VI. Tasavvuf ABD Koordinasyon Toplantısı Sonuç Bildirgesi

İlahiyat Haberleri
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

30 Eylül 1 Ekim tarihlerinde Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tarafından VI. Tasavvuf Anabilim Dalı Koordinasyon Toplantısı kapsamında Sosyalbilim-Tasavvuf Çalıştayı  gerçekleştirilmiştir. Çalıştay tasavvuf akademisyenleri yanısıra sosyologlar ve sosyal bilimcilerden oluşan 125 akademisyenin katılımıyla icra edilmiştir.

karabuk 

İlahiyat Fakültelerindeki Tasavvuf akademisyenleri tasavvuf tarihi, kültürü, düşüncesi üzerine çalışmalar yaparken, sosyoloji sahasındaki araştırmacılar güncel dini ve tasavvufi gruplar üzerine çalışmalar yapmakta, böylece iki grup akademisyenin çalışmaları birbirini tamamlamaktadır. Öte yandan büyük sosyolog İbn Haldun ömrünün son döneminde Şazeliyye tarikatına bağlanarak tasavvuf yoluna girmiş, her iki alanla ilgili önemli eserler vermiştir. Daha yakın dönemde Nureddin Topçu ve Sabri Ülgener her iki alandan istifade ile toplum yapımıza dair sağlıklı açıklamalarda bulunmuş ilim adamlarımızdır.

Çalıştayda, tasavvuf ve sosyoloji bilim dallarının metodolojileri, Türk toplum yapısı, din, tasavvuf konuları yanında 15 Temmuz başarısız darbe girişimi sonucu değişen toplumsal gündem ve tartışma alanları, nevzuhur akım ve cemaatler ele alınmıştır. Konular her iki bilim dalını doğrudan ilgilendirdiği için icra edilen çalıştay sonucunda aşağıdaki açıklamanın yapılması gerekli görülmüştür.

1.Tasavvuf ve Sosyoloji öğretim üyeleri toplumu değerlendirirken kendi spesifik usul ve metodolojileri yerine daha bütüncül (holistik) bir perspektif geliştirmelidirler. Birbirlerinin metodolojilerine ihtiyaçları vardır, biri diğerini görmezden gelemez.

2.Tasavvuf dinde sonradan çıkmış, dine eklemlenmiş ya da bir tepki hareketi olarak ortaya çıkmamıştır. Tasavvuf İslam maneviyatının adıdır. Dinin manevi, ahlaki boyutunu ele alan bir ilim ve hayat tarzıdır. Zamanla kurumsallaşmış, tekke ve dergahlarla, musikisi, edebiyatı, kültürü ile yaygın bir eğitim kurumu olmuş, ayrıca fakirlerin korunup gözetilmesi yardımlaşma kurumu özelliğiyle toplumsal birlikteliği ve rehabiliteyi sağlamıştır. Anadolu’nun kurucu damarı inşa hamuru olmuştur. Modern dönemde tarihsel tecrübe olumsuzlanarak mezhep ve tarikatların değersizleştirilmesi ve reddedilmesi Türkiye özelinde yeni bir olgudur, toplumun akışını ve sürekliliğini bozmaya yönelik bir eylemdir. Bu olgunun yükselen sesi dini simge ve ritüellerin hurafe, uydurma ve bid’at gibi karalamalarla itibarsızlaştırılması, yüzyılın başındaki ulusçulara paralel Vahhabizm türü yalınlığın savunulmasına benzemektedir. Bu savunular dindar nesillerin istendiği bir dönemde, dini ve dindarlığı korumasız bırakacaktır. Bu yeni dünyanın yeni yapıları dindarlaşmayı değil toplumu ya Vahhabizm üzerinden DAİŞ türü radikalizme ya da sekülerizme itmekten başka bir işe yaramayacaktır.

3. Tasavvuf anabilim dalı akademisyenlerinin dini yapılarla ilişki biçimi geleneğe, İslami ve dini ilimlere dayalı olmalıdır. Cumhuriyetin kuruluşunda tarikatlar ve tekkeler yasaklanıp kapatılırken “miskinlik ve atalet yuvaları, devleti ele geçirmeye çalışan totaliter mürteci akımları” ortadan kaldırma gerekçesi serdedilmişti. Bu suçlama ilim adamları tarafından bilimsel değil ideolojik bir gerekçe olarak tespit edilip “tasavvufi yapıların dünya değil ukba taliplisi, devlet değil fert eğitimcisi olduğu, fert üzerinden toplumun hayrını ve salahını istediği ifade edilmiştir.” Sonuçta tarikatlar farklı kültür ve eğitim seviyesindeki insanların farklı özelliklerine bağlı olarak geliştirdikleri eğitim formlarıyla varlıklarını sürdüregelmiştir. Tarihte bu çoğulculuk devlete tehdit oluşturmadıkça daima hoşgörülmüştür.

Bu topraklarda dini yapıların ve tarikatların reddi edebiyatın, musikinin, estetik sanatların reddi anlamına gelmektedir. Çünkü bu yapılar tarihsel kırılmalar, istek ve ihtiyaçlara göre ortaya çıkar. Bu ihtiyaçları ve karşı çıkma biçimleri bilinmezse yerine neyin teklif edileceği, neyin konulacağı da bilinmez. Sonuçta ne tür sapkın eğilimlerin zuhur edeceği de tahmin edilemez.

4-15 Temmuz Darbe girişimi en temelde dine, dini cemaatlere ve tarikatlere karşı yapılmış bir darbe girişimidir. “The cemaat”in devleti başka taraflara bağlama girişimi maalesef dince önemi vurgulanan “İmam”, “hocaefendi”, “cemaat”, “yardım ve kurban toplama”, kendi doğrularını ifade edebilmek için dergi, gazete, televizyon kurma, sosyal organizasyonlar yapma olumsuzlanmaktadır. Bütün toplum ideolojilerin propagandasına açık hale getirilirken, tasavvufi neşriyat ya da anlatılar sanki seksen beş senedir yasak değilmiş gibi yeniden engellenmesi talep edilmektedir.

FETÖ kalkışması, dinî ya da bir cemaat-tarikat kalkışması olarak kabul edilemez. FETÖ başlangıcı itibariyle bir hizmet hareketi olarak gözükse de, orta katmanı itibariyle örgüte, üst katmanı itibariyle teröre göre şekillenmiştir. İhsan, insan, marifet, hikmet gibi temellere üzerine değil, bunları kullanan olmuştur. “Her şey hizmet için” mantığıyla Türkiye’yi 165 ülkeden herhangi birisine indirgemiştir. Ailesinden, milletinden ve ümmetinden koparttığı muhafazakar aile çocuklarını kendi cemaatine kazandırmış fakat gerisin geriye onlara düşman etmiştir. Belki küresel güçleri kullanmak istemiş, fakat küresel güçler onu kullanmış, kendisi araç olmuştur.

5-Diyanet İşleri Başkanlığı, dini akım ve cemaatsel yapıları, tarikatları dışlayıcı değil, dini ilimlere bağlı, ontolojik hakikat ve gerçekliğe uygun açıklama ve izahlarla toplumu bilgilendirmelidir.

Saygıyla kamu oyuna duyurulur.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile