×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 91

Uluorta kavramlaştırmaların düşünce faaliyetinin sınırlarıyla keyfi bir şekilde oynama kolaylığı getireceği kaçınılmazdır. Düşünme yöntemine ağır tehlikeler yükleyeceği bir başka yönüdür uluorta kavramlaştırmaların. Dolayısıyla insanın en belirgin, varoluşsal, en önemli, dahası insan olma ölçüsü demek olan düşünce faaliyeti kavramlar aracılığıyla mahiyetini dışlaştırır, somutlaştırır, nesnelleştirir ve değerlendirilme düzlemine çıkartılır. Kavramlaştırma yoluyla düşüncenin mahiyetini zaman içinde gerçekleştirdiği gelişmeyi, her türden ilerlemeyi, özetle kültür ve uygarlık kurucu ve besleyici işlevini kavrayabiliriz. Yersiz, anlamsız, karşılıksız kavramlaştırmalar, eninde sonunda düşünce faaliyetinin mahiyetini sakatlar, yerine göre geriletir, genel olarak da tehlikeli yönlere savrulmalara neden olur.

Görülen, bilinen ve kavranılan gerçeği, diğer bir insana ya da topluma ya olduğu gibi ya da biçim, söylem veya özünü değiştirerek, dönüştürerek, hatta bağlamından soyutlamak suretiyle başkalaştırarak bildirmek sözkonusu olabilir. İlk durumda gerçek, yani hakikat “haber-i sadık” şeklinde nitelendirilegelmiştir. İkinci durum şartlı ihtimallere göre biçim olması sözkonusu olduğu için farklı nitelendirmelere konu olmak durumundadır ama basitçe ifade edilirse “tahrif” kavramlaştırması uygundur.

ÜN-DER (Üniversite Öğretim Elemanları Derneği)’nin düzenlemesiyle yarımadadaki şehitliklere, yani Gelibolu’ya gittik. Çeşitli üniversitelerden ve öğretmenlerin katılımıyla gerçekleşti bu gezi. ÜN-DERbaşkanı Prof. Dr. Şefik Dursun, Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Yıldırım gezinin düzenlenmesi ve gerçekleştirilmesindeki çabalarıyla teşekkür ve şükranla anılmayı hak ettiler. Açıklayıcı, yerinde ve kıyaslamalı bilgiler vererek Çanakkale Deniz veKara Savaşlarının ne anlam ifade ettiğini duyumsatan tarihçi Veli Şirin ayrıca şükran duygularıyla zikredilmelidir.

Batı medyasında bazı gazetelerin ve yazarlarının dile getirdiği değerlendirmeleri mutlak doğrular yaklaşımıyla kabul ediyorsanız, sonucunu da olduğu gibi benimsemek durumundasınız.

Batı medyası “İki Türkiye” söyleminde bulunurken, o, Türkiye gerçeğinin kendi algı dünyasında nasıl bir görüntü ortaya koyduğunu belirtmektedir. Bilinen, bilinmesi gereken bir husustur ki, Batılı zihin kendisiyle kendisinden olmayanı algılamada daima farklı tepki içinde olagelmiştir.

Kendine bakarken olanca gerçekçiliğiyle davranırken, kendinde olmayana bakışında hep çifte değer ölçüsünü gözetmiştir. Bir yandan mutlak değer yargılarına sadece kendisinin sahip olduğunu baştan önkabul olarak görmüş, diğer yandan değerlendirmeye çalıştığı gerçekliği kendi çıkar nesnesi olarak ele almıştır. Böyle davranırken Batılı zihin, kendine dönük yönüyle tam bir nesnelliği (objektifliği), değerlendirdiği gerçeklik yönündeyse öznelliğe (sübjektifliğe) dayalı anlamına gelecek bir tutumu ortaya koymuştur. Aslında kendi zihin çalışma biçimi bakımından herhangi bir ikilemde olduğu kuşkusunu taşımamış, buna yolaçabilecek ihtimali bile öngörmemiştir.

Düşünce, mantık temelinde ve belli bir sistem ölçeğinde çalıştığında, ortaya verim, üretim, fayda koyduğu gibi, doğruya, hakikate de ulaşır, en azından o yönde yol alır. Ayrıca insanın zihnini meşgul eden, aklıma takılan, merakını cezbeden, kendiliğinden huzursuzluk veren soruları, sorunları çözmek için, bazan da bunları en azından anlaşılır kılmak için imkan sağlar.

Buna karşılık duygu, aynı zamanda dizginsiz istek ve tutku, kendi akışlarına bırakılır, herhangi bir denetim süzgecine (mesela iradeye) tâbi tutulmazsa düzensizlik, kuralsızlık, savrukluk, dağınıklık esas olacağı için verimsizlik, üretimsizlik, faydasızlık zorunlu sonuç olarak ortaya çıkar.

Siyaset ve iktidar olguları, gerçekleşme ve sonuçlar dikkate alındığında duygu ve düşünce temelli olmalarına göre kesinkes karşıtlık oluştururlar. İnsanların ve toplumların barış, huzur, güvenlik ve refah ile düşmanlık, endişe, korku, güvensizlik ve yoksulluk ile sefalet yaşamalarında düşünce ve duygunun, mantık ile istek ve tutkunun belirleyici olduklarını ezcümle gözlemlemek mümkündür. Hemen belirtelim ki, burada salt “akılcılık”, şirazesinden çıkmış “duyguculuk” sözkonusu değlidir. Kaldıki bu türden yaklaşımlar bile aynı tutumun bir yansıması sayılmalıdır. Geçelim.

Toplumların karşılaştığı bazı olaylar, boy aynası gibi, o toplumun pek farkında olmadığı ya da farzettiği ruhunu olanca çıplaklığıyla gözler önüne seriverir. Bu bazan şiddetli bir travma etkisiyle kendini gösterebileceği gibi, bazan ironi boyutunda, bazan işleyen bir ince hastalık biçiminde dışa vurur.

Aslıyla yansısı arasında benzerlik binbir parçalı ve karşıt gölgelerin bir yandan birbirine eklenmesi, bazan da birbirini gölgeleriyle çarpıtıp biçimsizleştiren parçalar bütünüymüş gibi ortaya döküverir. Aslı, sözgelimi düzgün ve uyumlu ölçülere sahipmiş gibi dururken, yansısı biçim, renk, ölçü uyumsuzluğu nitelikleriyle tezahür eder.

Diğer Makaleler...