Prof. Dr. Ali Köse: Taksim'den Kanyon'a Yol Gider

İlahiyat Haberleri

ali-koseMadem ki RTE’yi yenecek liderimiz yok, o zaman kendi işimizi kendimiz görelim modunu hissedeceksiniz yüzlerinde. Birkaç yıl önce Fransa’da yaşayan Müslüman gençler banliyöleri yakıp yıkmışlardı. O gençler de aynı sıkışmışlık psikolojisiyle hareket etmişlerdi.

 


Taksim’de AVM istemiyoruz diyenler Kanyon AVM’de gösteri yaptılar. Cumhuriyet mitinglerini hatırlatan bir ironiydi bu. Ellerde ulusalcılığı simgeleyen kalpaklı Atatürk fotoğrafları vardı o mitinglerde. Ama kulaklar Atatürk’ün Sinop zindanlarında “çürüttüğü” Sabahattin Ali’nin şarkılarını dinliyordu Zülfü Livaneli’nin, Edip Akbayram’ın sesinden. Kalabalıklar Avrupa Birliği’ni desteklerken onlara hükmedenler Türkiye’yi Avrupa Birliği’nden koparmayı hedefliyordu. Türkan Saylan demokrasi adına mitinglere katılırken, Hurşit Tolon “Ordu Göreve” diyordu. 
Aslında kalabalıkların ruhuydu bu. Masumlar çok kolay yönlendirilirdi. Şiddete kanalize edilirlerdi. “Kalabalıkta şiddet bulaşıcıdır” demişti Gustav Le Bon bir asır önce yazdığı Kitleler Psikolojisi kitabında. Gezi Parkı gösterilerinde butekerrürleri yaşadık maalesef. Türk bayrağı bile yakıldı. Protest kültürünü bilmeyen bir topluluk vardı karşımızda. Nurettin Topçu üstadın İsyan Ahlakı dediği şey yine becerilemedi. Olay, masum birkaç sestenuzaklaştı ve ülkenin başbakanına kasteden bir seyreevrildi. Çünkü hep öyledir kalabalıklarda. Masumlar başladıkları yerde değillerdir. O üç-beş ağacın yeri çoktan değişmiştir zihinlerde. www.eilahiyat.com
Peki, neden üç-beş ağacı korumak adına başlayan “şey” RTE karşıtlığına dönüştü. Gezi Parkı’nı daha iyi okumamızı sağlayacak ipucu burada sanki. Dillerde hiç AKP karşıtlığı yoktu. Hep RTE karşıtlığı vardı. AKP’nin diğer adamları “iyi”, RTE’si “kötü”ydü. “AKP’de başka adam mı yok, RTE’yi bir müddet dinlendirsinler, tatile göndersinler” diyen sözcüleri bile oldu.  www.eilahiyat.com
Bu ülkede kendilerini memleketin “kelekkeseni” kabul eden, Cumhuriyet’ten buyana kendilerini gerçek iktidar gören, zora girdikleri zaman demokrasi yerine göreve çağıracakları bir üst güç olduğunu hisseden bir kitle var. Cumhuriyet mitinglerinde fiziksel ordu göreve gelmeyince Mesianik beklentilere girmişti bu kitle “Yetiş ey sarı saçlım, mavi gözlüm” şarkılarıyla.Merkezde kendilerinin olduğunu, kamusal adını verdikleri hayali bir alan bulunduğunu, çevrenin oraya dahil edilmemesi gerektiğini düşündüler hep. Hala kırılamayan iki yüz yıllık bir ittihatçı kafaydı bu. Oyuna sonradan dahil olan ve merkezde çevrenin oyununu oynayan Menderes’i de, Özal’ı da, Erdoğan’ı da hiç mi hiç sevemeyen bir kafa. 
Üç genel, iki yerel, iki referandum kaybedildi son 10 yılda. Daha önceki 10 yıllarda hiç art arda kaybedilmemişti. Hep indirilmişti iktidar sandık dışı mekanizmalarla. Artık o mekanizmalardan ümit yok. Ufukta yine seçimler ve belki de Türkiye’nin kaderini belirleyecek bir referandum var. RTE varken sonuç belli. İşte tam da bu hislerin, bu yenilmişlik, bu sıkışmışlık psikolojisinin kabardığı günlerde geldi Gezi Parkı. Tencere çalan komşunuzun yüzüne dikkatle bakın. Bu psikolojiyi muhakkak sezeceksiniz gözlerinde. Madem ki RTE’yi yenecek liderimiz yok, o zaman kendi işimizi kendimiz görelim modunu hissedeceksiniz yüzlerinde. Birkaç yıl önce Fransa’da yaşayan Müslüman gençler banliyöleri yakıp yıkmışlardı. O gençler de aynı sıkışmışlık psikolojisiyle hareket etmişlerdi. Çünkü siyasal alanda kendilerini ifade mekanizmaları yoktu. www.eilahiyat.com
Peki, Başbakan neden hep üst perdeden çıktı. Neden aşırı tepki verdi. Neden biraz alttan almadı. Belki alttan alırdı, ama “olmaz!” dedi. Çünkü bir gariplik olduğunu sezdi. Çünkü o da biliyordu “üç-beş” ağacın bahaneye dönüştürüleceğini. Belki alttan alırdı. Ama daha dakika birde Batı televizyonları “Türk Baharı” nağmeleriyle yayın yapınca oyunu görmüştü. Zaten beklemedeydi “30 yıllık Kürt meselesini çözen RTE’ye  ne zaman nereden vuracaklar” diye. Hedef Park değil, kendisiydi. “Dahili”nin yanında “harici bedhahlar” vardıişin içinde. Hedef Arap Baharı’nın üstüne Türk Baharı görüntüsüyle Ortadoğu’nun güçlü liderini itibarsızlaştırmak, onun Arap dünyasındaki nüfuzunu kırmaktı. Başbakan Ortadoğu’nun, İslam dünyasının yıldızıydı. eilahiyat.com

 

İslam dünyasına demokrasinin transferini sağlayacak ılımlı İslam’ın, Türk modelinin temsilcisiydi. Ama Batı’nın şahinleri, Amerikan’ın Neo-Con’ları istemiyorlardı böyle bir transferi. Üstelik Arap dünyasında da bu transferden rahatsız olanlar vardı. Çünkü onlarda da vardı ittihatçılar. Ve onlar da kaybedeceklerdi iktidarlarını, imtiyazlı konumlarını. Gezi Parkından RTE’yeevrilen oyun buydu işte. Ama oyunun güzel bir tarafı da yok değildi. “Ordu göreve!”yoktu oyunun içinde. Belki bu sebepten teşekkürü hak ediyor Gezi Parkı.
Hem de Başbakanın ağzından…

Prof. Dr. Ali KÖSE

23.06.2013

Kaynak

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile