Ahmet Hakan Sendromu

Yunus ŞERİFOĞLU

Ahmet Hakan sendromu, özellikle 28 Şubat süreciyle birlikte İslamcı kesimde görülen evrimleşmenin diğer adıdır.


    Bugün orta yaşlarda olan, seksenli yılların genç İslamcı kuşağının sınıf atlama çabalarının, kendini aşma gayretlerinin yol açtığı fikri kırılmaya işaret ediyor Ahmet Hakan sendromu. Şimdi bu sendromun kaynağına ve nasıl ortaya çıktığına tarihsel olarak kısaca göz atalım.  Sonrada sonuçlarına da bir nebze olsun değinmeye çalışalım.

Yetmişli yılların derin ve bir o kadar da karmaşık çatışma ortamında, olayları biraz dışardan az biraz da içerden izleyerek geçiren İslamcı gençlik, 12 Eylül müdahalesinin ardından münbit bir okuma alanı buldu. Özellikle İran devriminin ardından İslam dünyasında yayılan sert söylemli “İslamcı” düşünce tarzı, Türkiye’yi de etkisi altına aldı. Özal’lı yılların getirdiği “demoktarik” ve ekonomik açılımlar, İslamcı gençliğin okuma ve eğitim imkânlarını kolaylaştırdı. Bu dönemde özellikle Arapça’dan çevrilen ve genel Arap ve Batı Asya İslam anlayışını yansıtan tercümeler ve İran merkezli Şii düşünürlerin eserleri Beyazıt ve Cağaloğlu merkezli kitapçılar tarafından İslami kesimin entelijansiyasına sunulmak üzere piyasaya sürüldü (sanki gizli ve derin bir el söz konusu burada!?). Bu tercüme eserler, sert ve radikal söylemlerin geliştirilmesinin ve üzerinde durulması gereken fikri kırılmaların en büyük sebeplerinden biridir. Bu sürece etki eden başka nedenler de var ama burada söylem farklılığının etkilerinin daha fazla ön plana çıktığını gördüğümüzden sadece bunun üzerinde duruyoruz.  

Tercüme eserlerin sert ve radikal bir dili vardı. Bu eserlerin tesiriyle yetmişli yılların tasavvuf eksenli söylemlerinin yerini daha radikal ve sistemi sorgulayıcı sloganlar almaya başladı. Bahsettiğimiz İslamcı gençliğin siyasi arenada kendine yer bulmasıyla da bu söylemler halk kitlelerine de yayıldı ve neticede siyaset dışı müdahalelerin tetikleyicisi ya da bahanesi oldu. Bu sert ve radikal söylemin benimsenmesinin konjonktürel nedenleri de var fakat bizi ilgilendiren kısmı söylem ve eylem arasındaki ilişki olduğu için diğer nedenleri burada zikretmeyi uygun bulmuyorum.

İslamcı kesimin bu sert söyleme sahip gençliği özellikle yerel yönetimlerin güçlenmesiyle sınıf atlama fırsatı da yakaladı. Anadolu holdingleri bünyesinde, belediye kadrolarında ve de bürokraside yer edinmeye çalışan bu nesil, zamanla çok beğendiğim bir tabirle “mücahitlikten müteahhitliğe” geçti hatta bilumum meslek alanlarında boy göstermeye başladı.

Ekonomik durumu iyileşen, yabancı dil öğrenen, yurtdışını gören ve eski burjuva sınıfının dikkatini çekerek davetler almaya başlayan bu kuşak, eskiden merak saldığı, kendine çok uzak olan yeni hayatları bu sayede keşfetmeye başladı. Eski sert ve kırıcı dili terk etti. Daha yumuşak ve sınıfsal bir dil kullanmaya başladı böylece sınıf atlama süreci tamamlanmış oldu. Bu sürecin akabinde bunalımlı bir nesil peyda oldu. İşte bu nesil “Ahmet Hakan Sendromu”nu yaşıyor bu gün.   

 Neden bu durumu Ahmet Hakan Sendromu olarak tarif ettik? Çünkü Ahmet Hakan, yazılarıyla, “polemikleriyle”, tartışmalarıyla gündeme gelen, erbabının söylediğine göre de “kalemi kuvvetli” bir köşe yazarı. Hangi medya grubunda yazdığını da biliniyor. Bu gün gerçekten hakkını vermek lazım ki bütün kesimler tarafından tanınan ve popülerlik katsayısı hayli yüksek eski bir İslamcı. Eskiden neydi peki? Eskiden bir özel kanalın “enkırmen”i idi. Daha önce neydi? Daha önce bir ilahiyat öğrencisiydi? Peki ya ondan önce? Ondan önce de imam hatipli bir gençti. Gençliğinin ilk yıllarını sağ sol çatışmalarına şahitlik ederek geçirmiş, seksenli yılların o belirsiz pusulu yıllarında da gençliğinin en ateşli yıllarını yaşamış eski bir İslamcıydı. Türkiye’de seksen darbesinin ardından ortaya çıkan derin sessizliğin ardından yükselen İslamcı gençlik dalgasının sesine kulak vermiş bir delikanlıydı. Ahmet Hakan’ın hayat hikâyesini okuyan bu günün orta yaşlı “dindarları” (İslamcı demiyorum çünkü artık İslamcı değiller) seksenli yılların gençliğinin serencâmını kendinde bulabilir. Bu nedenle onun yaşamış olduğu evrimi kendi jenerasyonunun bir sembolü olarak kabul ediyorum ve bu duruma “Ahmet Hakan Sendromu” demeyi uygun buluyorum. Çünkü bu durum bir tür psiko-sosyal soruna işaret ediyor ve bu sorun bizi de ileride mevcut “İslamcı” gençliğin (hatta ilahiyatçıların) geçireceği muhtemel evrimlere ışık tutması açısından ilgilendiriyor.

Bu gün bürokrat, akademisyen, müteahhit ve sair mesleklerde çalışan ve sınıf atlamayı becerebilmiş olan Ahmet Hakan yaşındaki eski İslamcıların, burjuva sınıfına dâhil olmanın ya da evrilmenin verdiği ruhi sıkıntılarla başları dertte. Bu sıkıntılar onlarda kimlik bölünmesi, insan ilişkilerinde düzensizlik, cüzdan vicdan arasında gidip gelme ve daha birçok yıpratıcı bunalımlar şeklinde tezahür ediyor. En önemlisi ise eski değer yargılarını terk ederken yenilerini üretememe acizliğinden kaynaklanan kimlik bunalımı. Ahmet Hakan’a sorarsanız onun böyle bir sıkıntısı yok. Ancak diğerleri için durumun hiçte böyle olmadığı kanaatindeyim. Gözlemlerin bunu gösteriyor. Dediğim gibi Ahmet Hakan’ın tuzu kuru olabilir. Kendini yeni bir konumda tanımlayabilir hatta bütün cephelerin dışında da tutabilir ama bu onunla aynı dönemi paylaşmış eski İslamcı gençliğin yaşadığı bunalımların olmadığı anlamına gelmez.   

Burada biz bir bunalımın var olduğundan bahsediyoruz ve bunalım bir değişimin sonucudur. Bu değişim Ahmet Hakan Sendromu diye nitelediğimiz tarzın çeşitli versiyonları şeklinde tezahür ediyor.  Esasında değişim olumlu bir mana taşıyor çünkü değişim kâinatta kanun olarak vaz’edilmiş bir hakikattir. Toplumlar değişebilir hatta insanlar da değişebilir buna mani yok ancak burada üzerinde durulması gereken husus değişimin dejenere olmadan, yozlaşmadan nereden geldiğini bilerek, bilinçli ve gelişme anlamında bir değişim olmasıdır. Bu yazıda son otuz yılda İslamcı kesimin geçirdiği değişimin bir boyutuna kısaca değindik diğer yazılarda değişimin yol açtığı başka sorunlar üzerinde de duralım.    

  ---

  Yunus Şerifoğlu

Yorumlar   

0 #7 Guest 24-07-2009 15:41
ahmet hakan ın yazıları günü birlik yaşantısının bir sonucu bir insan bi fikri bir davayı benimsemeyebilir ama bu şahsınki böyle bişey değil düpedüz sapıklık benimsemediği fikri yerden yere vurması!!! cahilce yorumlar yapması sadece ahmet hakana ait bir kişilik yapısı.
Alıntı
0 #6 Guest 27-02-2008 20:57
Bence bu sendromdan daha öte Ahmet hakan veya onun jenerasyonuyla alakalı da değil aşağılık kompleksine,yenilmişlik,dışlanm 5;şlık,ezilmişlik, duygusuna kapılmış bir insanın bana göre acınacak kendisine göre övünülecek yanı...Farklı olmak i çin kendini yozlaştırma ...şöhret duygusunun maddi yani seküler hayatın çekiciliği i çinde bireyselleşmiş ,yalnızlaşmış,ne kendi nede onlar olabilen arasatta kalmış bunalımlı kişilik yapısı... Diikat ilahiyat çılara has değil tüm kompleksli insanlar ve toplumlara has..örneğin toplum olarak tamamen yenilmişlik duygusu ve bizden adam olmaz prensibiyle "avrupalılar şöle böel" örnekleriyle onların kültürlerine yapışma gibi.. diyebiliriz.yani ezilmişliğin vicdana tecellisi...
Alıntı
+1 #5 Guest 20-02-2008 09:43
Ahmet Hakan i çin üzülüyorum.Onu ortaya koyan Güzel tesbitlerde bulunmuşsunuz. BEN İ ÜZEN FARKLI MEDYA GRUBUNDA OLMASI FELAN DEğ İL , İSLAMCI GÜRÜNMEME ADINA BUNCA F İKR İ TAV İZDE BULUNMASI, ANA DEğERLERDEN UZAKLAşMASI VE N İHAYET İNDE BEN İMSEMES İ SÜRDÜRMEYE ÜAL İşTIğI HAYATI.D İLER İM BEN YANILIYORUMDUR.
Alıntı
0 #4 Guest 09-02-2008 21:00
ahmet hakan'ı inadına sevenlerdenim..
adamı anlamıyoruz bence..
ya hu mecbur mu bizim islamcı kesimin gazetesinde tvsinde çalışmaya..
bakın ismet özel de terk etti bizim medyayı..
adam ben liberalim diyor..
diyemez mi..

devam et ahmet kim tutar seni :-))
Alıntı
0 #3 Guest 01-02-2008 11:49
Basliginizi okuyunca "yine ayni hakaretler, ayni dar bakis acisi mi acaba" diye ümitsizce okudum. Ama alisilagelmisin disinda yorumlamis ve ufuklari acmaya calismissiniz. Biz hayata at gözlükleriyle bakmaya devem ettikce olaylar daha da karmasik bir hal alir ve arka planini düsünmeden sahislara yüklenmeye devam ettikce hakikate ulasmak o kadar zorlasir. Insaallah sizin gibi düsüncelerinin önünde perde olmayan insanlar cogalir da karanliga küfretmek yerine bir mum yakma sorumlulugumuzu hatirlariz. Selametle...
Alıntı
+1 #2 Guest 19-01-2008 21:22
Bu durum malesef gittik çe kesifleşiyor. Sonraki nesiller daha derin u çurumların ortasındalar. Ancak Türkiye'de Müslüman olmayı tekrar düşünmek isteyen bir grup da yok değil. Ne dersiniz. Bush'un ılımlı İslam tanımının muhatabları bunlar olmasın sakın? (!) Tüm bu kimlik bölünmeleri biz ilahiyat çılara ve Müslüman kimliği taşıyanlara ders olsun.
Alıntı
+1 #1 Guest 17-01-2008 09:26
Doğrusu çok ilgin ç bir konu. Olaya farklı bir a çı-)an bakmamı sağladınız. Günümüzde İmamhatiplilere ve ilahiyat çılara olan korku aslında Ahmet Hakan'a da farklı bir görev yüklüyor. İslamcıları reddeden kime sorsanız Ahmet Hakan tipi bir insanın onun i çin sorun oluşturmayacağını söyleyebilir.
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile