Anadolu İlahiyat Akademisi Kelam Çalıştayı Sonuç Bildirgesi

İlahiyat Haberleri
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

kelam calistayi sonuc27-28 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen "İslam'ın Hakikati ve Mezhep Sorunu" başlıklı kelam çalıştayının sonuç bildirgesi aşağıda yer almaktadır. 

Dünyada yaşanan küresel gelişmeler tanımlamakta zorluk çektiğimiz yeni problemlerle karşı karşıya bırakmaktadır. Yanı sıra bölgesel gelişmeler İslam dünyasında yaşanan sorunlara yeni boyutlar katmakta, kadim sorunlar ile post modern sorunlar harmanlanarak kitlesel ölçekte krizler doğurmaktadır. Son dönemlerde en çok ele alınıp tartışılan konulardan biri mezhep sorunudur. Selefi akımın güçlenmesi ve eylemsel bir boyut kazanarak kendine alan yaratması, diğer pek çok konuya olduğu gibi mezhep olgusuna da bakışımızı etkilemektedir.

İslam dünyasında düşünür, entelektüel ve akademisyenlerin yaşadıkları topraklara ve toplumlarına duydukları sorumluluk onları, sorunlar karşısında çözümler üretmeye davet etmektedir. Pek çok çevre mezhep konusunu tartışmakta ve çözüm yolları aramaktadır. İlahiyat alanında ülkemizde ulaşılan düzey dikkat çekicidir. Bu birikime, tam da içinde yaşadığımız sıkıntılı dönemlerde ihtiyaç duyulmaktadır. Bu duygu ve düşüncelerle mezhep konulu bir çalıştay düzenledik. Amacımız; kalıplaşmış, çözüm değil sorun üreten yargıların tahakkümünden uzak, tüm bir İslam dünyası için uygulanabilir, gerçekçi çözümler üretmektir.

İslam’ın Hakikati ve Mezhep Sorunu konulu Kelam Çalıştayı Anadolu İlahiyat Akademisi’nin ev sahipliğinde 27-28 Kasım 2015 tarihlerinde oldukça yoğun süren bir çalışmanın sonunda başarılıyla tamamlanmıştır. Kelam, İslam Tarihi, Mezhepler Tarihi ve Felsefe alanlarında 52 hoca ve 30 genç akademisyenin katıldığı programın açılış konuşmasını Prof. Dr. Hüseyin Atay yaptı. 2 gün boyunca dört oturum olarak gerçekleştirilen programda tebliğler katılımcılar tarafından yoğun biçimde tartışılmıştır.

Çalıştayda sunulan bildiriler ve yapılan müzakereler, değerlendirme oturumunda ayrıntılı olarak yeniden ele alınmış ve aşağıda yer alan konuların kamuoyu ile paylaşılması kararlaştırılmıştır.

  1. İslam dünyasında giderek yükselen bir mezhebî gerilim olgusu gözlenmektedir. Bu gerilimin yol açtığı çatışmalar, İslam dünyasının toplumsal ve tarihsel gelişimine büyük bir engel teşkil etmektedir. Küresel güçlerin İslam dünyasındaki kültürel, etnik ve dinsel kimlikler üzerinden derin ve tehlikeli politikalar yürüttüğü, bunun dinî kimlikleri radikalleştirerek Müslüman toplumları istikrarsızlaştırdığı gerçeği görmezden gelinemez. Ancak bu, İslam dünyasının kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunları unutturmamalı ve bir bahaneye dönüştürülmemelidir. Bu bağlamda, sorunların dışsal ve içsel nedenleriyle birlikte ele alınması, yaşadığımız sürecin anlaşılması açısından büyük önem arz etmektedir.
  2. İslam dünyasında yaşanan problemlerin tümüyle mezheplerden ve dinî kimliklerden kaynaklandığı düşüncesi gerçekleri tam olarak yansıtmamaktadır. Siyaset, ekonomi, kültür ve tarih alanında ortaya çıkan ve kendi bağlamlarında çözümlenemeyen problemler, dinî alana ve dinî hayata yansımaktadır. Bu durum, özünde dinî olmayan pek çok problemin dine dahil edilmesine ve iman konusu haline gelerek ayrışma sebebi olmasına yol açmaktadır. Sorunları kendi düzlemlerinde ele almak, dinî alanı ve dinî düşünceyi rahatlatacaktır.
  3. Dinî kimlikleri ve ekolleri ortaya çıkaran tarihsel, kültürel ve siyasal etkenleri nesnel bir bakışla ele almak gerekmektedir. Özellikle ilahiyat alanında yapılan çalışmaların somut toplumsal düzlemde ele alınması, ulaşılan sonuçların kamuoyu ile uygun bir dil ve yöntemle paylaşılması, İslam ilahiyatçısının öteleyemeyeceği bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun ifası için, özgür düşünce ve ifade ortamlarının sağlanması ve geliştirilmesinin temel önem taşıdığına inanıyoruz.
  4. Müslüman geleneği oldukça zengin ve çeşitli unsurlar içeren bir mirastır. Bu mirası doğru okumak ve değerlendirmek geleceğin planlanması, çatışmaların sonlandırılması açısından zorunludur. Bununla birlikte mezhebi kimliklerin İslam’ın yerine ikame edilmesi, İslam dünyasının tüm değerlerini ve kazanımlarını yok eden tehlikeli savrulmalara yol açmaktadır. Mezheplerin öğretiminde İslam ortak paydasına vurgu yapan özgürlükçü bir dil kullanılmalıdır.
  5. İslam dünyasındaki çatışmaları, salt mezhebi ayrılıklara indirgemek gerçekçi olmadığı gibi, dinî kimliklerin üzerindeki siyasal beklentileri de artırmaktadır. Bölgemizde, mezhepler olmasaydı bile çatışma ve ayrışmalar için yeterli sayıda neden bulunmaktadır. O nedenle çatışmaların temelinde yatan toplumsal ve siyasal etkenlerin fark edilmesi gerekir. Bunun bir sonucu olarak, dinî kimliklerin çatışmaksızın bir arada yaşayabilecekleri özgürlükçü ve çoğulcu bir siyasal kültürün inşa edilmesi, üzerinde özenle durulması gereken bir konu olarak öne çıkmaktadır.
  6. Ehl-i Sünnet, İslam geleneğinde ortaya çıkan ekollerin içinde, kapsayıcı ve kuşatıcı olmasıyla öne çıkmaktadır. Bu nedenle Müslüman nüfusunun büyük kısmı kendini Sünnî paradigma içinde tanımlamaktadır. Günümüzde siyasetin de etkisiyle Ehl-i Sünnet kimliğinin tek tipleştirilmeye çalışıldığı gözlemlenmektedir. Ehl-i Sünnet’in tarihsel süreçlerde edindiği bu kapsayıcı ve kuşatıcı özelliğini göz ardı ederek onu tek tipçi bir anlayış üzerinden tanımlamanın ve sınırlarını daraltarak tek bir yoruma irca etmenin, İslam düşüncesine de Sünnî birikime de haksızlık olduğu düşüncesindeyiz.
  7. İslam dünyasında bilgi ve düşünmenin itibarsızlaştırılması girişimlerinin artması kaygı vericidir. Bilgi ve düşünmenin itibarsızlaştırılması, Müslüman dünyayı irrasyonel zihniyetlere mahkûm etmektedir. Bilgi karşıtlığı iki anlayıştan kaynaklanmaktadır. İlki batınî/gnostik savrulma diğeri ise selefî radikalizmdir. Her ne kadar bu iki yapı görünürde çatışsa da, bilgi karşıtlığı ve entelektüalizm karşıtlığında birleşmekte ve İslam dünyasını derin çatışmalara sürüklemektedir.
  8. İslam bir ilkeler ve prensipler dinidir. İslam’ın hakikati mezheplerin üzerinde yer almaktadır. Müslüman geleneği ve onun bir parçası olan mezhepler de kutsal değil beşerî birer oluşumdur. İslam’ın evrenselleşmesi ve Müslüman toplumunun kurumsallaşması sürecinde ortaya çıkan mezheplere, kutsayıcı bir gözle yaklaşmak ne kadar yanlış ise redd-i mirasçı bir tutumla yaklaşmak da bir o kadar yanlıştır. Bize ait olan bu yapıların doğru anlaşılması ve anlatılması, mezheplerin çatışma kaynağı olmaktan çıkarılması için kaçınılmaz görülmektedir. İslamî birikimimizi tenkit ve tahlil etmeyi, mezhepleri de kavram ve süreç analizleri ışığında incelemeyi, ayrışmaya neden olan noktaları süzgeçten geçirmeyi çözüme giden yolda izlenmesi gereken bir yöntem olarak değerlendirmekteyiz.
  9. Selefîlik, teorik ve pratik açıdan bölgemizin başta gelen sorunudur. Müslüman tarihi ve tecrübesini yok sayan bu radikal hareket, her şeyden çok İslam’ın etik ve estetik değerlerine zarar vermektedir. Bu anlayış, İslam dünyasındaki mezhebi çatışmaları keskin ve sert aşamaya taşımaktadır. Kendisini dinî kavramlarla meşrulaştıran bu anlayışla sadece politik yöntemlerle mücadele edilemeyeceği açıktır. İslam’ın mesajını doğru anlatmanın yanında mezhebî kimlikleri tanıtıcı çalışmaların da yapılması gerekmektedir. Bu çerçevede, mezheplerin sürekli çatışan yapılar olmadığı, birbirini etkileyen uzlaşıya açık yapılar olduğunun ortaya konması büyük önem taşımaktadır.
  10. Bölgemizde ve ülkemizde yaşanan din ile ilgili sorunların çözümlenmesi için, sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinden uzmanların ve düşünürlerin bir araya gelerek, problemlerin tüm yönleriyle tartışılacağı ortamlar oluşturulmalı ve ortak değerler üzerinden kuşatıcı çözüm önerileri geliştirilmelidir. Bu bağlamda, Kur’an ve akıl ekseninde birleştirici çözümler üretilmesinin, Müslüman dünyasının ortak değerlerde buluşturulmasında vazgeçilmez bir çaba olduğu inancındayız.
  11. Yanlı ve yanlış tarih okumaları, İslam dünyasındaki mezhebi gerilimin ve radikalizmin başta gelen nedenidir. O nedenle İslam’ın ilk dönemlerinde mezhebi kimliklerin ortaya çıktığı süreçlerin doğru analiz edilmesi, çatışmanın teolojik ve tarihsel köklerinin açığa çıkmasını sağlaması bakımından önem taşımaktadır.
  12. Dinin en temelde birey olarak insanın aklına ve vicdanına hitap ettiği, toplumu da erdemli ve inançlı insanlar yetiştirerek dönüştürdüğü gerçeği unutulmamalıdır. İslam, insanı sorumlu ve özgür bir varlık olarak görmektedir. İslam’a hizmet ettiğini iddia eden dinî yapı ve kurumların, insana tanınan bu özgürlüğün sınırlandırılmamasına ve ahlakî sorumluluk algısının korunmasına özen göstermeleri büyük önem taşımaktadır.

Ülkemizde oluşan ilahiyat birikiminin doğru ve gerçekçi bir şekilde yansıtılması önemlidir. İlahiyat fakültelerinde üretilen bilgi birikimi, ülkemizdeki ve bölgedeki sorunları anlamada ve çözüm üretmede çok önemli bir kaynak niteliğindedir. İlahiyat fakültelerindeki zenginliğin desteklenmesinin, akademik özgürlüğün korunması ve geliştirilmesinin yetkililerin tarihe ve topluma karşı başta gelen görevleri arasında yer aldığı inancındayız. Bu gerçeğin fark edilmesinin ve İlahiyat fakültelerinin İslam’ı, tarihi ve çağı tanıyacak güçte bireyler yetiştirme bağlamında düşünülmesinin önemine inanıyoruz. İlahiyat fakülteleri öğrencilerinin, sistematik ve tutarlı düşünmelerine yardımcı olan Kelam, İslam Mezhepleri Tarihi, Mantık, Felsefe, Dinler Tarihi derslerinin etkin biçimde verilmesi önem arz etmektedir. Bunun yanında İlahiyat fakültelerinde öğrenci kalitesinin yükseltilmesi için LYS puanıyla öğrenci alınması ve sayısal puan türünden de öğrenci alınması gerekmektedir.

Sonu bildirgesini indirmek için tıklayınız.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile