Vusulsuzlüğümüz Usulsüzlüğümüzdendir.

İlahiyat Üzerine
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

ilahiyat-fakultesiGelişmeleri merakla takip ediyor ve bu zamana kadar yapılmış olan eleştirilerin biraz haksız olduğuna inanıyorum. Konuyla ilgili sağlıklı yorumlar yapabilmek için İlahiyat fakültelerinin ne olduğuna, neyi amaçladığına ve bu bölümü tercih edenlerin temel sâiklerine bakmakta yarar var.

Bildiğimiz gibi Cumhuriyet döneminin ilk İlahiyat Fakültesi 1949 tarihinde Ankara’da açılmış olandır. Ankara Üniversitesi’ne bağlı olan bu fakülte, dînî meselelerin sağlam ve ilmî esaslara göre incelenmesi, yetkin din adamlarının yetiştirilmesi için Batıdaki örneklerine benzer bir ilahiyat fakültesi olarak açılmıştır. Gerçi dînî meselelerin sağlam ve ilmî esaslara göre incelenmesi Batılı tarzda bir ilahiyat fakültesi ile ne kadar mümkün olduğu ayrı bir tartışma konusudur. Ancak sözün uzamaması için bu konuya girmeyeceğim.

Dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki şu anda var olan ilahiyat fakültelerinin menşei Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi değil, Yüksek İslam Enstitüleridir. 1950’lerin sonunda açılan Yüksek İslam Enstitüleri, 1980 darbesi sonrasında İlahiyat Fakültelerine dönüştürülmüştür. Örneğin bugünkü Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, darbe öncesinin (1959-1982) İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’dür. Yüksek İslam Enstitüsü, adından da anlaşılacağı üzere batı benzeri bir ilahiyat fakültesi olmaktan çok temelde İslami İlimlerin tedris edileceği eğitim kurumları olarak açılmıştır.

Bütün bunlarla beraber bugün var olan ilahiyat fakültelerinin temel amacı da yine ‘din adamı’ yetiştirmektir. Bir üniversite tercih rehberine veya bölüm mezunlarının istihdâm alanlarına bakıldığında bile bu durum rahatlıkla anlaşabilecektir. Yine söylemek gerekir ki İlahiyat Fakülteleri felsefe öğrenmekten çok İslâmî İlimler öğrenmek için tercih edilmektedir ve zaten üniversitelerin içinde felsefe eğitimi veren bölümler de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu fakültelerde İslâmî İlimler ile alakalı temel derslerin ağırlıkta olması gayet tabiidir. Ancak ilahiyat fakültelerinin programlarına bir göz atıldığında durumun böyle olmadığı anlaşılacaktır. Felsefe, psikoloji gibi birçok ders bulunmakla birlikte Temel İslam Bilimleri yeterli derecede/saatte bulunmamaktadır.

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden 2011 yılında mezun olan birisi olarak bunu programımız açısından şu şekilde ifade edebilirim: Sekiz dönemlik (dört yıllık) fakülte öğrenimi boyunca, seçmeli olmayan dersleri göz önüne alırsak, felsefe dersleri (İlk Çağ Felsefesi Tarihi, İslâm Felsefesi Tarihi, Yeni Çağ Felsefesi, Din Felsefesi I ve Din Felsefesi II olmak üzere) beş dönem, birer dönem Psikolojiye Giriş, Sosyolojiye Giriş, Din Psikolojisi, Din Sosyolojisi, Ahlak Felsefesi dersleri mevcuttu. Bunlara karşılık mesela İslâm Hukuk Usûlü, İslâm Hukûku ve Kelâm Dersleri ikişer dönem; Hadîs ile ilgili dersler (Hadîs Tarihi, Hadîs ve Hadîs Usûlü), Kur’an Okuma ve Tecvît (ki bu dersin içeriği ile ilgili de bir takım yeniliklerin olması gerektiğini düşünüyorum) dersleri üç dönem; Tasavvuf dersi bir dönem görülmekteydi.

Şimdi, İlahiyat fakültesini İslâmî İlimlerle meşgul olmak için seçmiş bir öğrenci bir dönemini antik çağ filozoflarının yaptığı dünyanın aslı su mudur, ateş midir şeklindeki arke tartışmaları ile geçirirken, İslam hukukunu (Fıkıh) acaba iki dönem haftada bir defa aldığı bir dersle baştan sona görebilecek midir?

Bu noktada takip edilecek iki yol var: Ya tam anlamıyla düzgün bir şekilde İslâmî İlimlerin okutulduğu yeni fakülteler açılmalı ya da hâl-i hazırdaki ilahiyat fakülteleri aslına irca ettirilmeli. Kendi adıma YÖK’ün bu noktada attığı adımı tebrik ediyorum. Çünkü yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Felsefe, psikoloji gibi disiplinlerin öğreniminin yapıldığı ilimler zaten var.

Olası bir yanlış anlaşılmanın önüne geçmek için şunu da söylemekte yarar var. Bu anlamda Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji ve diğer derslerin tümüyle gereksiz olduğunu söylememekteyim. Söylemek istediğim şudur: Bu derslerin bir ilahiyat fakültesi öğrencisi için şu veya bu sebeple gerekli olduğu düşünülebilir. Ancak şurası müsellemdir ki bu dersler, bir İlahiyat Fakültesi öğrencisi için bir İslam Hukuku, Hadis, Tefsir gibi dersler kadar elzem değildir. Bu noktada eğer programdaki ikinci dereceden gerekli bir takım dersler eğer bu derslerin yeterli şekilde görülmesine engel oluyorsa, yapılacak şeyin bunları kısmak olacağı aşikârdır. Ayrıca düşünüldüğü zaman bu dersler gibi mesela, İktisat, Matematik, Geometri, Biyoloji, Tıp, Siyaset vb. dersler de ilahiyat fakültesi öğrencisi için bir şekilde gerekli olduğu düşünülebilir. Fakat nasıl ki, bunlara yer açmak için Temel İslam Bilimleri derslerinden kısmak doğru değilse, programda var olan Felsefe ve diğer dersler için de Temel İslam Bilimleri derslerinden kısmak doğru olmamalıdır.

Yasir BEYATLI
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile