İlahiyat fakültelerinde asıl sorunlar

İlahiyat Üzerine
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

basortusu-problemiYÖK’ün ilahiyat fakülteleri müfredatında yaptığı değişiklik tartışılmaktadır. Aslında iddia edildiği gibi ilahiyat fakültelerinden felsefe dersleri kaldırılmış değildir.

Yeni değişikliklere göre, felsefe dersleri, felsefe tarihi değil de, “İslâm felsefesi” olarak değişti ve saati de 4 saat olarak aynı kaldı. Din felsefesi 3 saat idi, iki saate indi. Din sosyolojisi ve din psikolojisi de, 3 saat idi iki saate indi. Yani felsefe gurubu dersleri ortadan kaldırılmadı. Ancak ders saatinde toplam üç saatlik bir azalma oldu. Temel İslâm bilimlerinden Kur’ân’ın toplam ders saati, 16’dan 22’ye, (hazırlıklarda okutulacak 4 saatlik Kur’ân dersi ile birlikte) hadis ve tefsir, 12 saatten 14 saate çıktı. Kelâm ve mezhepler tarihi dersleri toplam 11 saat idi, 8’e düşmüş oldu. Buna benzer bazı değişikler yapıldı.

1983 yılından önce, ilahiyat fakültelerinin isimleri, “Yüksek İslâm Enstitüsü” idi. Erzurum’da bir İslâmî İlimler Fakültesi, bir de Ankara İlahiyat Fakültesi vardı. Yanılmıyorsam, 1983 yılında Yüksek İslâm Enstitüleri, ilahiyat fakültelerine dönüştü. Ve müfredatta önemli değişikler oldu. Daha önce, temel İslâm bilimlerinde, tefsir hadis gibi bölümler vardı. Yani, öğrenci ilk iki senelik eğitimden sonra bu bölümlerden birisini seçiyor, o konuda daha çok ders görüyordu. O dönem Yüksek İslâm Entitüsünden yetişen öğrencilerin çoğunluğu temel İslâm bilimleri dersleri bakımdan çok iyi seviyede idi. Enstitüler fakültelere çevrildikten sonra, müfredatta felsefe ve eğitim ağırlıklı değişikler yapıldı. Arapça, tefsir, hadis, kelâm gibi ana konularda zayıf öğrenciler yetişmeye başladı. 28 Şubat döneminde bazı değişikler yine yapıldı. İlahiyatlarda, kendi dini konusunda yeterli bilgiye ve birikime sahip olmayan öğrenciler yetişmeye başladı.

Bana göre, Felsefe Gurubu derslerindeki üç saatlik düşüş, “felsefe dersleri ortadan kalktı” iddialarını haklı gösterecek önemde değildir. Sonuçta yine felsefe okuyacaklar, okumalıdırlar da. Ancak temel İslâm bilimlerindeki artışı ben çok olumlu buluyorum. Bugün en önemli sorunlarından birisi şu: İlahiyat fakültelerinin bir kısmında Arapça hazıklık var, bazılarında yok. Hepsinde olmalı. Ve ortak bir Arapça hazırlık eğitim programı hazırlanma. Bu hiç gündeme gelmiyor. Çünkü Arapça temeli iyi olmadan bir öğrencinin dinin temel kaynaklarını anlaması, anlatması, yorumlaması düşünülemez. Bütün ilahiyatların hazırlık sınıfları, bazı fakültelerde bulunan İngilizce hazırlık sınıfları deneyimlerinden istifade edilerek gözden geçirilmeli. Hazırlık sınıflarında öğrencinin ortalama bir Arapça metni okuduğu zaman anlayacağı, konuşabileceği, konuşulanları ortalama olarak anlayabileceği, belli seviyede düşüncelerini yazabileceği bir seviyeye gelmesi için planlar hazırlanmalı. YÖK, ilahiyat fakülteleriyle istişare ederek buna yönelik çalışmalar yapmalı.

Arapça temel iyi atıldıktan sonra, temel İslâmî bilimlerin yüzde otuzunun ya da büyük ekseriyetin Arapça olarak öğretilmesinde fazla bir problem çıkacağı kanaatinde değilim.

Diğer taraftan felsefe gurubu derslerine gelince, YÖK’ün öngördüğü şekilde okutulmasının eskisinden daha iyi olacağı kanaatindeyim. Hiç felsefe okunmaması doğru değildir. Şunu iyi bilmek gerekir: Felsefe aklın ürünüdür. Sadece hakikati arayan, hep arayan, hâlâ da arayan bir bilimdir. Bunun için felsefecilerin sayısı kadar sözüm ona “hakikat” ortaya çıkmıştır. Kur’ân ise vahiy kaynaklıdır. İslâmın temel referansıdır Kur’ân. Hadisler de Kur’ân’ın tefsirleridir. Diğer İslâm bilimleri de temelde Kur’ân’a dayanır. Ancak İslâm, bir akıl dinidir aynı zamanda. Said Nursî’nin ifadelerine göre bütün hükümlerini akla tesbit ettirmektedir. İşte İslâmın öngördüğü hakikatler, akla dayanan Kur’ânî hakikatlerdir. Felsefe ise el yordamıyla, deneme yanılma metoduyla hakikati bulmaya çalışıyor. Tabiî burada kastettiğimiz ‘dinsiz felsefe’dir, dini dışlayan felsefedir. Gerek bireysel ahlâkın, gerekse sosyal ahlâkın din ve inanç olmadan var olabileceğini iddia eden felsefî anlayışlardır.

Ama felsefe okumak, aykırı düşünceleri ve mantıklarını anlamaya ve onlara karşı tezler geliştirmeye vesile olur. Fakat burada sorun şu: Eğer öğrenci İslâmî ilimler konusunda sağlam bir temel atmamışsa, inanç bilgilerini sağlamlaştırmamışsa, inancını tahkiki hale getirmemişse, Kur’ân ve hadis çerçevesinde zihninde ölçüler oluşmamışsa, okuduğu felsefeyi değerlendirecek bir akla sahip olamaz. Yani önce bir İslâmî inanç ve değerler konusunda öğrencilerinde zihinlerinde ve kalplerinde “mihenk taşı” oluşturulmalı. İslâm inancına sahip olan ve hatta bunun eğitimini gören bir kimse için öncelikli olarak felsefeyi eleştirel bir akılla okuyacak bir seviyeye gelmesidir. Bunu da temel İslâm bilimleri sağlar. Tabiî bu, güzel bir şekilde bu dersler takdim edildiğinde, öğrenciler tartışmanın içine çekildiğinde, öğrencilere kendilerini anlatma, yorumlama fırsatı verildiğinde gerçekleşecek olan bir husustur.

Şu bir gerçek ki, bazı ilahiyat fakültelerinde eski Yunan felsefesi ve onun etkisinde kalarak geliştirilen İslâm felsefesi (Farabi ve İbn-i Sina felsefesi gibi) öğrencilerin inanç esaslarına karşı şüphe içinde kalmasına sebep olmuştur. Çünkü bunların inanç konusunda sorunlu görüşlere sahip olduğu erbabında bilinmektedir. Bu felsefi dersler, kendilerine İslâm inanç ölçüleri oluşmayan öğrenciler üzerinde çok olumsuz etkiler yapmış, bu da kendi inanç değerlerini yaşamayan, zihnindeki şüpheleri aşamayan öğrenci profillerinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Bunun ötesinde hadis ve tefsir derslerinde bile, bazı hocaların oryantalist kaynaklı görüşleri gündeme getirmesiyle, hadisler ve hatta Kur’ân hakkında dahi tereddütlerin meydana gelmesine sebep olduğu bir realitedir. İlahiyat fakülteleri öğrencileri ve mezunlarıyla yapılacak geniş çaplı bir anket çalışması durumu olduğu gibi ortaya çıkaracaktır.

YÖK, bütün bunları da hesaba katmalıdır. Çok yönlü düşünmek zorundadır. Bunun için ilahiyatlarda, felsefeyi biraz bilen, ama İslâmı çok iyi bilen, zihninde dinine karşı şüphesi olmayan, öğrendiklerini hayata taşıyan öğrencilerin yetiştirilmesine ihtiyaç var. Bence amaç, bunun sağlanması olmalı. YÖK’ün felsefe grubu dersleriyle ilgili yaptığı 3 saatlik bir revizyon, buna karşılık tefsir ve hadis ders saatlerindeki kısmı artış bu amaca biraz hizmet edebilir. Fakat mezhepler tarihi ile kelâm derslerinin birleştirilmesi ve saatlerinin düşürülmüş olması bir yanlışlıktır. Çünkü mezhepler tarihi, çağdaş dünyada çeşitli mezheplerin yaşadığı İslâm toplumlarını anlamada, kelâm da, inanç ile ilgili meseleler hakkında akıl yürütmede, mevcud meydan okumalara cevap vermede önemli katkılar sağlamaktadır. Bu akıl yürütmelerde felsefi düşüncenin geldiği noktayı bilmenin de önemli katkıları olmaktadır.

Diğer taraftan Eğitim Fakültelerindeki Din Dersi Öğretmenliği bölümü de içler acısıdır. Ne Arapça dersleri ne de, diğer temel İslâm bilimleri dersleri yeterlidir. Şimdi oradan çıkan ve öğretmen olan öğrenciler, imam hatip ortaokullarında Arapça dersine giremezler. Sadece ‘din dersleri’ne girebilirler. Bu yüzden 28 Şubat’ın bu yanlışlığı da düzeltilmeli, Eğitim Fakültelerindeki Din Dersi Öğretmenliği Bölümü kaldırılmalıdır. İlahiyat fakültelerine de daha önce olduğu gibi eğitimleri esnasında formasyon dersleri konulmalı. Buradan çıkacak öğrenciler, sınavlarla istedikleri yere görevli olarak gidebilmelidir. İmam hatip okulları bu kadar artmışken, ilahiyat fakültelerinin formasyon işinin bu kadar zorlaştırılması, yapılan işle tezat teşkil etmektedir. Bugün millî eğitimde, formasyon alamadığı için öğretmen atanamayan ilahiyat mezunları yerine, iki yıllık açık öğretim ilahiyat mezunları derslere girmektedir. Ya da birçok yerde imamların da derse girdiği duyulmaktadır. Bu durumda yapılması gereken temel değişiklerden birisi de ilahiyat fakültelerinin formasyon haklarını verecek düzenlemelerin acilen yapılmasıdır.

19.09.2013

http://www.yeniasya.com.tr/haber_detay2.asp?id=62067

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile