Tek Kişilik Kalabalık

Esintiler - Telâmiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

aynaDört duvarı aynalı bir odada ne yana baksa kalabalık görür o kendini. Bütün aynalar ona çevrilmiş, tüm oklar onu gösteriyorken tek kişi değildir o. Aynı anda hem özne hem nesne hem yüklemdir artık.

 

Yaşadığı çatışma ona kendisiyle ilgili bir şey söylemiş, başarısızlığı ona kendisiyle ilgili bir şey bildirmiş, öfkesi ona kendisiyle ilgili bir şey öğretmiş, yaptığı yanlış bir seçim ona kendisiyle ilgili bir şey daha öğretmiş, biten bir ilişki ona kendisiyle ilgili başka bir şey daha öğretmiştir. Yanı yöresi kendisiyle ilgili bilgilerle doludur. Dört duvarı aynalı oda günden güne daralıyor, aynalardaki yansıması giderek artıyordur.

Eskiler aynaya fazla bakmanın doğru olmadığını söylerdi oysaki. Görünmeyen varlıklar musallat olurdu insana eğer aynaya fazla bakarsa, insanın kendine nazarı değerdi ya da. Ama girdiği her çıkmaz sokak, altından kalkamadığı her sorun, cevapsız kalmış her soru ona kendini gösteriyorken ve giderek çoğalıyorken yalnızlığı kendi nazarından kim koruyacaktı şimdi onu?

Öyle yapmasaydı, öyle demeseydi, öyle bakmasaydı, şöyle yapsaydı, şöyle deseydi, şöyle baksaydı… Böyle olmayacaktı. Aynalarda çoğalmayacaktı aksi. Yüzü daima kırmızı olmayacak, utancı sabitkadem kalmayacaktı içinde.

Ne yaman bir yalnızlıktı bu. Ondan başka yanlış yapacak, ondan gayri hata işleyecek, ondan özge işleri berbat edecek kimsesi yoktu hayatında. Dört duvarı aynalı odasını neden kendisinden başka kimseyi içine almayacak kadar küçük tutmuştu ki?  yalnız

Ve ne muazzam bir güçtü bu. Bahçedeki kayısı bu yıl meyve vermediyse suç yine onundu. Sular kesilse onun talihsizliği, güneş bulutların ardından çıkmasa onun uğursuzluğu, bakkal sinirliyse onun değersizliği, çocuk hastaysa onun bilgisizliğiydi sebep. Her şeyin müsebbibi kuşkusuz oydu o olmasına lakin nasıl oluyor da hem her şeye sebebiyet verecek kadar güçlü, hem her şeyi mahvedecek kadar beceriksiz olabiliyordu?

İstense bir çırpıda sarılırdı oysa çocukluğun bilinçaltında açtığı yaralar, bir solukta silinirdi bütün duvara toslamalar, bir kalemde çizilirdi küsme huyunun, karamsarlığın, kendini aşağılamanın üstü, bir avazda kurtulurdu insan isterse ayağına dolanan hikâyesinden, sevdiklerinin hikâyelerinden, hayatın sürprizlerinden… Bütün bunları yapabilirdi o. Yapılamayacak şey miydi bunlar? Neden yapamıyordu sanki? Aynalar çoğalıyordu. Çok mu yalnızdı o, çok mu güçlüydü? Kendi nazarı kendine çok zaman önce mi değmişti?

Paylaşmayı bilseydi, birazcık adil olabilseydi… Taksim edebilseydi aynaları; eşine dostuna, babasına ağabeyine, ilk öğretmenine, kapı komşusuna. Tek bir ayna kalıncaya dek sökseydi duvardan aynaları. Utanç çıksaydı içinden, kırılsaydı yalnızlığı. Her hatayı kendi başına yapmak zorunda kalmasaydı. Bu kadar da güçlü olmayıverseydi. Üç Felak üç Nas okuyup dünyayı sırtından indirseydi. Olmaz mıydı? Olmuyordu.

 

Safiye Gölbaşı

Ankara İlahiyat İlitam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile