×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 91

edward said gideli 10 yil oldu"25 Eylül 2003 günü kaybettiğimiz Edward Said de bir Afrika kaplanıydı. "Kral Öldü!" diyordu onun ölümünü duyuran bir gazete... Filistinliydi. Hıristiyan'dı. Ama Müslümanlardan daha sevdalıydı Filistin'e.

Hani büyük insanlar vardır. Hayatlarını dönemlere ayırdığımız, her dönemde başka yüzleriyle karşılaştığımız insanlar. Hayatları fırtınadır. Sonunda bir limana gelip durulurlar. Ama hep bir süreçtir, bir evrimdir yaşamları. Bu yüzden büyüktür onlar. İşte onlardan birisidir Yusuf İslam.

Onu ilk İstanbul’da görmüştüm. Yıl 1986 idi. Tepebaşı Gazinosu’ndaydı. Neden Müslüman olduğunu anlatmaya gelmişti Müslüman-Türk kardeşlerine. Sarıklı-cüppeli erkekleri, kravatlı üniversite öğrencilerini, çarşaflı kadınları, türbanlı genç kızları ağırlamıştı Tepebaşı Gazinosu o gece. 1960-70’lerin pop dünyasının belki de bir numaralı ismini dinleyeceklerdi.

Ben de kravatlılar kadrosundan oradaydım. O gece şarkı söylememiş, Kur’an okumuştu. Çünkü şarkı Cat Stevens’ın, Kur’an ise Yusuf İslam’ın simgesiydi onun ve dinleyenlerinin gözünde. Şarkı, beste ve gitar hanelerinin karşısında kocaman bir “zinhar!” vardı. İlâhi bile söylenmeyecekti artık. Herkes memnundu durumdan. Popun bir numarası karşılarındaydı ve kendisini bir numara yapan şeyi lanetliyordu. Müslümanlar mutmaindi gazinodan ayrılırken. “Müzik lanet edilesi bir şey midir?” sorusu hiç yoklamamıştı zihinleri. Çünkü coşku büyüktü.

Ünlü psikoterapist Viktor Frankl başından geçen bir olayı anlatır. Saat gecenin üçüdür. Frankl’ın telefonu çalar. Telefonun diğer ucunda intihar etmek üzere olan bir kadın vardır: “İntihar etmeye karar verdim, ama ölmeden önce bir psikoterapist olarak sizin ne diyeceğinizi merak ettim” der. Telefon konuşması yarım saat kadar sürer. Frankl her türlü yöntemi deneyerek onu intihardan vazgeçirir. Kadın intihar etmeyeceğine ve Frankl’ı ziyarete geleceğine söz verir.

Cerrahî şeyhi merhum Muzaffer Özak, grubuyla birlikte Amerika’ya davet edilir. Daveti yapan Amerikalılar, kendilerinden bir tasavvuf müziği konseri talebinde bulunurlar. Konser mekânı olarak da kiliseyi tayin ederler. Talep yerine getirilir ve konser icra edilir. Konserden sonra bir Amerikalı Muzaffer Özak’a yaklaşarak, “Görüyorsunuz, biz size kilisemizi açtık ve size kendi dinî kültürünüze ait bir faaliyette bulunma imkanı sağladık. Artık biz Türkiye’ye gelince siz de bize caminizi açarsınız” der. Rahmetli, hazırcevaplılığını göstererek:

Küreselleşme üzerine gerçekleştirdiğimiz tartışmaları ben Bizanslı din adamlarının İstanbul’un fethi sırasında meleklerin cinsiyetini tartışmalarına benzetiyorum. Küreselleşmeyi tartışıyoruz, çoğunlukla da aleyhinde bir tavır takınıyoruz, ama çoğu zaman küreselleşmenin kucağında olduğumuz da bir gerçek. Bu nedenle öncelikle belirlememiz gereken bir nokta var. Belki küreselleşme olgusunu bir “tehlike” veya “tehdit” olarak görebiliriz;