Rabbani Alimler ile Belamlaşan Alimler

Esintiler - Telâmiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

arapbahbahrıTunus’ta başlayıp Mısır’a sıçrayan ve bütün Ortadoğu’yu saran isyan dalgasının son durağı Suriye oldu. Her ne kadar bu ülkelerin halkları baskıcı, adaletsiz rejimleri altında yıllardır ezilmek gibi ortak bir kaderi paylaşıyor olsalar da her ülke kendi iç dinamiklerini taşıyor.

Suriye’deki mevcut rejimin temelleri Mart 1963 darbesiyle iktidara gelen Baas Partisi tarafından atılmıştır. 1966’da partinin radikal kanadı parti içerisinde yönetimi ele geçirmiş, 1970 yılında ise Hafız Esed[i] parti içerisinde tam bir kontrol sağlamıştır. Bu tarihten itibaren 2000 yılına kadar ülkeyi Hafız Esed yönetmiş, Arap milliyetçiliği ve Sovyetler Birliği’nden esinlenmiş devletin merkezi planlama rolü baskıcı ve zalim bir diktayla ülkede egemen olmuştur.

Hafız Esed, Baas Partisi zemininde başta ailesi, aşireti ve diğer Nusayri[ii] grupların da desteğini alarak bir iktidar ağı örmüş, bu iktidar ağı içerisinde ordu ve istihbarat kurumlarını iktidarın başlıca hamisi haline getirmiştir. Ayrıca rejim içerisindeki kliklere kendi milis güçlerini kurma izni verilmiş, bu durum resmi güvenlik güçlerine paralel silahlı bir yapı doğurmuş ve Şebbiha[iii] denilen bu zâlim güçlerle ülke içerisindeki gayr-ı meşru karanlık ilişkiler ağı yönetilmiştir.

Hafız Esed iktidarını sadece Nusayri kesime dayandırmamıştır. İktidarını sağlamlaştırmak isteyen Hafız Esed, iktidar bileşenlerini toplumsal tabanda Sünni çevrelere doğru genişletmiştir. Bu anlamda öncelikle toplumda Sünni(!)[iv] gözüken isimlere gerek bürokrasi gerek sermaye içinde alan açmıştır. Böylece Hafız Esed ordu, istihbarat ve Baas Partisi içerisinde görev verdiği bu Sünni kesimlerin de desteğini kazanmıştır. Nitekim Hafız Esed’in, Sünni çevrelerle kurduğu iktidar ilişkileri, kardeşi Rıfat Esed’in darbe girişiminin başarısız olmasında rol oynamıştır.babaoğulesed

Bunun yanı sıra Hafız Esed, rejime tehdit olabilecek Müslüman Kardeşler teşkilatının etkisini kırmak için sadece silahlı mücadele vermemiş, dindar Sünni kesimlerle de ilişkileri geliştirmiştir. Sünni Arap ve Kürtler nezdinde etkinliği olan Şam ve Halep ulemasının desteğini alacak şekilde toplumda saygın görülen bazı âlimlerin önünü açmış ve bunlarla işbirliği yapmıştır. Hafız Esed, bu çerçevede Şam ve Halep’te dini eğitim veren kurumların açılmasına ve bu kurumlarda rejimle barışık bir dindarlık anlayışının gelişmesini sağlamıştır.

Hafız Esed’in 30 yılda inşa ettiği bu zalim rejim kendisinden sonra oğlu Beşşar Esed’e kalmış, iktidarın devir sürecinin sorunsuz gerçekleşmesi için her türlü önlem bizzat baba Hafız Esed tarafından alınmıştır. Nitekim Beşşar’ın iktidara gelişine rejim içerisinde önemli bir meydan okuma olmamış, bilakis başta ordu ve istihbarat olmak üzere devletin kritik kurumları oğul Esed iktidarının güçlenmesini desteklemiştir.

Sünni bir Arap ile evli olan Beşşar Esed, Şam’daki Sünni sermaye çevrelerinin palazlanma­sının önünü açmış, yine Sünni ağırlıklı Halep sermayesinin ülke ekonomisindeki başat rolünü koruyup geliştirmesine izin vermiştir. Beşşar Esed, Sünni din adamları çevreleriy­le de ilişkilerini güçlendirmiş, Vakıflar Bakanlığı ve Cumhuriyet Müftülüğü’ne rejimin meşrulaştırılması noktasında önemli bir rol vermiştir. Tüm bu süreçlerde medya da üzerinde düşen görevi yapmış, rejimin kontrolü dışında özel medya teşebbüsüne izin verilmeyen ülkede gündem bizzat devletin kontrolünde şekillendirilmiştir.

Baba Hafız Esed’in ve babasını aratmayan Beşşar Esed’in iktidarlarını sağlamlaştırmak için işbirliği yaptıkları âlimleri tanıtmadan önce, yazımızın başlığındaki  “Belam” kavramını açıklayalım:

Müfessirlerin çoğunluğuna göre Kur'ân-ı Kerîm'de ismi zikredilmeksizin, "On­lara şu adamın kıssasını anlat: Ona âyet­lerimiz hakkında bilgiler verdik ve o -bun­lara önce uyduğu halde- daha sonra bun­lardan tamamen sıyrılıp uzaklaştı; şey­tan onu peşine taktı ve bu suretle azgın­lardan biri haline geldi. Biz dileseydik o kişiyi âyetlerimizle yüceltirdik; fakat o dünyaya sımsıkı sarıldı, ihtiraslarına uy­du. - Allah'ın âyetleriyle bilgilendirdiği, fakat tabiatının kötülüğü yüzünden bu bilgileri daima dünya menfaatlerine âlet eden- bu adamın durumu, kovsan da kendi hafine bıraksan da dilini sarkıtıp durmadan soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte âyetlerimizi yalanlayanların hali budur. Bu kıssayı anlat, belki düşü­nür, öğüt alırlar"[v] ifa­deleriyle kendisinden söz edilen kişi Bel'am b. Bâûrâ'dır. Tevrat'ta ismi Beor'un oğlu Balaam olarak geçmektedir[vi].

İslâmî kaynaklarda Bel'am b. Bâûrâ ile ilgili çeşitli rivayetler yer almaktadır. Bu rivayetlerden birine göre Hz. Musa'nın, Kur'ân-ı Kerîm'de "cebbar bir ka­vim" şeklinde nitelendirilen bir topluluk­la savaşmak için hazırlanması üzerine Bel'am'ın kavmi ona durumu anlatarak Musa'nın etkisiz kılınması için dua et­mesini isterler. Ancak Hz. Musa'nın peygam­berliğine inanan ve iyi bir mü'min olan Bel'am bu isteği reddeder; Allah'ın ken­disine Musa'ya beddua konusunda izin vermediğini belirterek öteki isteklerini de geri çevirirse de kavmi onu hediye­lerle kandırıp beddua etmesini sağlar­lar. Ancak Allah bu bedduayı onun kav­mine çevirir; Bel'am'ın da Allah tarafın­dan bir ceza olmak üzere dili göğsüne doğru sarkar. Artık dünya ve âhiretinin yıkıldığını düşünen Bel'am, hiç olmazsa kavmini kurtarmak için onlara Hz. Mû­sâ ve İsrâiloğulları'na karşı kullanılmak üzere bir hile öğretir. Buna göre bu ka­vim kadınları süsleyerek Musa'nın sefer halinde olan askerleri arasına gönderecek ve bu kadınlar onları baştan çıkaracak­tır. Gerçekten Şimeonîler'in reisi Zimri, Sur kızı Kozbi ile zina etmiş ve bu yüzden ilâhî bir ceza olmak üzere baş gösteren veba salgınında 70.000 kişi ölmüştür.[vii]

Bir başka rivayete göre ise Bel'am Hz. Musa'ya beddua edemeyeceğini, çünkü aynı dine mensup olduklarını belirtmiş, çarmıha gerilerek öldürülme tehdidi üze­rine ise ism-i a'zam duasını okuyarak Hz. Mu­sa'nın şehre girmemesi için dua etmiş, duası kabul olunmuş ve böylece İsrâilo­ğulları çölde kalmışlardır. Bunun üzeri­ne Hz. Mûsâ, Bel'am'dan İsm-i a'zam ile imanının alınması için dua etmiş ve ilgili âyette belirtildiği gibi Bel'am'a verilen "âyetler" geri alınmıştır.[viii]

Esad2İslâmî kaynaklar umumiyetle yukarı­da meali verilmiş olan A'râf sûresinin 175 ve 176. âyetlerinde kastedilen kişi­nin Tevrat'ta da zikredilen Bel'am b. Bâ­ûrâ olduğunu, söz konusu âyetlerden ön­ce Hz. Mûsâ ve İsrâiloğulları'ndan bahsedilmesinin de bunu gösterdiğini belir­tirler. Fakat bu kişinin Ümeyye b. Ebü's-Salt es-Sekaffi veya Nu'mân b. Sayfî er-Râhib olduğuna dair görüşler de vardır.[ix]

Ancak bütün rivâyetlerdeki ortak yön, bir şahsı tariften çok, onun mâhiyetini ortaya koymaktır. Kıyâmete kadar "Belâm" tipli, bütün şahısların keyfiyetleri ortaya konulmaktadır. Buna göre; Belâm, dünyevî çıkar ve hesaplar için Allah (cc) dinini tahrîf eden bir ilim ve din adamını, küfür sistemlerine ve kâfir yöneticilere yaranmak maksadıyla Allah (cc)'ın hükümlerini çiğneyen ve asıl gayesinden saptıran kimseleri temsîl etmektedir.[x]

Belâm, kâfirlerin iktidâr olması ve iktidârının devâm etmesinin en büyük destekçisidir. Küfrün ilkelerini Allah (cc)'ın dini adına muhâfaza ve müdâfaa eden bir mel'undur. Belâmlar, kâfirlerin uydurmuş oldukları kanunların, Allah (cc)'ın hükümlerine aykırı olmadığını iddiâ ederek halkı itaata mecbûr etmeye çalışırlar. Kısaca Belâmlar, Tağutî iktidârların devamını sağlayan güçtürler.[xi]

“Belam” kavramını bu şekilde izah ettikten sonra, Suriye’nin belam’laşan yani tabir-i caizse köpekleşen âlimleri ve misyonları hakkında bilgi verelim:

Suriye Vakıflar Bakanı Şeyh Muhammed Abdulsettar el Seyyid, Suriye Müftüsü Ahmed Bedreddin Hassun ve Emevi Camii İmam Hatibi Şeyh Muhammed Said Ramazan el Buti zâlim Esed rejiminin yanında yer alan âlimlerin en ünlüleridir.  

 

Devam Edecek..

 

Mehmet İmamoğlu

Ankara İlahiyat 1996 Mezunu

 



[i] Türkiye'de daha ziyade  ‘Esad’  diye telaffuz edilen soyadı Avrupa devletlerindeki yanlış kullanımının sonucudur. Zira  ‘Esed’ arapça aslan, ‘Esad’ ise en mutlu anlamlarına gelmektedir. Hafız’ın ve oğlu Beşşar’ın soyadları Aslan anlamındadır ama kendileri çakaldırlar.

[ii] Nusayrilik, hicretin 3. asrında zuhur eden batini bir harekettir. Görüşlerinin temelini Hz. Ali'nin ilahlaştırılması teşkil eder. Nusayrilere göre Ali, bir mabuddur; ölümsüzdür, her zaman vardır. İslâm topra­ğına saldıran her düşmanla İslâm'a karşı iş­birliği yapmışlardır. Günümüzde Nusayriler, Lazkiye'nin Nu­sayri dağlık bölgelerinde bulunurlar. Son zamanlarda Suriye'nin bölgedeki diğer şe­hirlerine de yayılmışlardır. Çoğunluğu Sünni olan Suriye'de Hafız Esed döneminde idari mekanizmayı ellerine geçiren Nusayriler, Hama'da çağımızın en acımasız katliamını gerçekleştirmişler­dir. Bunların kâfir, müşrik, mülhid olduklarında bütün Ehl-i sünnet ve Şia uleması ittifak etmiştir. Geniş bilgi için bak: Şamil İslam Ansiklopedisi, Cilt:5, Sh: 127-130, İstanbul,1992.

[iii] Şebbiha, kelime anlamı ile hayalet ve hortlak sözcüklerine karşılık gelmekte, Arapça’da çokça suç işleyen anlamında kullanılmaktadır. Hafız Esad döneminde de aktif olan Şebbiha, Suriye’de gösterilerin başlamasıyla birlikte göstericilere ve muhaliflere yönelik tasfiye operasyonları yürüten, onlara doğrudan ateş açan sivil, paramiliter çeteler olarak ön plana çıkmıştır. Şebbiha, Mart ayında patlak veren isyan ile birlikte Baas Partisi rejimi tarafından muhalifleri yıldırmak ve gözlerini korkutmak amacıyla kullanılmaktadır. Tamamı Nusayri ailelere mensup olan Şebbiha üyeleri, gösterilerde polis ve ordu güçlerinin yanı sıra konuşlanmakta, sokaklara, evlere ve köylere baskınlar düzenleyip vahşice davranmaktadırlar. Nitekim Suriye'ye belgesel çekmek için giden ve yaklaşık 20 gündür kendilerinden haber alınamayan "Gerçek Hayat" dergisi Ortadoğu temsilcisi Adem Özköse ve kameraman Hamit Coşkun'un Şebbiha milislerinin elinde olduğu, Şebbiha’nın elindeki iki gazeteciye ağır işkence yaptığı ve işkence izleri iyileşene kadar Türkiye’ye teslim edilmeyecekleri belirtiliyor. Bu yazının kaleme alındığı gün itibariyle Adem ve Hamit kardeşlerimizin esaretleri devam etmektedir. Adem ve Hamit kardeşlerimizin bir an önce sağ salim ailerine dönmeleri için Rabbimize dua ediyor, ailelerine Rabbimizden sabır diliyoruz.

[iv] Kendilerini “Sünnî” ya da “Ehl-i Sünnet” kavramlarıyla tanımlayan, bu ismi bir amblem gibi üzerinde taşıyanlar maalesef Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat özelliklerini üzerinde taşımamaktadırlar. Özellikle Allah’a kafa tutan rejimlerle bir arada bulunarak Allah’a ve Resulüne ihanet içerisinde olup da kendilerinin Ehl-i Sünnet olduğunu söyleyenler; Sünnî değil ancak Sunidirler.

[v] el-A'râf 7/175-176

[vi] Sayı­lar, 22/5

[vii] Geniş Bilgi için bak: Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir( Mefâtihu’l-Gayb),Cilt:11, Sh: 146-147, Akçağ Yayınları, Ankara

[viii] Diyanet İslam Ansiklopedisi,  Bel'am b. Bâûrâ Maddesi, Cilt:5,Sh: 389, İstanbul,1992

[ix] Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Cilt:4, Sh: 149-153, Hisar Yayınevi

[x] Yusuf Kerimoğlu, Kelimeler-Kavramlar, "Belâm" maddesi, Sh:61, İnkılab Yayınları, İstanbul,2004

[xi] Mustafa Çelik, Câhiliyye Düzeninin Ruh Haritası, Sh: 104, Ölçü Yayınları, İstanbul

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile