var, bilemiyorum. Sonra Medine’ye
geldiğimden itibaren merhum Erzurumlu Mustafa Necâtüddin Hoca Efendi ile tanıştım. Dört mezhep fıkhı, yakın ve uzak tarihimize ait binlerce hatıra ve menkıbe, hattatlarımızın hayatlarına ve eserlerine ait sayısız malumat, isteyen herkese elinden gelen yardımı yapma gibi birçok mümtaz özelliklere sahip. Bütün bunlarla beraber sonsuz bir tevazu. Kendisinde zengin bir Hat koleksiyonu vardı. Ondan istenen hiçbir şeye kesinlikle hayır demez, birçok yazıları fotokopi yapar, istemeden dağıtırdı. Ondan da çok istifade ettim. Makamı Cennet olsun. Bir insandan istifade edilmesi, Allah’ın o insana lütfu ve ikrâmı cümlesindedir. Herkeste bu özellik yoktur.

Sizin en büyük tutkularınızdan birinin hilye yazmak olduğunu biliyoruz. Bunun sebebi nedir?

Konusu sevgili Peygamberimiz [sallallâhu aleyhi vesellem] olduğu içindir. Biliyorsunuz, eskiden içinde hilye bulunmayan bir ev, içinde Peygamberimiz [sallallâhu aleyhi vesellem]  bulunmayan bir eve benzetilirdi. Atalarımız hayatlarını Peygamberimizin sevgisiyle o kadar bütünleştirmişlerdir ki, yaşadıkları çevreyi hep Peygamberimizi [sallallâhu aleyhi vesellem]  hatırlatan veya O’nu anlatan levhalarla süslemişlerdir. Bana göre, bir hattatın emek vereceği en mübarek çalışmaların başında hilye çalışmaları gelir.

Meselâ neslimiz Peygamberimizi yeterince tanımıyor. Hilye-i Şerif levhalarının asıl gayesi Peygamberimizin özet olarak bedenî güzelliklerini, konuşmasını, insanlara muamelesini ve ahlâkını anlatmaktadır. Ben hattat olarak bir hilyeyi başka konulu sayısız levhadan üstün tutarım. Geçen sene Altınoluk Mecmuası bu sebeple Kâmil Akdik’in güzel bir hilyesini hediye olarak verdi. Böyle faaliyetler başka kuruluşlarca da devam ettirilmeli, bütün dünya Peygamberimizle doldurulmalıdır. Unutmayalım ki karanlık, ışığın bulunmadığı yere çullanır ve doldurur.

Hat sanatını öğrenmek isteyenlere neleri tavsiye edersiniz?

Başta bu sanatı Allah yolunda ve Peygamberimiz uğrunda kullanmaya niyet etmek geliyor. Bilindiği gibi bu sanat gayr-i Müslimlerin de hicdevamlı dikkatini çekmekle beraber tatbiki sadece Müslümanlara ait bir sanattır. Bu sebeple bu sanatta ilerlemek isteyen herkes, Müslümanlığın emir ve yasaklarına daima saygılı olmalıdır. Hattatların pîri Hz. Ali [kerremallâhu vechehû] hat talebelerine tavsiyede bulunarak şöyle der: “Hat, bir üstadın öğretiminde gizlidir. Kıvamı çok meşk etmektir. Devamı da İslâm dini üzere devam etmektedir.” Bu sanatı öğrenmek isteyen kardeşlerime kendilerine zor gelen şeyin üzerine yürümelerini, azimlerinde sarsıntıya uğramamalarını, karşılaştıkları iş ne kadar zor olursa olsun Allah’ın bir zerre yardımının dağları yerinden oynatmaya yeteceğini hiçbir zaman unutmamalarını, büyük işleri başardıktan sonra da bunu kendilerinden değil, Allah’tan bilmelerini tavsiye ederim.

Hat eğitimi ortalama kaç senede tamamlanır?

Bu insanların çalışmasıyla doğru orantılı. Bir insan çok iyi çalışırsa, birkaç senede temel eğitimi alabilir. Haftada bir ders görmeye göre, gene beş yıl gibi bir eğitim gerekiyor. Talebenin çalışıp çalışmamasına göre, kaybettiği yıllara göre on yıl sürebilir talebelik süresi.

Öğrencinin eserini imzalayabilmesi için belirli bir seviyeye gelmesi gerekir mi?

Muhakkak gerekir. Bu da Türkiye’deki en ciddî problemlerden birisidir. Bazı Karadenizli arkadaşlarımız; “ Bizim memlekette bir keser kapan müteahhit olur”, derler. Şimdi bir kalem kapan hattat olmaya kalkışıyor. Bir fırça kapan tezhipçi veya nakkaş oluyor. Ve yürümüyor tabiî. Aslında insanın en azılı düşmanı, olgunlaşmadan önce bıraktığı eseridir. Bu eser, o insanın daima aleyhinde konuşur. Hâlbuki insan bunu düşünse, idrak etse; bir sanatçı ilerledikten, belli bir merhaleye geldikten sonra eserini imzalar. Meselâ, yirmi otuz sene hiç nefes almadan, gece gündüz çalışan üstadlar dahi eserlerini imzalarken korku geçirirlermiş; çünkü mükemmele ulaşmak isteyen insan hiçbir yaptığını kesinlikle mükemmel görmez. Hocası: “Artık sen belli bir merhaleye ulaştın, eserlerine imza koyabilirsin” demeden, talebe eserini imzalamaya kalkarsa arkasında düşman bırakır. Bu akıllı bir insanın yapacağı bir iş değildir. Bizde icazet almak gelenek haline gelmiştir ve tabiî icazet lâyık olana verilir. Her heves edene verilmez. Bizim dönemimize göre, şimdiki gençlerde sabır biraz az. Eski döneme göre de bizde çok az. Hemen işi halledelim, köşeyi dönelim gibi düşünceleri var. Bu iş sabır işi. Lâyık olan ve belli bir merhaleye gelen icazet almalı muhakkak. Almamalı demiyoruz kesinlikle. Hatta eskiler imzalarını hocasının ismini belirterek atarlardı. Bu bir güzelliktir, bir asalettir aynı zamanda. Hem hocası rahmetle anılır, hem kendisi. Meselâ çoğu hattat eserini eser yerine koymayıp “Sevvedehu” yani “Karaladı” demiş. “Ketebehu” yazdı değil, karaladı. Sonra onunla yetinmemiş, “ed’afü’l- küttab” (kâtiplerin en zayıfı) olarak imzalamış. Hattat Hâmid üstadımızın
böyle imzası çoktur.

İcazet nedir?

İcazet diploma demek. Yani; bu talebe, bu sanatı icra edebilir, diye hocasının şahitlik etmesi.

Hâmid Aytaç kimdir? Kendisiyle irtibatınız nasıl oldu?

Hâmid Aytaç Osmanlı’dan kalan son hattatımızdır. Rahmetle anıyorum. Hâmid Aytaç kimdir? Bu gerçekten çok önemli bir soru. Eğer şunu aktarabilirsem, Hattat Hâmid Aytaç’ın kim olduğunu anlatabileceğimi zannediyorum. Cumhuriyet Döneminde ülke birçok alanda değişim geçirirken, harf inkılâbından sonra birçok hattat: “Artık, bugünden sonra bize bu memlekette iş bulunmaz” diyerek iş yerlerini kapatıyorlar. Hattat Hâmid Üstadımız diyor ki: “Sirkeci’den Cağaloğlu’na kadar sağ kolda yüz elli, sol kolda da
yüz elli hattat dükkânı vardı. (Yani çok geniş olmayan bir yerde üç yüz kadar hattat, gece gündüz, harıl harıl çalışıyor). Hepsi dükkânlarını kapattılar, bir tek ben kapatmadım. Allah bana yardım etti, muhafaza etti ve Osmanlı’dan kalan bu sanatı Cumhuriyet’e taşıma vazifesini bana yükledi; ömür boyu kendim, hem sanatımı icrâ etmeye, hem öğretmeye devam ettim” diyor. Biz bu fedakârlığı gösterir miyiz? Bir dünya tamamen değişecek ve siz hayatın ilgi alanı ışına iteleceksiniz ve bu işi bırakmayacaksınız… Burada bir şey ortaya çıkıyor: Bu sanata gönül veren insanlar, âşık olarak gönül verirler ve kendilerini fedâ ederler. Hattat Hâmid de bunlardan bir tanesidir ve en güçlülerinden, en büyüklerindendir. O dönemde bu güzel sanatı terk edilmeye bırakmamış, memleketimizi güzel eserleriyle zenginleştirmiş ve sayısız talebe yetiştirmiştir.

Dünyanın her yerinde Hattat Hâmid üstadımızın talebesi vardır. Amerika’da, Japonya’da, Fransa’da, her yerde. Hattat Hâmid’in özelliklerinden bir tanesi de, bütün yazı türlerini mükemmel derece yazabilmesidir; istisnasız bütün yazı türlerini. Şu anda bu kapasitede hattat yetişmiyor. Bu özellikle hattat sayısı tarihimizde de az. Hattatlarımız ya “sülüs, nesih”  türünde yetiştirmişler kendilerini, ya “tâ’lik” türünde… Bazısı sadece “celî dîvanî” yazmış… Bütün yazı türlerini mükemmel yazanlardan birisi Hattat Hâmid’dir. İkinci isim Hattat Halim’dir (Özyazıcı). Bir de Kâmil Akdik’tir. Başka yoktur demiyorum kesinlikle,, ama şu anda hatırıma gelenler bunlar. Zaman zaman giderdik ziyaretine. Cağaloğlun’da bulunan handaki odasında çalışırdı gece gündüz. Bizim zamanımız yaşlılığına rastladı.

Hattat Hâmid’in şu menkıbesini çok duyardık: Bir ara Hattat Hâmid’in odasının bulunduğu han büyük bir yangın geçiriyor. Eğer Hattat Hâmid’in odasına da yangın gelecek olursa ki eski İstanbul yangınlarını düşünelim, mevcut olan bütün eserler yanıp kül olacak. Hancı geliyor: “Üstad!” diyor, “Çabuk davran, toparlan, yangın geliyor, yanıyorsun! ”Hattat Hâmid hiç istifini bozmadan çalışmasına devam ederek diyor ki: “Biz ‘Allah’ yazıyoruz kardeşim, yanmayız; siz başınızın çaresine bakın” ve hakikaten bunu nasıl güçlü bir imanla söylediyse, ateş Hattat Hâmid’in kapısına kadar geliyor ve kapısında sönüyor. Bunu ben daima anarım. Hattat Hâmid’le irtibatımız böyle oldu. Yangının yılını tam hatırlamıyorum. Ancak Hâmid Aytaç’la tanışmamız 1980 öncesi oldu.

Yazı çeşitlerinden bahsettiniz. Kısaca açıklar mısınız? Siz en çok hangi yazı türünde eserler veriyorsunuz?

ahusrevoglutugraYazı çeşitlerinin bizde en çok kullanılan üç türü vardır: Sülüs, Nesih, Tâlik.

Sülüs yazı, her boydaki tablolarda ve daha çok câmilerde kuşak yazılarında kullanılır. Tâlik yazı, daha çok şiire elverişli. Dîvanlarımız asırlardan beri tâlik yazı ile yazılmışlardır ve paha biçilmez değerdedirler. Tâlik yazıyı biz İran’dan almışız. Ancak, ona Türk şîvesi, Türk zevki, Türk zerâfeti katmışız ve zirveye ulaştırmışız. Tâlik yazı bizde yazıldığı seviyede, bugün İran’da yazılamamaktadır. Nesih yazı, genellikle Kur’an-ı Kerîm yazımında kullanılır. İnce, diğerine göre daha ince bir yazı olduğu için. Bu üçüne ilâveten Celî Dîvânî yazı var. Genellikle fermânlarda kullanılmış. Bunun dışında yazılar çok yaygın değildir. Bu bakımdan en yaygınları dört kalem diyebiliriz. Bazı câmilerde istek üzerine Kûfî yazılar mevcuttur. Bunların türleri vardır: Düz Kûfî, Ma’kılî, Çiçekli kûfî. İsteğe göre  bunlar da yazılmaktadır. Ben daha çok sülüs, nesih ve celî dîvânî üzerinde eserler veriyorum.

Hüsn-ü Hatta yeni başlamak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?

Hüsn-ü Hatta başlamak isteyenler tavsiyem; önce ibadete dikkat etmeli ve özellikle ibadet öncesi temizliğe de daima riayet etmelidir. Bu önemli şeydir. Hz. Ali’nin söylediği gibi hocasız hat sanatı öğrenilmez. Bir hoca bulmalılar. Ve hocalar arasında da tercih yapmalılar. Bildiğini doğru öğreten olmalıdır. Hiç kimse kötü niyetli değildir, fakat bazısı kolay öğretir, öğretmekten mutlu olur. Bazı kimse zor öğretir, öğretmesi zayıftır. Malzemesi derme çatmadır. Bu zeminlerde hat sanatı zor öğrenilir. İnsan yeni malzeme üretmeli ve güzel şeyler ortaya koymalı. Ve elinden geldiği kadar iyi çalışmalı.

Hasan HAFİF

Kaynak : Yeni Dünya Dergisi

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile