Dünyada doğum ve ölüm arasında belirli ve sınırlı bir zaman diliminden ibaret olan insan hayatı: Çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerini kapsar. O kaçınılmaz gerçekle hangi dönemde, nerede ve nasıl karşı karşıya geleceğimiz meçhulümüzdür. Bu sebeple Kur’an’da önce ölümün sonra da hayatın zikredildiği şu âyet çok çarpıcıdır: “Ölümü ve hayatı yaratan Allah’tır.” (el-Mülk 67/2) Niçin önce hayat değil de ölüm başa alınmıştır? Aslında hayata anlam katan ölümdür. Ölüm olgusunu içselleştiren bir insan, hayatını disipline eder, amaçlı yaşar.

Sorumluluk mevkiinde olan insanların söz ve davranışları toplum katmanlarında derin yankılar uyandırır. Hele bu söz ve davranışlar belli bir gruba, belli bir kavme, belli bir dine, kısaca belli bir adrese yönelik ise, elbette taraftarlar nezdinde meydana getirdiği incinmeler protest çıkışların nedeni olabilir. Bu tepkilerin ayarı bazen dengeli olur bazen de kantarın topuzunun kaçmasına sebebiyet verebilir.
İşte bütün bir İslam âleminin Papa 16'ncı Benedikt’e protest bir tavır takınmasının arkasında onun Almanya’da yaptığı konuşmada İslam’ı ve Hz. Peygamber’i tahkir edici sözleri vardır. Bu sözler hiç kuşkusuz çok kışkırtıcı, oldukça insafsız,

Küreselleşme, uzak bölgeleri birbirine bağlayan dünya çapındaki toplumsal ilişkilerin yoğunlaşmasıdır, şeklinde tanımlanabilir. Bu sebeple ilahiyatçılar, küreselleşme olgusunu iyi okumaları gerekiyor. Çünkü çağımızda küreselleşme; bilgi, sermaye, eşya, politika, din ve ekonomi alanlarında sınırları oldukça aşan bir boyut kazanmıştır.

Geçtiğimiz günlerde mecliste Milletvekili taban yaşının 25’e indirilmesi kabul edildi. Bundan sonra 25 yaşındaki vatandaşlarımız da önümüzdeki seçimlerden itibaren milletvekilliği için aday olabilecekler. Bu yaş, aslında biyolojik ve psikolojik manada gençliğin sonu ve yetişkinliğin başladığı sınırdır. Tarihsel süreçte sosyolojik değişimler toplumlar tarafından hep dirençle...

İslami ilimler içerisinde Kelam ilme, stratejik bir ilim olarak doğmuştur. Tabiatı, tamamen İslam toplumlarının sorunlarıyla örülüdür. Hem dışarıdan İslam’a yöneltilen saldırılara cevap vermek ve hem de içeriden Müslümanların doğru din anlayışlarının temel parametrelerini, ana ilkelerini ortaya koymak gibi bir görev taşır.

Oruç, bir ahlâk eğitimi aracıdır.

Kur’an-ı Kerim’de, orucunun farz kılınışıyla ilgili âyetin sonu, “Allah’a karşı  sorumluluğunuzun bilincine varasınız (takva)” diye biter. (el-Bakara  2/183). Orucun insanda meydana getirdiği en büyük kazancın takva  olduğunu anlıyoruz. Kur’an’da takvanın üç anlama geldiğini göruüyoruz:

Diğer Makaleler...