Ramazan medyasında ilahiyatçı kavgası

İlahiyat Üzerine
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

ramazan-hilalDaha birkaç sene önceye kadar Ramazan ayının girişiyle beraber medyada -sözüm ona- oruç yiyen vatandaşların uğradıkları saldırılar, gündüz saatlerinde lokantaların kapatılmaya zorlandığına dair haberler yer alır, bu haberler üzerinden Ramazan ayı sabote edilmeye çalışılırdı.

 

Son seneler bu tarz sansasyonel haberlerin para etmediğini gören medya yeni arayışlara girdi.

Aradığını bulmakta da gecikmedi. Maşallah ilahiyatçı hocalarımız medyanın bu ihtiyacını ziyadesiyle karşıladılar. İnternet ortamında dolaştığımızda “..... hocadan ........hocaya reddiye”, “..... hocadan ........hocaya mucize tokadı” gibi haber ve tartışmalardan geçilmediğini görmekteyiz. Bu yıl Ramazan ayına, görsel ve yazılı medyada yer alan ilahiyatçı hocaların tartışmaları/kavgaları damgasını vurdu demek yanlış olmaz herhalde.

Biz de bu vesile ile bu haftaki yazımızda ilahiyatçı ile din âlimi arasındaki farka değinmek istedik.

Esasen ilahiyatçıların medyada yer alan tartışmaları, daha doğrusu kavgaları bana rahmetli Ali Fuat Başgil hocanın ilahiyatçıları tarif için söylediği “imani meseleler üzerinden zeka oyunu oynarlar” sözünü hatırlattı.

İLAHİYATÇI İLE DİN ALİMİ ARASINDAKİ FARK

İlahiyatçı ile din âlimi arasındaki farkı hiç şüphesiz en güzel şekilde ortaya koyan kişi rahmetli Ordinaryüs Profesör Ali Fuat Başgil hocadır. O, “Din ve Laiklik” isimli kitabında bu konuda şu tespitte bulunur. “Tevhidi Tedrisat Kanununun vazıı bilerek veya bilmeyerek yüksek diyanet mütehassısı ile İlahiyat Fakültesinden yetişecek olan yüksek ilahiyatçıyı birbirine karıştırmıştır. İlahiyatçı, din felsefesi, dinler tarihi ve din sosyolojisi öğrenmiş bir mütehassıs veya filozoftur, fakat din adamı değildir. Yüksek diyanet mütehassısı ise her şeyden evvel, zühd ve takva sahibi bir dindardır; saniyen de muayyen bir dinde yüksek ilim ve kemal sahibi olmuş bir din adamıdır. Bunlardan biri hakkiyle inanmış, öbürü ise sadece iman üzerinde zekâ oyunu oynamayı öğrenmiştir.”

TARTIŞMA BİR İHTİYAÇTAN VEYA SALABET-İ DİNİYEDEN Mİ KAYNAKLI?

Tartışılan konular gerçekten halkın ihtiyaç duyup, cevabını aradığı meseleler mi? diye baktığımızda hiçte öyle olmadığını görüyoruz. Tartışılan, daha doğrusu üzerinde fırtınalar koparılan meseleler halkın gündeminde bulunan konular değil. Peki ilahiyatçılarımızın bu konuları ele almalarındaki saik salabet-i diniyeleri mi? Bu soruya da müspet cevap vermek mümkün değil. Salabet-i diniye ile taassup arasındaki fark pek zahirdir. Bu farka Ali Fuat Başgil hoca “Taassup hırçın ve mütecavizdir. Dini salabet ise, hak ve kuvvetinden emin bir insanın sessiz vakarı gibi, metin ve sakindir.” sözleriyle işaret eder. Bu durumda salabet-i diniye meselelere sakin, metin ve vakur bir yaklaşım gerektirir. Oysa söz konusu tartışmaların kiminde ilahiyatçı hoca avazı çıktığı kadar bağırarak reyting toplama peşinde iken, kimi tartışmalarda muhatabın konuşmasına engel olunarak, yine muhatap aşağılanarak üzerinde üstünlük kurulmaya çalışılmaktadır. Genel olarak tartışmalara hırçınlık ve mütecavizlik damgasını vurmaktadır.

HAYATIMIZ BİR TRUMAN ŞOV GİBİ

Bilindiği gibi Truman Şov Jim Carrey’in oynadığı bir film. Bu filmde Truman Burbank (Jim Carrey), kendi hayatının 24 saat boyunca televizyonda bütün dünyaya gösterildiğinden habersiz yaşamına devam ediyor. Bütün ailesi ve arkadaşları bu gerçek hayat dökümanteri içinde rol alan aktör ve aktrislerden oluşuyor. Truman bir sigorta şirketinde çalışıyor ve Meryl (Laura Linney) ile Seahaven adlı bir adada yaşıyor. Bu adada hava hiçbir zaman kötü değildir. Aslında, istenmeyen bir hamilelik sonucu doğan Truman, bir televizyon şirketi tarafından evlat edinilmiştir. 30 yaşına gelmesine rağmen adada hapis olduğunu ve yaşadığı yerin aslında büyük bir stüdyo olduğunu bilmiyor. Eğer Truman adayı terkederse, bütün reytingler altüst olacaktır. Bunun için herkes ona yaşadığı yerin ve hayatının ne kadar güzel olduğunu devamlı hatırlatıyor. Ancak bir noktadan sonra, televizyon şirketi Truman’nın merakını artık giderememeye başlıyor. İşte Truman için şok zamanı...

Son yüzyılda toplum mühendisliği hayatımızı sahtelikler üzerine kurguladı. Truman Şov’un bir başka versiyonunu yaşadık. Bu mühendislik yönetimimizin adına demokrasi dedi, ancak totaliter bir yönetim dayattı, rejimimizin adına cumhuriyet dedi, bir azınlığın iradesini hakim kıldı, laiklik dedi, dinsizliği dayattı, alın size din âlimi dedi, ilahiyatçıyı önümüze sürdü... Ancak dayattıkları ve önümüze koydukları ile daha fazla oyalanmamız mümkün değil. Toplumsal yaşamımızda gerçek demokrasi, gerçek cumhuriyet, gerçek laiklik arayışlarına çoktan başladık. Gelinen noktada İslamî ve imanî meselelerde zeka oyunlarına baş vuran ilahiyatçı ile de yetinemeyiz. Bizim ihtiyacımız zühd ve takvayı hayatına yansıtmış, salabet-i diniye sahibi gerçek din âlimleridir.

Nihat Demir / Yeni Asya

http://www.sentezhaber.com/ramazan-medyasinda-ilahiyatci-kavgasi-makale,15622.html

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile