Tükenen Umutları Kim Yeşertecek

Esintiler - Telâmiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

umutlar ilahiyat2Yüzünde çiller vardı. Dümdüz ve simsiyahtı saçları. Elleri sanki şeffafmışçasına beyazdı ve yumuşacıktı. Yıllar içinde elini tuttuğum her yeni dost elinde onun artık elimde olmayan ellerindeki şeffaflığı aradım elimde olmayarak.

‘Küçük Topal Karınca’yı bestelemiştik onunla. İlçe kütüphanesine giden, iki yanı turunç ağaçları ve kokularıyla dolu yokuşu çıkarken söylerdik şarkımızı. Küçük topal karınca yürümüş kararınca /  Yol uzun hava sıcak / Toprak yandı yanacak… Hiç küsmedik, hiç kavga etmedik. Onu yıllarca aynı rüyanın içinde görmekten hiç bıkmadım. İlkokulumuzun bahçesinde olurduk ya da onların evinde yahut Meryem’lerin… Onlarla olmak beni öylesine mutlu ederdi ki, büyük bir sevinçle ‘Sizinle yeniden görüşmeyi o kadar istiyordum ki rüyalarımda hep tekrar buluştuğumuzu görürdüm.’ derdim. Lakin bu sözü der demez bir balonun sönmesi gibi rüyanın dekoru görünmez bir el tarafından toplanır, gülümseyişim yüzümde donakalır, ısrarla baktığım halde az önce karşımda duran Meryem’i de onu da artık göremez olurdum. Hüzünle ‘İşte bu da o rüyalardan biri.’ der, uyanmayı beklerdim.

Bir memur çocuğu olmanın belki en kötü tarafı; babanız emekli olmadığı sürece önünde sonunda yaşadığınız evden, bulunduğunuz şehirden, sevdiğiniz insanlardan bir gün mutlaka ayrılacak olmanızdır. On dokuz sene önce babamın tayini Adana’dan Ağrı’ya çıktı. Vedalaşmak için sınıfa girmiştim. Tam çıkıyorken yerinden kalkmış bana sarılmıştı. Bütün sınıf onu takip etmişti sonra. Dışarı çıkınca okulun duvarına bir insana sarılır gibi sokulup ağlamıştım. Onu görmeyeli on dokuz sene oldu. Onun tam on beş sene evvel bir trafik kazasında öldüğünü ise ancak bu yaz öğrendim ve onu rüyamda bir daha hiç görmedim. Adı Pelin’di. Pelin Boduroğlu…

Elif Şafak’ın Bit Palas’ı şöyle başlar; ‘Hayal gücümün geniş olduğunu söylerler. Saçmalıyorsun demenin şimdiye kadar icat edilmiş en ince yoludur bu.’ Hayal kurmak saçmalamak mıdır acaba yoksa hayal bir can simidi midir aslında? Saçma olan bir şey varsa o da eşyanın sınırıdır olsa olsa. Ağrı’dan bakınca Adana’yı görememektir mesela. Aklının bir köşesinde yavaş yavaş büyüttüğün - Acaba hangi liseye yazıldı? O da üniversite sınavına girdi mi? Pelin mutlaka kazanır. Okulu bitirmiştir şimdi. Ne iş yapıyordur? Adana da mıdır hâlâ? Evlenmiştir belki de çocuğu bile vardır kim bilir? Kaç çocuğu vardır acaba?- ilk dostunun liseye bile geçmeden öumutlar ilahiyat1ldüğünü bilmeden, yıllarca onunla tekrar karşılaşmayı beklemektir saçma olan.

Bir kibrit kutusunun içinde şimdi Pelin… Benimle birlikte. Ona gönderdiğim hatmi aldı. Ona okuduğum duaları duydu. On dokuz yıldan beri ilk kez bu kadar yakın bana. Allah bilir ya beni görüyordur da. Ölüm, ölen Pelin olunca ölüm olmaktan çıktı gözümde. Yaşamla iç içe geçti. Hayal perdesini çekip de açılan pencereden bakınca yanı başımda duruyor işte Pelin. Siyah önlüğü, gülümseyen yüzüyle… ‘Küçük Topal Karınca’yı bile söyleyebiliriz birlikte.

Ne de olsa kışın sonu bahardır çünkü. Kim, senenin ortasında tutup kara toprağı yeşilin bin bir tonuna boyuyorsa, kim kurumuş dallardan önce elvan elvan çiçek sonra sulu sulu meyve fışkırtıyorsa işte O Pelin’i tekrar uyandıracak biliyorum. O şeffaf ellerini ilkin nasıl yarattıysa yine öyle yaratacak inanıyorum. Biz yine görüşeceğiz hissediyorum. Bahar geldiyse Pelin de gelecek.

Yalnız Pelin değil bahar geldiyse beni çepeçevre saran, ben büyüdükçe yıllar içinde benimle beraber büyüyen bunca kırılmış hayal, onca tükenmiş umut, solup gitmiş istekler, unutulmuş sevinçler de dirilecek bir gün. Şu an üzerlerinde canlanmaya dair hiçbir iz işaret taşımıyor olsalar da. Zaten Ağrı’dan bakınca Adana görünmez ve kıştan bakınca bahar. Aynı tükenen umutlara bakınca kabul edilmiş bir duanın görülmediği gibi. Ama bütün bunlar Adana’nın olmadığı, baharın gelmeyeceği, duaya icabet edilmeyeceği anlamını taşımaz ki.

İyi ki Yaradan’ın kudretinin ve sanatkârlığının bir eseri olan bahar var. Yoksa ne bir kibrit kutusuna koyup hayal perdesinden seyrettiğim ilk dostumun mezarını taşımaya yeterdi gücüm, ne her sabah saksımın dibine dolan kurumuş umutları ayıklamaya. Bahar bir ümit vermiyor bu cıvıl cıvıl ötüşen kuşlar bir şeyler anlatmıyor olsa…  

 

Safiye Gölbaşı

Ankara İlahiyat

Yorumlar   

+1 #1 nurten gören koçak 04-02-2014 16:52
Merhaba, yazınıza buruk bir şekilde müthiş diyorum keşke böyle olaylar olmasada kaleme alınmasa, benim Pelinle daha cok yazları komşu oldugumuz için arkadaşlığımız vardı, okul açılınca aynı sınıfta olsakta farklı gruplarımız olur, sürekli iç içe olmazdık, sonra ortaokul lise, birlikte, başkaları sadece okul arkadaşını kaybetti ama Kemal Metin ve ben aynı zamanda komşumuzu, halen ailesiyle görüşmekteyim 21 yaşında aynı salih abisi gibi yakışıklı bir kardeşleri var, bu arada o kazada 1 yaş küçüğü erkek kardeşide vefat etti,aynı ilkokul, aynı ortaokul, aynı lise, aynı otobüs seyehati ve gözlerim buğulu şu an yine beraber yan yana yatıyorlar, belkisiz beni hatırlamazsınız ama ben sizin tam sima değilde mavi gözlerinizi ve vedanızı hatırlıyorum, yazınızı isim taraması yaptığımda buldum, sevgiler
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile