İsmiyle Müsemma Bir Allame: Zahidu’l-Kevseri -I-

Esintiler - Telâmiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

zahidkevseriİsmiyle müsemma bir allame Muhammed Zahidu’l Kevseri’yi vefatının 60. sene-i devriyesinde rahmetle anıyoruz.

 

 

Osmanlı Devleti’nin son döneminde yetişmiş büyük alim Muhammed Zahid’ul Kevseri bundan 60 yıl önce vatanından uzakta 11 Ağustos 1952 tarihinde Kahire’de vefat etti.  Bu makalemizde günümüzün Ehl-i Sünnet alimleri tarafından “Allâme, Muhakkik, Nakid, Bahhase, Naibu Şeyhi’l-İslâm bi’l-Memleketi’l-Osmanî et-Türkiye Sâbıkan, Sahibü’l-Fazıla, Mevlâna” gibi övücü lakaplarla anılan Muhammed Zahidu’l-Kevseri merhumu sizlere tanıtmaya ve ilmi çalışmalarından örnekler vermeye çalışacağız. Tevfik Allah(c.c.)’tandır.

Muhammed Zahidu’l-Kevseri, 1879 yılında Düzce’nin Hacı Hasan Efendi Köyü’nde(Çalıcuma)  doğdu. Köy, adını alim bir zat olan ve Kafkasya’dan göç edip buraya yerleşen babası Hasan Efendi’den aldı. Hasan Efendi, buraya göç edip medrese açtı ve talebe yetiştirmeye başladı. Yöre halkı tarafından da ilim ve şahsiyetine hürmeten köylerine adı verildi ve bundan sonra köy bu isimle anılmaya başlandı.

Muhammed Zahidu’l-Kevseri ilk eğitimine Düzce’de başladı. İlk derslerini babasından aldı. Düzce’de bulunan ibtidaiye ve rüşdiye mekteplerinde okudu. Mehmed Nazım Efendi’den tarih, coğrafya ve matematik derslerini aldı. Buradaki eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul’a gitti. Fatih Camii Medresesi’ne giderek burada eğitime başladı. Eğinli İbrahim Hakkı Efendi’nin derslerini takip ederek medrese eğitimini sürdürdü. Bunun dışında Alasonyalı Ali Zeynelabidin Efendi’den ders aldı. Ders aldığı hocalarından biri de Kastamonulu Şeyh Hüseyin Efendi’dir.

Medrese eğitimini tamamlayan Muhammed Zahidu’l-Kevseri, 1907 yılından itibaren Fatih Camii’nde müderrislik yapmaya başladı. Bu görevini Birinci Dünya Savaşının başlamasına kadar sürdürdü. Medreselerde eğitim verirken belagat, mantık ve aruz derslerini okuttu. Bu sıralarda Kastamonu’da yeni bir medrese açıldı. Yeni medreseyi faaliyete geçirme görevi kendisine tevdi edildi. Bu yeni görevi için Kastamonu’ya giderek çalışmaya başladı. Üç yıl kadar hizmet gördükten sonra tekrar İstanbul’a döndü.

Muhammed Zahidu’l-Kevseri, İstanbul’a geldikten sonra muhtelif görevlerde bulundu. İlk önce Darüşşafaka’da müderrislik yaptı. Kısa bir süre sonra alanında uzman yetiştiren Medresetü’l-Mütehassisin’de müderrislik yapmaya devam etti. Bu görevlerinin dışında Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin ders vekilliğinde de bulundu. Bayezid Medresesinde Şeyhülislamlar tarafından ders verilirdi. Şeyhülislamların ders vekilleri ise yüksek dereceli müderrisler arasından seçilir ve vekaleten ders okuturlardı. Bu aynı zamanda bir unvan ve memuriyete de tekabül etmekte olup, Osmanlı’nın son zamanlarına kadar devam etti. Ayrıca Meşihat Müsteşarlığı görevinde de bulundu.

Muhammed Zahidu’l-Kevseri, 1922 yılında İstanbul’dan ayrılarak Mısır’a hicret etti. Önce Kahire’ye yerleştiyse de kısa bir zaman sonra Şam’a gitti. Öğrencisi merhum Abdülfettâh Ebû Gudde'nin zikrettiğine göre Şam'da ikameti esnasında bir süre, Türkiye'den bir arkadaşıyla birlikte kiraladıkları bir otel odasında kalmışlardı. Paraları tükenince arkadaşı para bulmak amacıyla ayrılıp gitmiş, el-Kevserî merhum yalnız ve beş parasız kalmıştı. Bir gece yiyeceği olmadığı için aç yattı. Ertesi sabah açlığı daha şiddetlenmiş bir şekilde kalktı ve açlığını unutmak için devamlı gittiği –yazma eserleriyle ünlü– Zâhiriyye Kütüphanesi'ne gitti. Akşama kadar orada kitaplarla haşır neşir olmuş ve açlığını az da olsa unutmuştu. Akşam odasına döndü ve yine hiçbir şey yemeden yattı; ertesi sabah aynı şekilde kalkarak Zâhiriyye'nin yolunu tuttu. Bu durum üç gün böyle devam etti. Akşam aç yatıp, sabah daha kötü bir vaziyette uyanıyordu. Sonunda İstanbul'dan bir arkadaşının gönderdiği bir miktar para imdadına yetişti. Benzeri bir durum yine Şam'da bir kere daha başına gelmiş ve iki veya üç gün aynı şekilde aç kalmıştı.

Bir süre Şam’da kaldıktan sonra Kahire’ye döndü. Mısır hayatı, ancak sabırla aşılabilecek zorluklarla doluydu. Elveda bile diyemeden ayrıldığı ailesine ancak 8 yıllık bir aradan sonra kavuşabildi. Dört çocuğundan ikisi, o daha İstanbul’da iken vefat etmişlerdi. Ailesinin Mısır’a gelmesinden sonra diğer iki çocuğu da çeşitli sebeplerden vefat ettiler. Hayatta iken evlât acısını iliklerine kadar hisseden bu çilekeş baba, yine kendisi kadar çileli hanımı ile baş başa kaldı. Yine bir talebesinin kaydettiğine göre, Kevserî’nin Mısır’da bulunmasından rahatsızlık duyanlar onu ülke dışına çıkarmak için uğraşmışlar, ancak vefalı dostlarının araya girmesi ile buna muvaffak olamamışlardı.

  M. Zahidu’l-Kevseri, Mısır'daki yaşamı süresince Mısır Devlet arşivinde bulunan Osmanlıca eserlerin tetkiki ve tercümesiyle uğraşmış ve bu yolla geçimini sağlamıştır. İlmi çalışmalarına Şam’daki Darü’l-Kütübi’z-Zahiriye’de ve Mısır Yazma Eserler Kütüphaneleri’nde devam eden M.Zahidu’l-Kevseri Tefsir, Hadis, Fıkıh, Fıkıh Usûlü ve Arap Edebiyatı ile mükemmel denebilecek bir seviyede meşgul olmuş  ve pekçok yazma halindeki eseri neşrederek İslam ilim tarihine büyük hizmetlerde bulunmuştur.

Ömrünü ilme adayan Osmanlının son dönem önemli âlimleri arasında yer alan, çok sayıda talebe yetiştirip eser yazan M.Zahidu’l-Kevseri 73 yaşında iken 11 Ağustos 1952 tarihinde Kahire’de vefat etmiş ve naşı İmam-ı Şafii hazretlerinin kabrinin yanına defnedilmiştir.

 

Devam Edecek

 

Mehmet İmamoğlu

Ankara İlahiyat 1996 Mezunu

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile