Ahh, nerede o eski Ramazanlar!

Esintiler - Telâmiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

eski ramazanEfendim, maatteessüf 'Nerede o eski Ramazânlar?' lâfz-ı meşhûru bilhâssa yaşlılarımızın içini boşaltarak dillerine pelesenk ettiği ve çoğu gencin 'klişe' addeddiği bir mefhûm hâlini almıştır.

 

Hâlbuki, eski Ramazanlar tedkîk edildiğinde, 'klişe' addedilen bu mefhûmun esâsında bir 'ifâdey-i hakîkat' olduğu görülecektir. Nasıl mı? Hep berâber bakalım.

 

Misâl olarak Balıkhâne Nâzırı Ali Rızâ Bey, 'diş kirâsı' deyû bir âdetten bahseder, ki günümüz gençlerinin (hattâ yaşlılarının) duyduklarında hemen hemen hiçbir şey anlamadıkları bir ifâde olsa gerektir. Efendim, evvel zamânda Anadolu'da Ramazân-ı şerîf gelmeden hazırlıklar çook önceden başlar, Ramazân ayı içerisinde kimlerin dâvet edileceği, neler yapılacağı tek tek plânlanır imiş. Diş kirâsı da bunlardan birisi.

Günümüzde de kâim olduğu üzre, ol dönemde de âileler Ramazan geldiğinde yakın, uzak komşu, fukarâ ve gurabâyı iftârlara dâvet ederlermiş. Yalınız, birtakım ciddî farklılıklar mevcûd. Fakîrin kanaatince bir nezâket ve letâfeti muhtevî bir anlayışa binâen, dâvete icâbet ederek iftâra gelen misâfirûn, damak tadlarını yemekleri yapacak olan ev sâhibinin ellerine zımnen 'kirâ'lamış (emânet etmiş) oldukları için, iftâr sonrasında yemek ve sohbet bitip de terâvih için evden ayrılma vakti geldiğinde, ev sâhibi, misâfirlere 'kadife kese' içerisinde muhtelif hediyeler takdîm edermiş. Yakın ve uzak âile efrâdı için birtakım hediyeleri içeren bu 'diş kirâsı'nın, fakîrlere verilen iftârlarda ise, ev sâhibinin cömertliği ve zenginliği mesâbesinde yine kadife keseler içerisinde 'altın ve gümüş'lere inkılâb etiği olurmuş.eskiyeniramazan

Şer'î uygulamanın hâricinde olan bu ince ve nâzik âdet, elbette ki 'örf'ün getirmiş olduğu bir uygulama idi. Nâzır Ali Rızâ Bey, bu uygulamanın II.Abdulhamîd devrine kadar devâmiyyet gösterdiğinden ve fakat bu devirle berâber zayıflayıp zamân içerisinde unutulup uygulanmaz bir âdet hâline geldiğinden bahseder.

Dr. Hâlide Aslan ise başka iki uygulamadan bahseder. Bunlardan birincisi, eskiden o günkü iftâr için misâfiri olmayan âilelerin akşam namâzından evvel kapılarını açık bırakmaları ve akabinde fukarâ ve gurabânın bu evlerde iftâr yapmasına vesîle olmaları uygulamasıdır.

İkincisi ise, Kütahya ve civâr vilâyetlerde, hayâtında ilk defâ oruç tutan çocuğu, babasının, iftâr yapıldıktan sonra terâvihe çıkmadan az evvel sırtına alıp sokakta gezdirmesinin ardından babasının sırtından inen çocuğun, ev ev dolaşıp komşulardan para ve sâir hediyeler taleb etmesi şeklinde icrâ edilen, çocuklara orucu sevdirmeye mâtuf olan bir diğer âdettir.

Bâzı uygulamalar ise hüviyyet değiştirmiş ve bunların icrâ şekilleri zamân şardları mûcibince değişikliğe uğramıştır. Meselâ eskiden fakîrlere yönelik bedâva pide dağıtımının yerini, bugün belediyyelerin ve diğer birtakım eşhâsın çadırlarda verdikleri toplu iftârlar almıştır.

Öte yandan ise, eskilerden kalma mahyâ geleneği, iftârlarda top atılması, sahûrlarda salâ okunarak ahâlinin uyandırılması, birtakım vilâyetlerde mevcûd olan meddahlık ve Karagöz-Hacivat gösterileri ile âilelerin birlikte iftâr yapması gibi sâir âdet ve gelenekler günümüze kadar devâmiyyet göstermiş ve hâlâ uygulanmakta olan âdetler kâbilindendir.

Lâkin, her ne kadar rûh-u Ramazân'a uygun muhtelif âdetlerin hâlâ icrâ edildiği vâki ise de, insânın yukarıda zikrettiğimiz âdetleri işitince içinden 'Âhh, nerede o eski Ramazanlar!' diyeceği geliyor. Yapılması gereken, bu ifâdeyi boş zemîninden çıkartarak sosyal tesânütü ve birlikteliği en güzel ifâde eden o kadîm âdetleri icrâya çalışmaktan ibâret olsa gerektir.

Bu vesîleyle şehr-i Ramazânınızı tebrîk eder, hürmet ve muhabbetlerimi ifâde ederim.

 

Âdem İnce

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile