İlahiyat fakültesi müfredatlarının güncellenmesi

İlahiyat Üzerine
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

Geçmiş aylarda İlahiyat Fakültelerinin programları üzerine bir değişiklik girişimi yaşandı. İlahiyat Fakülteleri program bazında sorunlara sahipti, lakin önerilen yeni program bir felaketti.

Yapılan hamle sosyal iletişim sağlayan gayriresmi medyada tartışıldı. Neticede YÖK geri adım atttı. İşi ilgili kurumlara bıraktı. Sonrası ne oldu? Eskiye devam. Oysa yapılması gerekenler vardı.

İlahiyat Fakülteleri çok orijinal bir yapıya sahiptir. Ana gövde bozulmadan müfredatlar güncellenmelidir. Böyle bir yenilenmeye girmek istersek özellikle Bologna sürecine bağlı olan üniversiteler nasıl bir yol izlemeli?

İlahiyat fakülteleri müfredatı gözden geçirilmeli; hatta yeniden yapılandırılmalıdır.

AB’nin beklentileri, bizim beklentilerimiz ortak bir paydada buluşturularak Avrupa Birliği ve özellikle de Bologna sürecinin dikkate alınması gerektiğidir.

Yaşam boyu öğrenme ve kalite güvencesini önceleyen Bologna sürecinde eğitim öğrenci merkezli düşünülmekte ve öğrenciye bilgi, beceri ve yetkinlik kazandırma hedeflenmektedir.

Arı-petek-bal istiaresi

Bu süreçte özellikle bölüm bazında stratejik plan önemlidir.

İlahiyat fakülteleri her ne kadar kendi içinde Temel İslam Bilimleri, Felsefe ve Din Bilimleri ve İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü olmak üzere üç bölüm olarak ayrılsa da; icraatta bu bölümler kendi öğrencisini alıp mezun etmek gibi bir ayrıcalığa sahip değiller.

Bir başka ifade ile ilahiyatlarda yer alan bu bölümler aslında bir anlamda kâğıt üzerinde kalmakta, fakülte bir bölüm olarak işlev görmektedir. Bu durumda İlahiyat fakülteleri bir bütün olarak bu stratejik planı yapmak durumundadır.

Mesela Almanya’da olduğu bölümlerden biri temel diğer ikisi yardımcı olarak kabul görebilir. Öğrenci istediği alanda özelleşir.

Stratejik plan yapılırken dış paydaşlar önem arz etmektedir.

Dış paydaşlardan kasıt genelde mezunlar, işverenler, meslek odası temsilcileri gibi başlıklarda toplayabileceğimiz unsurlardır İlahiyat fakülteleri söz konusu olduğunda Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, arşivler, hastaneler, hapishaneler, sokak çocukları ya da kimsesizler yurdu vs. Müfredatlar bu bağlamda güncellenmelidir.

İlahiyat fakültelerinin müfredatlarında Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığının taleplerinin de dikkate alınması Bologna sürecinin de bir gereğidir.

Meseladoktora programı açmayı düşünüyoruz. Neler isteniyor: Mezun ettiğin öğrencinin durumu ne? Mastır da yazdığı tezin etkisi nasıl? vs.

Bologna süreci sadece dış paydaşları değil; iç paydaşları da önemsemektedir.

İç paydaşlar ile kast edilenise müfredatın bizzat icrasını yapan öğretim üyesi, bölüm personeli ve bu müfredat ile bilgi beceri ve yetkinlik kazandırılması düşünülen öğrencilerdir. Nasıl bir mezun isteniyor? Sorusu belki de dikkate alınması gereken en önemli sorulardan biridir. İlahiyat öğrencisine mesleki ve etik sorumluluk anlayışının kazandırılması ve çağdaş sorunlar hakkında bilgi sahibi olmaya teşvik edilmesi en az ona mesleki yetkinlikler ve beceriler kazandırmak kadar önemli görülmektedir.

Sorun, seçmeli derslerin etkisini ve sayısını artırarak çözülebilir. Eğitmenler, dönem başlarında kafasını gömdüğü tarihsel problemlerden sıyrılarak bugünün sorunlarını da kapsayan alternatif dersler açmalıdır:

Çevre problemi, iklim değişiklikleri, felaketler, savaşlar, açlık, dünya nereye sürükleniyor? Mars’ta hayat var mı? Tanrı-insan-evren üçgeninde pek çok güncel soruna ilahiyatçının çözümü nedir?

Bu, ciddi bir perspektif ve yaşama adaptasyon gerektiriyor. Tanrı dağ başlarında inziva da değil, yaşamın içinde aranmalıdır.

Öğrencinin yaşam boyu aldığı eğitimin kredilendirilmesi hususunu da önemseyen Bologna süreci öğrencinin formal/informal yollarla aldıkları becerinin kredilendirilmesini de öngörmektedir. Bunun ilahiyat fakültelerine yansıyan oldukça önemli tarafları bulunmaktadır.

Örneğin, hafızlık eğitimi almış bir İlahiyat öğrencisinin, lisans öncesinde kazandığı bu yetkinliği lisans eğitiminde kredilendirmek mümkün olabilir mi?

Hafız bir öğrencinin genel öğrenciye açılan derslerinden muaf tutulması bunun yerine kıraat noktasında daha üst seviyede bir ders açılarak kendini geliştirmesi ya da İlahiyatın diğer alanlarında daha fazla kredi alması sağlanabilir mi?

Aynı durum lisans öncesi Arap dilinde kendini geliştirmiş bir öğrenci için de geçerlidir. Arapçayı bilen bir öğrencinin neden zamanını çalıyorsun? Bu esnek ve öğrenci merkezli bir eğitimle aşılabilir. Dikte edilen değil, sınırları, amacı belli bir alanda özgür bir iradeyle yapılandırılarak.

İlahiyat eğitiminin kendine has bir kısım özelliklerinden ötürü, AB süreci ve İlahiyat eğitimi konusu aslında üzerinde özenle durulması gereken bir konudur. Türkiye’de henüz kıymeti gereğince takdir edilmese de AB’nin kesinlikle vazgeçemeyeceği bir alan.

Avrupa Birliği ülkelerindeki İlahiyat/teoloji eğitimlerine baktığımızda ülkelere göre farklılıklar olduğu açıktır. Ülkemizdeki ilahiyat eğitimini AB sürecinde bir ülkeden olduğu şekilde adapte etmek eğitim açısından uygun olmayacağı gibi tümüyle konuya bir adaptasyon olarak bakmakta yanlış olacaktır. Esasen taklide dayalı bir adaptasyon çabası bizi kurtarmayacak beklentilere de yanıt vermeyecektir. Avrupa’ya dönük yüzümüzün tedavi edilmesi zorunlu olan bir hastalığıdır bu iğreti adaptasyon ve taklit. Bu nedenle yerimizi iyi tespit etmemiz gerekiyor.

Burada felsefe işin içine giriyor. Biz kimiz? Niçin varız? Bizden beklenilen ne? Biz beklenilenin ötesinde ne verebiliriz, neler yapabiliriz?

Sokrates’e atfedilen meşhur bir vecize vardır: “Sorgulanmamış yaşam, yaşanmış sayılmaz”

Bence öncelikle kendimizle barışmamız gerekiyor. Ahlayıp puflamak yerine soruna bodoslama dalıp bize uygun bir çözüm sunmaya çalışmak daha mantıklı olur.

Haddizatında biz çok önemliyiz. Durum hiç de bizim sandığımız gibi değil.

Klasik din algılayışımızda -fazla derinlere dalmadıkça- ciddi sıkıntılarımızın olmadığını düşünüyorum. Ancak bakış açımızı biraz değiştirmemiz gerekiyor. Kınayıcı ve yakıcı görünen negatif bir yönelimden daha ziyade yapıcı ve inşa edici pozitif bir yaklaşım sergilememiz gerekiyor. Kaynaklarımızda ve kültürümüzde bu perspektifi destekleyen pek çok argümana sahibiz. Elbette yapıcı eleştiriyi yıkıcı eleştiriden ayırmamız zorunlu. Ama bunu yapabilmek için ebediyetleri kucaklayabilen bir gönül zenginliğine sahip olmamız gerekiyor. Neden mi?

Felsefi temellendirme

Din öncelikle insan ruhu için bir idealdir.İdealden hem zekâya hem de duyguya tam bir tatmin sunabilen tasavvurları anlıyorum. İdealleri; hakikat, sanat, ahlak din olarak gruplandırabiliriz. Müşterek vasıfları, akla bağlı olmaları, menfaat gözetmemeleri, sonsuzluğa yönelmiş olmaları. Bunların içinde din ideali, diğerlerini de kucaklar. Bu nedenle din eğitimini insan ruhunun ulaşmak istediği bütün ideal sahalarda; hakikat, sanat ve ahlak alanlarında yapma zorunluluğu vardır. İlahiyat Fakültelerimizi de bu ideali gerçekleştirebilecek donanımda yapılandırmamamız gerekir. Dini kültür muayyen mevzulara ve yalnız bir dersin sınırları içine hapsedilemez. Böyle yapılırsa, bugün olduğu gibi, köksüz ve hayattan mahrum, hakikat değerleriyle alakasız bir kültür haline gelir. Bu kültür kendine saha ararken vehimlere, safsatalara bağlanır, hurafelerden medet umar, ruhsuz tegannilerle avunur, ahlak diye üç-beş davranış kaidesi beller. Dinin bir nevi içsel çöküşü demek olan bu tehlikeden korunmak ve gerçek dini yaşamı tesis etmek için, dini kültüre felsefede temel aramak onu sanatlarla işlemek, tarih içinden din hayatından örnekler çıkarmak gerekiyor.

İlahiyatçı hakikatin peşindedir. İlahiyatçı hakikat aşkından başka bir şey olmayan ilim ve felsefe ile hakka teslim olmanın yolu olan dini birbiriyle çatıştırmak şöyle dursun birbirlerini tamamladıklarının en açık işaretidir. Hakikat araştırmasına ilim yoluyla başlayan ilahiyatçı, Mutlak’ın şuuruna felsefede ulaşır. Onu bizzat yaşanması için dinin dünyasını yeniler.

S.D.

http://blog.milliyet.com.tr/Ilahiyat_Fakultesi_mufredatinin_guncellenmesi/Blog/?BlogNo=437380

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile