Ramazanda Kul Olduk, Peki Ya Şimdi

Esintiler - Telâmiz

duaIOn bir ayın sultanı Ramazan tatlı bir meltem gibi üzerimizde esti, rahmetini yağdırdı ve ardından bize vedâ etti.

Bu mübarek ayın bitişiyle birlikte dünya işleri bir kez daha ağırlığını hissettirir oldu.  Kimi işlerde orucun ve sıcağın etkisiyle düşürülen tempolar tekrar artırıldı ve ciddi bir yoğunluk başladı. Bunun yanı sıra yeni eğitim-öğretim yılının başlaması evlerimize ayrı bir hareketlilik getirdi.

Hayatımıza gelen bu hareketlilik ibadetlerde bir gevşeme ve ihmale sebep olabilmektedir. Bir ay boyunca günahlara kapattığımız ağzımız, gözümüz ve kulağımız biz farkında bile olmadan tekrar kötülüklere açık hale gelebilmektedir.

Tam bu noktada şu soru aklımıza takılıyor; Bizim dinimiz, namazımız, orucumuz, Kur’ânımız, dualarımız sadece bir ay için mi? Şüphesiz Ramazan çok özeldir ve bu mübarek ayı en güzel şekilde ihyâ etmek çok önemlidir. Ancak bu değerli zaman dilimi boyunca yaptığımız amelleri, kazandığımız güzel hasletleri diğer zamanlarda bir kenara koymak ve günahlara geçit vermek ne kadar akıllıca olabilir? Bu durumumuz, yolculuğunun kısa bir bölümünde heybesine güzel şeyler dolduran, daha sonra da heybenin altını delerek yola devam eden insanın haline benzemektedir. Sonuçta yol aniden bitip heybedeki güzellikler lazım olduğunda, insan eli boş kalıverecektir.kelam-_kadim

Peki, ne yapmalıyız? Dinimizi bütün bir ömür boyu en güzel şekilde yaşamak, Rabbimize sâlih bir kul Efendimize (s.a.v.) güzel bir ümmet olmak için nelere dikkat emeliyiz? Öncelikle Ramazan’da terâvîh namâzının bereketiyle kazandığımız cemâatle namaz alışkanlığına güzelce devam etmeliyiz. Dinimizin direği olan namaz, bizi her türlü kötülükten koruyacağı gibi hayatımıza huzur, denge ve istikâmet getirecektir. Bunun yanında cemâate devam etmek suretiyle Ramazan’da yoğun olarak hissettiğimiz ümmet olma, birlik olma şuurunu sürekli canlı tutabileceğiz.

Ramazan ayında özel bir öneme sahip olan oruç ibadetini, bu mübarek ayın dışına da taşıyarak diğer aylara bereket katmak mü’mine yakışan bir tavır olur. Şevvâl ayında tutulması tavsiye edilen altı günlük orucu tutmak, imkan nisbetinde Pazartesi ve Perşembe günleri oruçlu olmaya gayret etmek imanımızın kuvvetlenmesine, halimizin güzelleşmesine vesile olacakır.

 

namazCemâatle kıldığımız namazlar, muhabbetle tuttuğumuz nâfile oruçlarla kuvvetlendirdiğimiz kulluk bilincimizi bir de Kur’ân tilâvetiyle süslemek yapmamız gereken bir diğer amel olsa gerektir. Zîrâ Kur’ân-ı Kerîm içinde şüphe olmayan ve bize hidayet vadeden en büyük rehberimizdir. Gece gündüz imkan buldukça Kur’ân okumak, ezberimizde olan sûreleri gözden geçirmek, yeni sûreler ezberlemek, meal ve tefsirler yardımıyla o yüce Kitâbı anlamaya ve hayatımızda onu yaşamaya çalışmak bizim için en önemli hedef olmalıdır. Zaman zaman dost meclislerinde Kur’ân tilâveti ve nâfile ibadetler için vakit bulamadığımızdan dert yanmaktayız. Aslında günlük hayatımızı gerçek anlamda mercek altına alsak bu konuda pek haklı olmadığımız ortaya çıkacaktır. Haberleri izlemeye ya da gazete okumaya bir iki saatini ayırabilen bir Müslüman “Kur’ân okumak için, tefekkür ve tezekkür için vakit bulamıyorum” diyorsa bu ifade çok da samimi olmayacaktır.

Beş vakit namaz ile dinini güçlendiren, Kur’ân tilâvetiyle evini nurlandıran biz mü’minler, Efendimize ümmet olduğumuzu da her daim hatırda tutmalıyız. Bunun için Siyer-i Nebiyi okumalı, Hz. Peygamberi tanımalı, ona hakkıyla ümmet olabilmek için gayret sarfetmeliyiz. “ Şüphesiz Allah (c.c.) ve melekleri Peygambere salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin” emri gereğince salavâtı dilimizden düşürmemeliyiz. Buna ilaveten bütün hayatımızı sünnete uygun yaşamak için günlük işlerimizle uğraşırken “Acaba Efendimiz (s.a.v) bu işini nasıl yapardı? Ben de onun gibi yapmalıyım” düşüncesini zihnimizde tutarak hayatımızı ibadete çevirme gayreti içerisinde olmalıyız.

unutmak

Ramazan ayında biraz daha önem verilen yardım, hayır ve hasenat işlerine yılın diğer ayları boyunca devam etmek şüphesiz mü’mine yakışan bir

 

davranış olur. Veren eli alan elden üstün tutan dinimiz, bizlerden fakiri gözetmemizi, ihtiyaç sahibine el uzatmamızı istemektedir. Müslümana düşen görev her zaman muhtaçlara yardım etme, faydalı olma gayreti içinde bulunmaktır. Elbette bu yardım ve iyiliğin sadece maddi anlamda olması gerekli değildir. Yüce dinimiz bizlere bu konuda kolaylıklar ihsan etmiş, bir güleryüzle, bir selamla, insanlara eziyet veren bir şeyi ortadan kaldırmakla da hayır sahibi olabileceğimizi bize bildirmiştir. Hayır sahibi olmak bu kadar kolay iken bir müslümanın faydasız, hayırsız olması ne büyük bir gaflettir!

 

Netice olarak, yalnız oyun ve eğlenceden ibaret olan şu dünya hayatında kendimizi oyuna kaptırmadan âhiret sermayemizi kazanmaya çalışmalıyız. Bir Ramazan ayını geride bıraktık, bir dahaki Ramazana ulaşmaya ömrümüz vefa etmeyebilir. “Bugünü düşünürüm, dün geçti, yarın var mı? Gençliğe de güvenmem, ölen hep ihtiyar mı?” diyerek yaşamakta olduğumuz şu ânı en iyi şekilde değerlendirmeliyiz.

 

Ziya ÜÇPINARLI

22 Eylül 2010

Marmara İlahiyat

 

 

Yorumlar   

+1 #4 Guest 15-10-2010 18:56
yazınızı çok beğendim . yeni yazılarınızıda okumak isterim
Alıntı
+1 #3 Guest 15-10-2010 12:32
kalemine eline saglık kardeşim
Alıntı
+1 #2 Guest 14-10-2010 10:13
Güzel bir yazı olmuş, tesekkür ederim.
Başka yazılarınızı da bekleriz.
Alıntı
+1 #1 Guest 12-10-2010 13:09
akıcı ve samimi bir yazı tebrik ederim
"Şiir şairin neresinden çıkarsa okuyucunun da orasına gider" İsmet Özel
Üslup elbetteki önemli, bence ihlas, niyet de en az o kadar önemli, yüreğimizde hissetmediğimiz duygu ve düşünceler hep iğreti duracaktır
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile