×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 91

Mektup'ta devamla şöyle deniyordu: Çelişki 2) Yorumcular ziyneti saç olarak yorumluyor. Saçtan daha etkileyici olan gözler, yanaklar, dudaklar, nasıl oluyor da ziynetten sayılmıyor. Kaş ve kirpikler de kıl yani saç ile aynı organik yapıya sahip değil mi? Bu durumda, kara çarşaf ve peçe ile örtünenler daha tutarlı değil mi? yoksa, kara çarşaf ve peçe türbancıların işlerine mi gelmiyor da Kur'an'ı işlerine geldiği şekilde yorumluyor?

Yorumcular (fıkıh alimleri, müctehidler) yalnız saçı değil, örtülmesi gereken bütün yerleri “zinet” olarak kabul ediyorlar. Kadının yüzü, gözleri, dudakları… elbette ilgi çekici olma bakımından kapatılan bazı yerlerden daha önde gelir, ama din, korunmak için alınacak tedbirlerin tamamını kadın müminlere yüklemiyor, onlara zor gelecek, işlerini görmelerini zorlaştıracak yükümlülükler getirmiyor, diğer yerlerini örtmelerini yeterli buluyor ve açmalarına izin verdiği yerlere kötü niyetle bakmayı erkeklere yasaklıyor, bu konuda erkekleri yükümlü kılıyor. Nur suresindeki ayete (24/30-31) dikkat edilirse burada Allah'ın, iffeti korumak ve zinaya giden yolları tıkamak için erkek ve kadın müminleri aynı ifadelerle uyardığı ve yükümlü kıldığı görülür. Kadın müminler evde ve dışarıda, toplumun bir üyesi olarak faaliyet içinde olacaktır; bu faaliyet el ve yüzlerinin açık olmasını gerekli kılmaktadır, bunların da kapatılması halinde kadınlara daha fazla yük verilmiş olacaktır, din bunu istememiştir.

Gaziantep'ten gelen S.Ö. imzalı bir mektupta, benim “Sıkmabaş mı” başlıklı yazımda çelişkiler bulunduğu ifade ediliyor. Mektup bir soru olmaktan ziyade itiraz, reddiye mahiyetinde. Buna benzer birçok mektupta aynı mantık yürütüldüğü, aynı şüpheler ileri sürüldüğü için bir açıklamayı hak ediyor:

Sayın hocam, başörtüsü dediğiniz, kadını bir tahrik unsuru, ayıbın ve günahın mihrakı olarak damgalayan sıkmabaşın, “dini kaynaklarını defalarca yazmışsınız” ayrıca “bu konuda yüzlerce kaynak kitap yayınlanmış” iyi güzel güzel de, ne yazılarınız ne kaynak kitap dedikleriniz sorunu çözmüyor; okuyanların araştıranların akıllarına bir sürü çelişkiyi getiriyor. Şöyle ki :