Arş.Gör. DOĞAN KAPLAN ve İlahiyatı

Röportaj

dkaplan.jpg 1. İlahiyata gelmeden önceki öğrenim yaşantınızı biraz anlatır mısınız?

Ben aslen Erzincan-Tercan doğumluyum (1975). Bana göre kişisel tarihim açısından dönüm noktası sayılabilecek ilk olay, babamın hemen askerlik sonrasında 1958 yılı itibarıyla, bir zamanların “Almanya’dan önce Almanya’sı” olan ve göç almaya başlayan Zonguldak’a madende çalışmak üzere gitmesidir.

İlkin kısa süreli başlayan “işçilik” hayatı bir süre sonra “kadrolu işçiliğe” dönünce babam ailesini Erzincan’dan Zonguldak’a taşıma kararı alır. 1978’in son aylarında başlayan bu iç-göç ailemiz için köyden şehre, çevreden merkeze ve dolayısıyla köyün imkânsızlıklarından şehrin imkânlarına kavuşma anlamına gelecektir. İlkokulu bitirdikten sonra, Zonguldak Merkez İmam Hatip Lisesi serüvenim başlar. İmam hatip lisesine gitmem kendi tercihim değildi. Çünkü İmam hatip lisesinin ne olduğu konusunda bir fikrim yoktu. Tek hatırladığım, babamın ilkokuldaki öğretmenlerimle, bu konuyu konuştuğu ve onların da olumsuz kanaat belirttikleridir. Sonuçta imam hatip lisesi giriş imtihanını kazanınca babam oraya kaydımı yaptırmıştı. Normalde dini bütün bir insan olmayan ama Anadolu insanının sahip olduğu “saf imana” sahip olan babam beni imam hatibe, çocuklarından biri “Kur’an bilsin, arkalarından fatiha okuyabilsin” niyetiyle göndermişti. Zira kendi dedesi de “Kur’an bilirdi” ve bu bir şekilde devam etmeliydi. Tabii İmam Hatip lisesinde 7 yıl okumak, bu yedi yılın 2 senesini devlet parasız yatılı olarak yurtta geçirmek; yetişme dönemimde çok önemli olduğunu düşündüğüm yıllardır.


2. Nasıl ilahiyatçı oldunuz, bu serüvene sizi sürükleyen ne idi?

Öyle söyleyebilirim ki, lise 2.sınıftan itibaren üniversite hedefim belliydi, ilahiyat fakültesinde okumak. Çünkü bu benim için, “kimliğini araştırmak” anlamına geliyordu. Din konusunun tartışıldığı ve konuşulduğu bir ortamda bulunmak sanırım beni ilahiyat okumaya itmişti. Sonuç olarak, Selçuk İlahiyat Fakültesi’ni 1993 yılında, 3.tercihim olarak kazandım, 2.tercihim olan Ankara İlahiyat Fakültesi’ni sıfır nokta bilmem kaç puanla kaçırmıştım, iyi ki de kaçırmışım diyorum.

3. Mezhepler Tarihi alanını nasıl seçtiniz?

Beş yıllık fakülte öğrenciliğim boyunca, bir kısım arkadaşlarımla beraber fakülte dışından da değerli hocalardan Arapça, Hadis, Fıkıh, Akaid, Tefsir dersleri aldım. Lisans dönemimin çok bereketli geçtiğini söyleyebilirim. Öğrencilik yıllarında, her zaman, eskilerin tasnifiyle “alet ilmi”nden saydığım Arapçamın da belli bir seviyede olmasından cesaretle, İslam düşünce tarihinde başlangıçtan beri ortaya çıkmış mezhep ve gruplaşmaları orijinalinden okumaya ve araştırmaya karar verdim. Zira benim öğrencilik yıllarımda aile çevremde Turan Dursun bağlamında din ve dine ilişkin konular sürekli tartışılıyordu. Bu da beni Mezhepler Tarihi alanına sevketti. Bir taraftan ilahiyat çevrem diğer taraftan aile çevrem benim aslında pek göstermediğim “cedelci ve belki de çatışmacı” kimliğimin oluşmasında ve akabinde Mezhepler Tarihi alanını seçmemde etkili olmuştur diye düşünüyorum.

4.İlahiyatta okuyan veya mezun olacak öğrenci arkadaşlara tavsiyeleriniz neler?

Okuyan arkadaşlarıma naçizane şunları söyleyebilirim. Niçin ilahiyatta okuduklarının bilincinde olsunlar. Eğer gerçekleştirmek istedikleri bir hedefleri varsa, bu uğurda bıkmadan, usanmadan zaten çalışacaklardır. Ancak eğer belli bir hedefleri yoksa ve hasbelkader ilahiyata gelmişlerse, onlara şunu hatırlatmak isterim. Arkadaşlar! İlahiyat okumakla belli bir sorumluluk altına girmiş bulunmaktasınız, bu kimlik siz istemeseniz de ömür boyu yakanızı bırakmayacaktır. Bu nedenle gelin, ilahiyatçı olmanın sorumluluklarını yerine getirmeden önce, öğrencilik yıllarınızı boşa geçirmeyin ve mezun olduğunuzda belli bir donanıma sahip olun. Çünkü ne yaparsanız öğrencilik yıllarında yapıyorsunuz. Ben öğrencilik yıllarımın bereketli geçtiğinin düşünmekle beraber, ‘şimdiki aklım olsa, o zaman yapardım dediğim ya da keşke şunu da yapsaydım dediğim’ o kadar çok şey var ki! Hoş insanoğlu garip bir varlık, ‘tecrübeyle sabittir’ deseniz bile yine de ibret almaz, illa o da yaşayacak ve kendinden sonrakilere ‘o da tecrübeyle sabit diyecek’ ve bu kısır döngü ilânihaye yaşanıp gidecek. Son olarak somut bir önerim olacak, ne olur arkadaşlar mezun olmadan önce Kur’an-ı Kerim’i birkaç mealden okusunlar, hiç olmazsa içeriğine hâkim olsunlar ve kütüb-i sitteyi de hiç olmazsa bir kere okusunlar.

5.İlahiyatçı olmasaydınız ne olmak isterdiniz?

Bu soruya cevap vermek benim açımdan biraz güç. Çünkü üzerinde çok düşünmemekle beraber içimden geçirdiğim birkaç meslek var. Şunu söylemek isterim, ne olursam olayım, bir şekilde ilahiyat eğitimi almak isterdim.

Ropörtajı yapan: Ayşe Yılmaz / DİKAB/ 4

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile