Prof. Dr. İ. Kâfi DÖNMEZ ve İlahiyâtı

Röportaj
ikafidonmez.jpgMarmara Üniversitesi
İlahiyat Fakületesi
İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi

- İlahî Servüeniniz Sayın Hocam?
İlahiyatçı olmama ne kadar etki etmiştir bilemem ama çok küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’i öğrenmiş olmam belki bu maceranın başlangıcı sayılabilir.
Hakikaten ben epey küçükken öğrenmiştim ve Kur’an’ı rahatça okuyordum. Bu arada dini bilgilere de uzak değildik, babam din görevlisiydi. Merhum dedem İstanbul’a gelip tahsil yapmış olması sebebiyle olsa gerek, babam rahmetli de ilim-irfana çok düşkündü. Yunan işgali, arkasından Kurtuluş Savaşı olunca o bu tahsil imkânını bulamamış.. İzmir’deki İmam-Hatip Okulu açıldığı yıl kapatılmış, yani bu okul fazla yaşayamamış. Rahmetli babam onu anlatırdı; İzmir’e gelmiş, o okuma aşkı devam ediyor fakat fırsat verilmemiş oluyor çünkü okul kapanmış. O gün açıklanan gerekçe talebe bulunamaması. Neticede okul kapanınca tekrar kendi memleketine avdet ediyor. Zaten yaş da ilerleyince askerlik zamanı geliyor, ondan sonra hayatın yükü de binince tahsilini ilerletme tamamlama şansı bulamamış. Muhtemelen onun da etkisiyle babamın beni dini eğitim görmeye yönlendirme iradesi olduğunu fark ediyordum. Nerden fark ediyordum: Matematiği çok seviyordum, başarım iyiydi. O zamanın en revaçta mesleklerinden biri de mühendislikti, öğretmenim ısrarla benim mühendis olmamı istiyordu. Babam da -rahmetli- din eğitimi konusunda o çevrede en iyi yerin neresi olduğunu araştırmış. İzmir’de Kestane pazarı, ilahiyata öğrenci yetiştirme derneği diye bir dernek bünyesinde yürüyordu o zamanlar. Hakikaten seviyeli, metotlu bir eğitim veriyordu, yetişmiş hocaları vardı, o manada da şöhret yapmıştı.

-Yaşar Tunagür gibi?

Merhum Yaşar Hoca daha sonra müdürümüz oldu bizim. Ben başladığımda o yoktu, daha sonra geldi. Oraya seçerek öğrenci alıyorlardı. Yani matematik, Türkçe, genel kültür bir de Kur’an-ı Kerim okuyabiliyor olacaktı öğrenci. Öyle hemen Kur’an okutmak için kurulmuş bir eğitim kurumu değildi; onu zaten hazır alıp üzerine bir şeyler koymak istiyordu kurum. Neticede nasipmiş, ilkokulu bitirir bitirmez oraya girdik. Orada Temel İslam İlimleri ile ilgili o yaşta verilebilecek şeyleri vermeye çalıştılar, Arapça eğitimi gayet iyiydi. Klasik Arapça kitapları okutulduğu gibi bir taraftan da modern Arapça adı altında biraz da konuşmaya/mükâlemeye yönelik programlar olurdu. Rahmetli Raif Cilasun –biz Hacı Amca derdik ona, burda onu rahmetle anmak isterim- o bu işi iyi fark etmiş. Yani sadece gramer okutmakla lisanın kullanılabilir olamayacağını.. Kendisi kolejde okumuş, Batıyı görmüş, bu yönleri bilen bir insan olduğu için bunun bir ihtiyaç olduğunu fark eden biriydi. Hâsılı, Kestane pazarı diye bilinen kurumda o günkü şartlarda –bugünle kıyasladığımda- bihayli iyi, seviyeli bir eğitim verildiğini hatırlıyorum. O zamanlar tabi yaşımız küçük olduğu için oradaki sisteme uyamadık. Çünkü oraya biraz daha ilkokuldan sonra mesela hafızlık yapmış, biraz daha yaşı ilerlemiş öğrenciler geliyordu. Bizim sınıf arkadaşlarımız bir yandan iki yıl Temel İslam İlimleri okurken, bir taraftan da İmam-Hatip Okulu’nun orta kısmının derslerine hazırlanıyorlardı. Böylece dışardan bitirmek suretiyle kısa zamanda orta kısmı tamamlayıp liseye geçebiliyorlardı. Biz de aynı yolu deneyelim dedik. Dediler ki: “Sizin yaşınız küçük. Ya bekleyeceksiniz, ya da 1’den başlayacaksınız.” Hasılı yapılan inceleme ve istişareler neticesinde İmam- Hatip Okulu birinci sınıfına başladık. Yani ilahiyatçılığın ilk aşaması orda başlamış oldu.

Ben önce İzmir İmam-Hatip Okulu’nda okudum. Daha sonra DPY sınavına girdim. O yıl Ankara İmam-Hatip Okulu ilk defa devlet yatılı kısmı açmıştı, orayı kazandım ve yeni bir muhit tanımak üzere Ankara’ya geçiş yaptım, Ankara İmam-Hatip Okulu’nu bitirdim. Ankara İmam-Hatip Okulu da o günkü şartlarda çok iyi eğitim veren bir kurumdu. Hakikaten seçkin hocaları vardı. Muhit olarak da çok iyiydi. Oradaki sosyal ve kültürel faaliyetler oldukça iyiydi. Sadece din eğitimi değil aynı zamanda ülkenin ve dünyanın şartlarını da takip edebileceğiniz programları, konferansları oluyordu. O yüzden ben oraya gitmiş olmaktan dolayı memnunum, bir kazanım sağladığıma inanıyorum. İyi bir muhitti. Bir aşama da burda bitti. Yani İzmir ve Ankara..

Ankara’dayken tabi artık bilinçli tercih dönemi başladı. Ben hedef olarak İstanbul’u istiyordum; çünkü İstanbul’un bir ilim şehri olduğu biliyorduk. Hatta gözümüze kestirdiğimiz hocaları bile takip ediyorduk dergilerden..Salih Tuğ Hoca, Hayrettin Karaman Hoca gibi..Daha çok erken dönemde fıkıh çalışmayı düşündüğüm için o hocalar belki benim daha çok dikkatimi çekiyordu. Daha başka kıymetli hocalar da vardı ama fıkıhla ilgilendiğim için öncelikle onları söylüyorum. Cenab-ı Allah da nasip etti. İstanbul’a geldiğimizde Yüksek İslam Enstitüsü sınavını kazandıktan sonra burda okurken mesela Salih Tuğ Hoca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslam Araştırmaları Enstitüsü’nde çalışıyordu, sonra oranın müdürü oldu. Mesela onun bir yerde ilmî bir konferans verdiğini, seminer yaptığını duyduğumuzda gidiyorduk. Daha o zamandan ben vicâhen tanıyordum. Fakat bizim burdaki talebeliğimiz döneminde Hayrettin Bey İzmir’deydi, bir ara misafir olarak gelmişti. Ben bunu bir fırsat bilip kafamda birikmiş bazı soruları sorma vesilesiyle tanıştım hocayla, henüz talebeliğimiz döneminde.

Enstitü döneminde bizim bir de Hukuk Fakültesi maceramız oldu. O zaman çift diploma alınabiliyordu, yani İHL diplomasının yanında bazı fark dersleri vererek normal lise diploması da alınabiliyordu. O diplomayı alıp Hukuk Fakültesi’ne girdim; çünkü fıkhın bir hukuk nosyonuyla daha iyi anlaşılacağını düşünüyor idim. Onun doğruluğunu da daha sonra test ettim, yani hukuk okuduktan sonra fıkıh çalışmalarımın daha verimli olduğunu, daha iyi anladığımı gördüm. O manada burdaki çalışmalarımda hukuk tahsili bir destek oldu. Onun akabinde de burda asistanlık sınavı açıldı. Asistanlık sınavı öncesinde Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatında vazifelerim oldu ama onlar tamamen o mesleğe yoğunlaşmış şekilde değil de, biraz da talebeliğin yanında ikinci bir iş, bir meşguliyet gibi oluyordu. Dolayısıyla DİB bünyesinde bu vazifeyi yaparken “doktoraya teşvik” programı açıldı, “maaşlı izinli” diye bir statü ilk defa o zaman başlatıldı. Ben de buna müracaat ettim, kazandım ve o arada doktoraya başladım. Doktoraya başladığım sıralarda burda da asistanlık sınavı açıldı. O da nasipmiş, buraya intisap ettik. O gün bugündür burdayız..İlahiyat maceramızın şeklî özeti budur.

- Hukuk Fakültesini okumaya karar verdiğinizde sizi bu hususta yönlendiren kimse olmuş muydu, yoksa tamamen kendi kararınız mıydı?

Yok, doğrusu hatırlamıyorum. Ama birçok telkin, tavsiye ve ifadenin bir birleşeni olarak, belki bir tümevarım yoluyla zihnimde ben o sonuca ulaşmıştım. Zaten fıkıh çalışacağımı çok eskiden kendi içimde kararlaştırmıştım. Bu arada da hukuk tahsili yapmam gerektiğine inanmıştım.

- Fıkıh çalışmaya kaç yaşında karar vermiştiniz?

Yaş olarak bihayli erken, yani herhalde 14–15 yaşlarında.

Sizin bir de Erzurum maceranız olmuştu değil mi? Tabi, doktorayı burda İslam Araştırmaları Enstitüsü’nde hazırladık. Çünkü tez yöneticimiz burdaydı. O zaman buna imkan vardı: Atatürk Üniversitesine bağlı İslami İlimler Fakültesi, Yüksek İslam Enstitüsü mezunlarına doktora yapma imkanı veriyordu, sınava orada girdik. Haddi zatında ben hukuk fakültesinde biraz doktora kurlarına başladım ama İslam Hukuku’na, pür İslam Hukuku’na çalışamayacağım kanaatine varınca onu bıraktım. O arada Ankara ilahiyata gittim. Orda da kabul ettiler, yani doktora yapabilme imkanı vardı. Ama o görüşmeleri yaparken –burda hayırla yad etmem lazım Abdulkadir Şener Hoca orada kürsü başkanı Neşet Çağatay’la görüştürdü. Orda doktora yapabileceğimi söyledi. İşte o sırada Erzurum’da doktora sınavı açılmış..Oraya intisap edince artık başka bir projeye gerek kalmadı; çünkü ben İslam Araştırmaları Enstitüsü’nde çalışmayı arzu ediyordum. O arada tam doktorayı kazandığım sene burda Haseki’de ilk defa ihtisas kursları açıldı. Ona da müracaat ettik. Kazandık, girdik ama devam edemedik; çünkü dediler ki birinden birini seçeceksin. Orda yoğun bir program olacak, doktorayla bir arada yürümez dediler. İstişare yaptık, rahmetli Muhammed Hamidullah Hoca ordaydı, başka hocalarımızla da istişare ettik. Seçimi doktoradan yana yaptık. Orası nasip olmadı özetle..

- Çok teşekkür ederiz hocam.

Röportaj: Esra KILAVUZ, Özlem KAHYÂ Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 4. Sınıf

(Röportaj yapmak isteyen arkdaşlar, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresinden müracaatlarını yapabilirler..)

Yorumlar   

0 #2 Guest 12-10-2008 16:48
ben esra kılavuzun kız kardeşiyim ablacım ne kadar sorduklarınız soruları, uzun olan cevapları okuyamadıysamda bazı yerleri çok ilgimi çekti ben sekize gidiiyorum bu arada beni kü çük zannetmeyin!...
heee özlem ablanında emeğinin olmadığını söyleyemem ama daha fazla ablam birşeyler yapmış gibime geldi eee okul birinciliği sokaktan bulunmuyor.
ablacıkıma hediye kızsa bile;-)
Alıntı
0 #1 Guest 18-04-2007 19:02
Arkadalar, ml0061006b00610074 o006b gz0065006c0020006flmu, Allah raz 006f006c00730075n.

Bir de hocamz0020004b00750061la Lumpur Uluslararas 0073006c0061m niversitesinde zannediyorum r0065tim y0065006c0069i yapms0074002e0042ununla ilgili muhtasar bir eyler yazabilseydiniz nurun ala nur olurdu.

Tekrar tekrar teekkr0020006500640065riz.
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile