×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 91

 faruk-beserCamia mı cemaat mi? Kavramlara verdiğiniz anlama göre değişir. Şimdilerdeki kullanışa bakılırsa sanki camia daha kapsamlı görülüyor, cemaat daha küçük birliktelikleri anlatıyor gibi.

faruk-beserSizin de dikkatinizi çekti mi? Bazı çevreler mevcut hükümetin ekonomiyle, iç ya da dış siyasetle ilgili yaptıklarını eleştirmiyor, ya da eleştiremiyorlar da, ‘bunlar kalırlarsa bizim özel hayatımıza karışırlar, öyleyse gitmelidirler diyorlar.’ Bunu söylerken de iktidarın ‘İslamcı’ olması sebebiyle böyle davranacağını kastediyorlar.

Bu çıkıştaki dört temel yanılgıya dikkat çekmek istiyorum:

 

faruk-beserÖnce şunu teslim etmeliyiz: Dinimiz ve hukukumuz hiç kimseyi evinde ne haltlar karıştırıyor diye izlememize izin vermez.

Hatta işin önemine vurgu yapmak için Allah Rasulü, kişi evini gizlice gözetleyenin gözünü çıkarsa ona ceza yoktur, buyurur.

Ama özel hayatın dokunulmazlığını haklı olarak savunurken konunun ahlaki boyutunu da görmeliyiz.


    Dindar’, Arapça ‘din’ ve Farsça ‘dár’ kelimelerinden oluşan Türkçe bir kelimedir ve din sahibi olan, dini yaşayan insan demektir. Bizim toplumumuzda dindarlık genellikle sembollerle tanınır. Belli giyim biçimleri, mesela erkekler için sakal, hatta bazen cüppe ve sarık ya da her fırsatta gösterilen 99’luk tespih, evlerde ve toplanma mekánlarında kadın-erkek ayrı oturulması, kadınlar için türban, pardösü, hatta çarşaf gibi görünümler dindarlığın dışa vurmuş háli olarak görülür.

Mümin, güvenilen ve güvenen insandır. Güvenmek insanın gücüne güç katar. Güvenin en gerekli olduğu yerlerden biri de karı koca arasıdır, ailedir.  

Kadının da erkeğin de eksik olduğu gerçeğini biliyoruz. Bu çok önemli bir tespittir. Yani var oluşu başkasına muhtaç olan her şey eksiktir. Allah’tan başka her şeyin çift olarak yaratılması, aslında her şeyin aynı zamanda eksik ve muhtaç olduğunu da gösterir. Erkek kadına, kadın da erkeğe muhtaçtır. Öyleyse her ikisi de eksiktir. Tek olan sadece Allah’tır. Öyleyse hiçbir şeye muhtaç olmayan da yine sadece odur. Birbirleriyle uyumlu bir kadın ve bir erkek, meşru yolla bir araya geldikleri zaman birbirlerini tamamlar ve kadın da erkek de olmayan insanı oluştururlar. Buna belki insanın varlığı denebilir.

Geçen hafta Fas’ın (Mağrib ya da Moracco) başkenti Rabat’ta uluslararası bir kongreye katıldım. Konumuz Takrîbu’l-mezáhib, yani mezhepleri yakınlaştırma projesi idi. Kongreyi düzenleyen kuruluş, ISESCO (Islamic Educational, Scientific and Cultural Organization). Kısaca İslam ülkelerinin UNESCO’su. Çok geniş katılımlı ve anlamlı bir proje ama bunu anlatmamız uzun sürer. Bundan, inşallah daha sonra söz ederiz.

Önce bu ülkenin adını bile doğru dürüst bilmediğimiz için üzüldüm. Biz Fas diyoruz, oysa Fas orada bir şehir. Ülkenin asıl adı Mağrib, yani Batı. İslam dünyasının en batısındaki ülke.

Fransız işgalinden sonra Moracco olarak biliniyor. İşgal 44 yıl sürmüş ve bu kadarcık bir süre zarfında tam anlamıyla Fransızlaşmışlar. Dil Fransızca, kültür Fransız.

 

Mağrib’in ticari başkenti, yani İstanbul’u Kazablanka. Asıl adıyla Dáru’l-beydá. Beyaz ev demek. Kazablanka ise bunun Fransızcası.

Diğer Makaleler...