Modernizmle Yok Olan Varlığımız….

Esintiler - Telâmiz
Modernizmle_Yok_Olan_VarlmzModern müslüman diye bir kavram üretildiğinden bu yana modernizmin iliklerimize işleyen ve bizi her dakika daha da ağı içine alan gücü inkar edilemez. Zaten "müslüman" vasfının önüne ya da arkasına sıfatlar takmaya, uydurmaya o kadar hevesliyiz ki, bunun neden gerektiği üzerine dönüp sorgulamıyoruz kendimizi.


Kimsiniz siz?

Modern müslümanlarız. Modern sıfatı, ne kadar zararsız olduğumuza dair bir kamuflaj kıyafetidir giyindiğimiz. Sonsuz uyum, sınırsız müsamaha, ölçüsüz yakınlığın ve esnekliğin bizdeki karşılığı bu sıfata olan yakınlığımızla doğru orantılı. Dışarıdan bakıldığında "çağın gereklerine ayak uydurma" gibi içi muğlak bir sürü şeyle doldurulmuş modernizmin kime ne zararı var? Varsın anadan doğduğumuz andan itibaren kuşatsın her türlü malzemesiyle bizi. Mamamızdan önlüğümüzün yakasına kadar tayin etsin geleceğimizi. Evimizin kaloriferli mi yoksa sobalı mı olması gerektiğinden tutun arabamızın bilmem kaç motorlu oluşuna da atsın ahtapot ellerini. Üstelik bunu sınıf farkını dayatarak ve gereklilik kipini zorunlu kılarak yapsın.

Modernizm, insan malzemesinden çalan bir hırsız edasıyla sokağımızda, mahallemizde, bakkalımızda, komşuluklarımızda, en çok da yalnızlığımızda... Modernizm bizi bağlayan ortak değerlerin altına konulmuş dinamit lokumu adeta. Önce uyutuluyor zihinlerimiz renkli cafcaflı bir dünyayla, sonra yavaş yavaş bağlarımızdan ediyor ve bizi tekilleştiriyor.

Evet sanırım modern kavramının en büyük tahribatı da bu, yalnızlaştırmak, ufalamak ve canavar ağzı hengamesinde "hiç"leştirmek.

Modernizm kavramının ortaya çıkışında etkin olan öz bütün zorlayıcı göksel irade bağlarından insanı kurtarmak, aklı dini inançların egemenliğinden kurtarmak, bilimi skolastik doğmalardan arındırmak, dinin öteki dünya için va’dettiği cenneti yeryüzünde kurmak amacıyla gökten yere dönmek düşüncesi yatmaktadır. Ne heyecan verici sloganlar!

Akıl hürriyeti,

Kılavuzluğumuzu yapacak bilim,

Yaşadığımız yerde cennet.

Bilim dine köle olmaktan kurtuluyor, fakat kuvvetlinin emrinde ve kuvvete köle oluyordu. Tabiata egemen olmak ve işe kölelikten kurtulması için insanlığın aleti olması gereken makine, kendisi insanı köleleştiren bir mekanizma halini aldı.

Ali Şeriati bu dünyanın parolalarını şöyle izah etmiştir;

Liberalizm; Yani duygusuzluk,

Demokrasi; Senin nasibini zaten ayırmış olanları seçmek,

Hayat mı? Maddi varoluş,

Ahlakiyat mı? Fırsat kollayıcılık (oportünizm) ve bencillik,

Hedef? Tüketim,

Hayat Felsefesi; Doğal iştahları doyurmak,

Son hedef; Zevk ve eğlence içinde bir hayat,

İnanç?, İdeal?, Aşk?, Varlığın anlamı?, İnsanın anlamı?, Onlarıda unutuver canım!

Ne kadar zor böyle bir rüzgârın karşısında ayakta durmak, çok zor. Belki yapabileceğimiz en akıllıca olan, farkında olmaktan hiç ama hiç vazgeçmemek. Modernizmin kuyusuna taş atan el olmaktan ve bıkmadan sadece "müslüman" olmanın yeter-şart olduğunu tekrarlamak...

Bir zamanlar inançsız olan cephe, Müslümanları gerici, mürteci gibi laflarla nitelendirir kendilerini ise, Modern ve ilerici diye tanımlarlardı. Şimdilerde ise kendisini “Modern Müslüman” olarak tanımlayan ve esasa bağlı kalanları ise demode olarak nitelendiren akımlara şahit olmaktayız. . Yani bir nevi içten çürüme yaşıyoruz. Tedavi ise Rabb’ül Alemiin’in “İki Kudret Parmağında”. Mecalsiz kollarımızı açarak dua ile bekliyoruz. Fakat yılgınlık ve komplex semtimize uğramadan….
Üstadın deyişiyle;

"Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.
Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!"


Ömer Faruk CEYLAN

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi son sınıf öğrencisi

Yorumlar   

0 #1 esrarengiz 11-10-2011 11:31
ömer hocam çok teşekkür ediyoruz,ben Ankarada yapılmış olan bu programa katılamayan bir insan olarak bu tarz bir yazıyı okumakla çok mutlu oldum. kaleminize sağlık...
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile