Sütunun Arkasından

Esintiler - Telâmiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

sutununarkasında - KopyaNeredeyse yetmiş yıldır tam karşımda duran Lafza-i Celal’in seyrine ilk kez dalıyormuşum gibi kendimi kaptırmış olmalıyım ki çocukların içeri girdiğini ancak beni çepeçevre sardıklarında fark ettim.

Hoşnutlukla çevirdim bakışlarımı onlara. Üstlerinden taşan neşeye, hayata, umuda, tazeliğe baktım. Derin bir nefes aldım. Bir yaz mevsimindeydik yine ve iki ay sürecek serüvenimiz başlıyordu işte.

 

Biraz sonra hocaları da geldi. Çocuklara ilk kez ders veriyor olmalı. Sesi titriyor konuşurken. Yüzünde utangaç bir pembelik var. Adı Kumru’ymuş. Çocuklara isimlerini soruyor tek tek. Hafif bir kına kokusu duyuyorum. Kaçıncı sınıfa geçtiklerini soruyor şimdi de. Terli minik bir elin sıcaklığını hissediyorum. Her bir çocuğun yüzüne dikkatle, ilgiyle bakıyor. Duyduğum sesin bir kalp çarpıntısı olup olmadığını anlamaya çalışıyorum. Emin olduğum tek bir şey varsa o da arkamda birisinin olduğu.

Adının Hacer olduğunu sonraki günlerde öğrendim. Gözlerinin açık kahverengisinde gezinen duygululuğu, şefkati, derinliği ve yersiz kederi ise hemen ilk gün seçmiştim. İnsanların bana sırtlarını ya da omuzlarını dayamalarına alışkınım. Bana yaslanıp tespih çekmelerine, dua etmelerine, sohbet etmelerine, vaaz dinlemelerine… Bu ilk kez oluyor oysa. Bir çocuk, küçük, ürkek bir kız çocuğu enikonu sımsıkı sokulmuş bana. Böyle bir durumda ne yapılır bilmiyorum. Nihayetinde bir cami sütunuyum ben, insan değilim ki.sutununarkasında

İlk günü Kumru Hoca’ya görünmeden geçirmek Hacer’i rahatlatmış olmalı ki ikinci gün tedbirini gevşetti. Koşa koşa gelip arkama saklanmıştı saklanmasına lakin halının üzerine yayılan çiçekli eteğinin onu ele verdiğinin farkında değildi. 

Eteğin ucunu görüp arkamda birinin saklandığını anlayan Kumru Hoca yaşından beklemediğim bir olgunluk gösterdi. Hiçbir şey demedi.

Çocuklar ‘Ayn’ harfini telaffuz etmeye çalışıyorlardı bugün. Dillerinin ucunda, ağızlarının içinde, boğazlarının boğumlarında evvelce hiç çıkarmadıkları sesleri arıyorlardı. Hem zorlanıyor hem eğleniyorlardı. Kumru Hoca onların gayretlerini ‘çok güzel, aferin, işte oldu’larla takdir ediyor; ‘Ayn’ niyetine çıkardıkları seslere onlarla beraber gülüyordu. Hacer başını ilk kez o anda çıkarmıştı arkamdan. Öğrencilere ve hocasına şöyle bir bakmış, Kumru Hoca’nın bize doğru döndüğünü görür görmez hızla dertop olmuştu arkamda yine.

 

‘Hocam,’ dedi o esnada bir çocuk ‘yemeğimizi yemezsek Allah bizi taş mı eder?’ Kumru Hoca ‘Allah verdiği nimetlere teşekkür eden kullarını sever.’ dedi. Başka biri ‘Hocam Allah korusun Allah korusun biz ölünce bir köprüden geçeceğiz ya o köprünün altında cehennem mi var?’ dedi. Kumru Hoca ‘O köprünün karşısında Cennet var.’ dedi. ‘Öğretmenim herkesin bir şeytanı var mıdır ?’ dedi bir diğeri. ‘Herkesin iki meleği vardır.’ dedi Kumru Hoca. ‘Ettehıyyatuyu ezberlemezsek bizi dövecek misiniz?’ dedi varla yok arası bir ses bir fısıltı. Öyle ki Kumru Hoca duymamıştı soruyu. Duymayan yalnızca Kumru Hoca değildi galiba. Daha doğrusu benden başka kimse bu fısıltıyı duymamıştı galiba. Bu soruyu Hacer sormuştu zira.

Kumru Hoca Peygamberimizin çocukluğunu anlatmaya koyulmuştu. Dersten kopmuştum. Senelerden beri ilk kez böyle dimdik, böyle dirayetle, böyle görkemle ayakta durmak bir an için dahi olsa anlamsız gelmişti bana. Hacer kadar küçük olmak nasıl bir şeydi ben bunu hiçbir zaman bilemeyecektim. Eğilmek istedim o an. Hacer’in halıya diktiği gözlerini görebilecek kadar eğilmek. Ettahıyyatu, ezber ve dayak kelimelerinin ne zaman, nasıl, neden yan yana geldiğini anlayana kadar gözlerinin içine bakmak istedim. Tek yapabildiğim onu arkamda saklamaya devam etmekti oysa.

Gözüm Kumru Hoca’ya kaydı yine. ‘Evet, güzelim yarım saatimiz kalmış. Sıcak soğuk oynayalım mı ne dersiniz?’ dedi. ‘Şimdi bu kırmızı tahta kalemini saklayacağız tamam mı? Kim olsun kim olsun?.. Dilaracım sen şimdi dışarı çık canım.’

Dilara dışarı çıktıktan sonra Kumru Hoca gözleriyle camiyi şöyle bir taradı ve kalemi getirip Hacer’in yanına koydu. Parmağını ağzına götürüp ‘sus’ dedi, gülümsedi ve Hacer’in açık kahverengi gözlerindeki duygululuğu, şefkati, derinliği ve yersiz kederi o da seçti. Hacer, Kumru Hoca’yı ilk kez bu kadar yakından görmüştü. Aklına gelen ilk şey Kumru Hoca’nın çiçek gibi koktuğuydu.

Çocuklar Dilara’yı çağıradursunlar garip bir coşkuyla dolup taşmıştı içim. Hacer’i yavaş yavaş kaybediyorum sanırım.

 

Safiye Gölbaşı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile