İlahiyatlar ve Yabancı Dil Problemi

İlahiyat Üzerine
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

ingiliz-oryantalizmi-ve-tasavvufSüleyman Derin Hoca'nın Küre Yayınları'ndan çıkan "İngiliz Oryantalizmi ve Tasavvuf" adlı kitabı ilimlere dil öğrenilerek nüfuz edilmesinin ne kadar önemli ve gerekli olduğu hakkında çarpıcı bilgiler aktarmakta okuyucuya.

Bir ilim, medeniyet veya din hakkında bilgi sahibi olmak için evvela malumat sahibi olmak istediğiniz alanın dilini tam olarak öğrenmeniz gerektiği hususiyeti oryantalistlerin hayat hikâyeleri bağlamında ders alınması gereken mahiyette önümüze sunulmuş bu kitapta. Aynı zamanda inceledikleri alanlarda söz sahibi olabilmek için söz konusu oryantalistlerin muazzam çalışma azimlerini ve bitmek tükenmek bilmez enerjilerini bizlere canlı olarak gösteriyor kitap. Doğuyu ve özellikle İslam'ı öğrenmek amacıyla kimi seyyah, kimi asker, kimi diplomat kimi de akademisyen İngiliz oryantalistlerin gösterdikleri insanüstü çabaları okudukça tembelliğimize hayıflandım açıkçası.

Kitapta bahsi geçen oryantalistlerin büyük çoğunluğu Arapçayı ve Farsçayı neredeyse anadilleri kadar iyi öğreniyorlar. Hatta birçoğu bu dillerin kendi ülkelerinde öğrenilebilmesi için gramer kitapları ve sözlükler bile yazıyor. Bu dillerde şiir yazabilecek kadar uzmanlaşmış olan yabancıları okudukça hayretiniz bir kat daha artıyor. Kendi dışındaki bir kültürü, medeniyeti öğrenebilmek için dilin ne kadar da önemli olduğunun en somut örnekleri aslında bu şahıslar.

Süleyman Hoca kitabın sonlarında tasavvuftaki Hinduizm ve Budizm etkilerinin tam olarak öğrenilebilmesi için bu alandaki bilim insanlarımızın Sanskritçe öğrenmesi gerektiğini söylüyor. Böyle bir etkinin varlığını, bu varlığın derecesini yabancı kaynaklardan, onların spekülatif ve çoğu zaman yanlı ve amaçlı düşüncelerinden öğrenmek yerine, bizlerin kaynaklara doğrudan bakabilmemiz gerektiğini ve bu sebeple Sanskritçe öğrenmenin önemli bir husus olduğunu vurgulamakta Süleyman Hoca. Süleyman Hoca'nın bu tavsiyesine yüzde yüz katılmakla birlikte bunun bir o kadar ütopik ve hayalci bir talep olduğunu ifade etmek isterim. Zira Türkiye'nin dil öğrenme hususunda içinde bulunduğu trajik haline biraz yakından baktığımızda Sanskritçe'yi bir tarafa bırakın, Arapça ve İngilizce gibi en asli dillerdeki vukufiyetsizliğimiz bile tez konusu olmayı çoktan hak etmiş bir aşamaya gelmiş durumda. Mısırlı Arap bir hoca ile Arapça konuşamayan İlahiyat Fakültesi'nde profesör titrine sahip bir zat ile karşılaştığımda ağzımdan gayrı ihtiyari dökülen ilk kelime eyvah olmuştu. Eğer İlahiyat Fakültesi'nde bir profesör Arapça ve Farsçayı hem okuma hem konuşma bağlamında en az anadili kadar iyi bilmiyorsa aynı fakültede bir öğrencinin Hucviri'nin Keşfü'l Mahcub'unu hangi dilde yazdığını bilmemesine şaşırmak ve bunu kınamak sadece safdillikle açıklanabilir.

Geçen sene Uludağ İlahiyat Fakültesi'nin Arapça hazırlığını okudum. Akşamları iş çıkışı ikinci öğretimdeki öğrencilerle birlikte derslere giriyordum. Bu süre zarfında dil öğrenme hususunda kendimce gözlemlediğimi yanlışları burada anlatmak istemiyorum. Çünkü başlı başına uzunca bir yazı yazılmayı hak edecek kadar teferruatlı bir mevzu bu. Sadece İlahiyat Fakültelerinin puanlarının düşüklüğü ve bu yüzden burayı tercih edenlerin ?hepsinin değil tabi ki, büyük çoğunluğunun- ortalamanın altında kişiler olduğu ve cins kafaların neredeyse hiçbirinin İlahiyatı tercih etmediği konusu bile aslında İlahiyatların içerisindeki durumu bize özetlemeye yeter derecede. Bir sene hazırlık programının yetmemesi, hazırlıklarda okuma, anlama, konuşmadan ziyade yoğun bir şekilde sarf-nahiv baskısının olması, sınav stresinin öğrenciler üzerinde ağır ve bilinçli bir şekilde hissettirilmesi, her sene toplamda 400 gibi muazzam rakamda öğrencinin bir fakülteye alınması ve bunun eğitimdeki kaliteyi düşüreceğinin ne kadar kesin olduğu, öğrencilerin büyük çoğunluğunun sadece sınıf geçmek için okuduğu ve bunları yönlendirecek bir psikolojik rehberlik biriminin olmaması vs. vs gibi bir çok sebebin bazılarını böylece başlıklar halinde vermekle yetineyim. Ne demiş şair: "Bahçemin halinden baharımı kıyas et".

Bence İlahiyat Fakültelerinin hocaları ellerindeki her şeyi bırakıp bir an evvel, genel manada bu okulların kalitesinin nasıl artırılacağı, özel olarak da bu okullardan mezun olan her öğrencinin Arapçayı anadili gibi nasıl öğreneceğinin yolları ve çareleri üzerine kafa patlatmalıdır. Gerekirse bunun için heyetler teşekkül ettirilmeli bu heyetler Türkiye'de kaliteli dil eğitimi veren üniversitelere, yabancı ülkelerde bu konuda uzmanlaşmış eğitim kurumlarına gidip araştırmalar yapmalı ve gözlemledikleri, inceledikleri metotların burada nasıl uygulanabileceği hususunda kapsamlı çalışmalar yapmalıdır.

Şu an Uludağ İlahiyat Fakültesi'nde yüksek lisans yapıyorum. Belagat dersi Hocamız Muhterem Erol Ayyıldız Hoca bir ara derste durdu ve dedi ki: "Darılmazsanız size bir şey söylemek istiyorum. Arapçanız çok zayıf. Bu Arapça ile belagat dersi görmek çok zor." Yüksek lisans seviyesinin ne halde olduğunu göstermesi bakımından bu sözler çok önemli. Lisans seviyesinde Arapça bilgisi bile olmayan yüksek lisans öğrencinin bilime vereceği katkıyı varın siz hesap edin.

http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/ilahiyatlar-ve-yabanci-dil-problemi-37323

Kitabı sipariş vermek için aşağıdaki resme tıklayınız.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile