Felsefeden ilahiyat çıkmaz, ilahiyattan felsefe çıkar!

İlahiyat Üzerine
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

felsefeden-ilahiyat-cikmazÖncelikle herkes bir sakin olsun, serin olsun, İlahiyat Fakültelerinde kimsenin felsefe grubu derslerini kaldırdığı yok, kaldıramaz da zaten, diyelim ki müfredattan çıkardılar ilahiyatçıların okuma programından çıkaramazlar.

Türkiye’de okuma oranı en yüksek düzeyde olan sınıf ilahiyatçılardır, bunu bir kenara yazalım. İkinci olarak ise en geniş okuma alanına sahip olanlar da ilahiyatçılardır. İlahiyatçıların kütüphanelerinde bulamayacağınız türden eser yoktur. Tek tip okuma yapmazlar, tek tipçi değillerdir.

Türkiye’nin en dinamik, en yenilikçi ve en kuşatıcı okuma biçimlerine her zaman ilahiyatçılar sahip olmuşlardır. Bu konuda kendilerini topluma ve entelektüel dünyaya yeterince tanıtamamış olabilirler o kadar.

İyi Bir İlahiyatçı Olmak için…

İyi bir ilahiyatçı sayılmanız için bilmeniz gereken o kadar çok şey vardır ki! Biraz ekonomi bilmeniz gerekir, çünkü güncel ekonomik durumlar dini yaşantıyı yakından ilgilendirir. Biraz hukuk bilmeniz gerekir, biraz tarih, biraz sosyoloji, biraz felsefe, biraz antropoloji, biraz siyaset, biraz pedagoji…

Çocukların dilinden de anlamanız lazım, cahillerinde, alimlerinde.

Sadece İslam’ı bilmeniz de yetmez! Dinler tarihiyle başlar şintoizmden, hinduizme, Yahudilikten Hristiyanlığa kadar, büyük- küçük dinleri, yaşayan-yaşamayan dinleri de bilmeniz beklenir sizden.

Tarih dediniz mi işiniz daha zor. Kiminin tarihi orta çağdır, kiminin ki yakın çağ, kiminin ki Cumhuriyet tarihi. Ya İlahiyatçının tarihi! Taa Hz. Adem’le, ilk insanla başlar. İlk insandan günümüze kadar farklı toplumların tarihlerini bilmeniz gerekir.

İktisat mı dediniz, sadece İslam ekonomisi yetmez! Öyle ya, çağın ruhunu anlamanız gerekir! Kapitalizmden, komünizme, liberalizmden, küreselleşmeye kadar bütün iktisadi teoriler hakkında sizin en azından fikir sahibi olmanız beklenir.

Bilinmesi gerekenler içerisinde özgül ağırlığı en düşük olanı neredeyse dini ilimler alanına giren bilgiler yer alır. Kelam, tasavvuf, hadis, fıkıh, tefsir gibi İslami ilimleri zaten saymıyoruz.

Muhafazakarlar İlahiyatçılarla Barışmaz

İlahiyat eğitimi almamış bazı muhafazakar ve çeşitli cemaat mensubu akademisyenler, felsefe eğitiminin ilahiyat öğrencilerinin kafalarını karıştıracaklarını düşünüyorlarmış. İlahiyat eğitimi almamış bir zihinle felsefe okudukları için olsa gerek bu kafa karışıklığı! İlahiyat eğitiminden geçmiş olsalardı başlarına bu gelmezdi muhakkak. Dolayısıyla resmi biraz tersten okumak lazım.

Felsefe ve ilahiyat alanında bir tartışma başladığında konu hakkında kısır bilgi sahibi olanlar, konuyu bildiklerini göstermek amacıyla genelde Gazali ve İbn-i Rüşd arasındaki tartışmaya giderler ve 13 yy da yaşanmış bir ilmi tartışmayı “mutlaklaştırarak” günümüze özel çıkarımlarda bulunurlar. Konuyu bilmeyenlerde, 13 yy’da yaşanmış bu tarihi tecrübeyi anlatan kişilere konunun uzmanı muamelesi çekerler. 

Dini cemaatler, muhafazakarlar oldum olası sıcak yaklaşmazlar İlahiyatçılara. Kafalarında hep ilahiyat ve devlet arasında bir bağ kurarlar. Şüphecidirler fazlasıyla. “Devletin imamı” diye din görevlilerini tahkir ve taciz eden kafa sahiplerinin bir çoğu aslında devletin öğretmeni, devletin mühendisi, devletin iktisatçısı, devletin hukukçusudur. Kendi devletle kurduğu bağdan rahatsız olmaz, kendi ilişkisini tartışmaya açmaz, masaya yatırmaz bu tartışmayı sürekli ilahiyatçılar üzerinden yapar.

Laik ve Kemalistlerle tek ortak yönleri ilahiyata karşı yaklaşımlarıdır diyebiliriz bu çevreler için. 

İlahiyatın Dil Sorunu

Geçmişte Arapça hazırlık sınıfları kaldırıldığında kimseden ses çıkmadı. Oysa dini metinleri okuyup anlayabilmek için ilk ve en gerekli olan İngilizce bilmek değil Arapça bilmektir. Arapça hazırlık sınıfları kaldırılarak, dil eğitimi 4 yıllık eğitimin içerisine yayılmıştı. Bu sistemin çok başarılı sonuçlar ortaya koyduğuna inanmıyorum.

En Zekiler İlahiyatta

Katsayı zorbalığı sonucunda İmam Hatip mezunu öğrencilerin en zekileri zorunlu olarak İlahiyatları tercih etmek zorunda kalmışlardı.  28 Şubat sürecinde ilahiyatların kontenjanları düşürülmüş, bazı fakülteler kapatılmış ve İlahiyat okumanın ciddi bir risk almakla eşdeğer olduğu günler yaşanmıştı. İçimizden ve dışımızdan bazıları bizleri sürekli yıldırma ve tehditlerle korkutmaya çalışıyorlardı; İlahiyata gidersen şöyle olumsuzluklar olur, başına şunlar gelir, yükselemezsin vs. vs.

İlahiyatların puanları tavan yapmış, insanımızın fazlaca önemsediği bazı bölümlerin puanlarından bile yüksek taban puanlar oluşmuştu. Bütün bunlara rağmen bir kuşak zorunluluktan İlahiyatlara kayıt yaptırmak zorunda kaldı.

En zeki gençler ilahiyatlara kaydoldular. Aslında bu sistemin hiç istemediği bir durumdu. Dindarların da böyle bir hesabı olmadı. Bu durum hesaplanamayan bir çıktıydı. En zeki gençler eğer İlahiyatlarda zihni ve entelektüel anlamda doyurulabilmiş olsalardı gerçekten farklı bir ilahiyatçı profili ile karşı karşıya gelecektik. Çok daha üretken, çok daha dinamik, çok daha verimli olabileceklerini düşünüyorum.

Bu konuya devam edeceğiz. 

Serkan YORGANCILAR / Cafesiyaset
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile