Neclâ Hoca İçin Vefa(t) Kaydı-2

Esintiler - Esâtiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

n.p_resimNeclâ Hoca İçin Vefa(t) Kaydı-1 için tıklayınız..

İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nde Neclâ Pekolcay hanımefendinin rahle-i tedrisinden geçen yüzlerce talebeden biri de bendenizim. İlim yanında tevazu, edep, mahviyetkârlık, dikkat, titizlik... Hâsılı müşahhas üsve-i hasene görüp öğrendim, ahlâk tahsil ettim.

Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4

Hiç ders atladığını veya geç geldiğini hatırlamıyorum. Derse iyi hazırlanır ve devamlı takrirde bulunurdu. Fakat hep masada ve aynı düşük ses tonuyla ders anlattığı için çok az talebenin ondan ve anlattıklarından hakkıyla istifade ettiğini zannediyorum. Onun yapacağı daha fazla bir şey yoktu malesef; ne Mahir İz ve Selçuk Eraydın gibi gür sesli ve vurgulu şiir okuma kabiliyeti vardı ne de kırkbeş dakika boyunca ayakta ders anlatacak fiziki gücü.

Talebenin ihmallerinin, küçük hilelerinin tamamen farkında olmasına rağmen çoğunu görmezden gelir, kendi kendilerine doğru yolu ve ahlâkî olanı bulmalarını beklerdi. Dolaylı ve nazik uyarıları ve nasihatleri hep bu istikamette olurdu. Hasta ve fakir talebelerle özel olarak ilgilenir, onlara gizlice maddi yardımda bulunurdu. Rahatsızlığı erken başlayan arkadaşımız Hüseyin’in ilaçlarını vaktinde kullanıp kullanmadığını bile takip eder, bizi de takiple görevlendirirdi.

Yüksek İslâm Enstitülerine kız talebelerin gelmeye başlaması 70’lerin sonlarındadır. Başlangıçta sayıları çok az olan (bizim zamanımızda alt sınıflarda sadece bir kız talebe vardı) kız öğrencilerin okula ve çevreye, yüksek tahsile alışmalarında da hocanın çok gayreti ve katkısı oldu. O zaman bizim çevrelerde mahremiyet anlayışı bugüne nazaran çok daha katı, kız - erkek münasebetleri de hayli mesafeli idi. Hayâ sütunları daha sert kayalardan yontulmuştu ve heybetli, yol vermez bir mimariye sahipti. Aslında bu yanlış değildi fakat katı ve kademe tanımayan bir karakterde olması problemler doğuruyordu. İyi hatırlıyorum, bir kısmı yaşlı başlı erkek hocalar bile kız talebelere nasıl davranacaklarını kestirmekte zorlanırlardı. Kaba saba davrananların olduğunu da duyardık. Böyle bir ortamda Neclâ hanımefendi kendilerini yalnız ve yabancı hisseden kız talebelere hem annelik hem de rehberlik ve hocalık yaptı. Bir liman, bir sığınak oldu.

Odası herkese açıktı (kapısı da çoklukla açık yahut aralık dururdu). Talebelik yıllarımda birkaç defa yazma metinlerde okuyamadığım bazı kelimeleri sormak için kendilerine gitmiştim. Mûnis ve sıcak karşıladı, istediğim ve beklediğimden çok daha fazlasını söyledi. Fakat dernek ve federasyon işleriyle uğraştığım yıllarda danışmak, akıl almak, yazı istemek için kendilerini çokça ziyaret ettim; çoğunlukla da bu sene kaybettiğimiz arkadaşım rahmetli Harun Kasap’la birlikte... Bizi geri çevirdiğini, bıkkınlık gösterdiğini, eli boş gönderdiğini hiç hatırlamıyorum. Hadiselere müsbet yaklaşır, iyi tarafından bakardı. Kişilerden ziyade mesele ile ilgilenir, farkında olduğu menfiliklerin üstünden geçerdi.n.p_slami

Yayıncılık yıllarımda Dergâh Yayınları içinde kitaplarının neşrine müdahil oldum, editörlüğünü yaptım. Titizliğini, dikkatini, bitmek tükenmek bilmeyen azmini o sıralarda bir daha müşahede ettim. Aslında hoca ile çalışmanın zorluğunu birlikte işe koyulduğumuz zaman fark ettim demem lazım. Çünkü azmi, titizliği ve ısrarı (hatta yumuşak inadı) kadar düzenli ve süratli değildi. Bu yüzden sayfa ve yer değişiklikleri dâhil ekleme ve çıkarmalarının, tashihlerinin ve yeni tekliflerinin sonu gelmiyordu. Yayıncılığın sıcak kurşun dizgi ile yürütüldüğü, sayfa düzenlerinin elle yapıldığı o yıllarda bu türden tashihler ve düzenlemeler çok zor ve vakit alıcıydı. Bir müddet sonra bazı şeyleri hocaya sormadan halletmeye çalıştım, yanlış olmadığını görünce ses çıkarmadı, hatta sanırım memnun bile kaldı. Bana güveni arttıkça da işler daha bir yoluna girdi.

1968 ve 1969 yıllarında iki cilt halinde basılan İslâmî Türk Edebiyatı’nın ilaveli ve bir arada yeni baskısı hayli hacimli bir kitap olarak bu şartlarda ve uzun sayılabilecek bir zaman içinde tamamlandı (1981). Buna birinci cilt dedik, üzerinde çalıştığı ikinci cilt daha sonra tamamlanacaktı. Biraz da asistanlarıyla yapmayı tasarladığı ortak çalışmayı gerçekleştiremediği için o cilt varlık sahasına çıkamadı. Zaman zaman bana hafif şikâyetlerde bulunurdu, sonradan kadere rıza verdi ve o cildi unutmayı tercih etti yahut unutur gibi gözüktü.

1975 yılında rahmetli Selçuk Eraydın’la birlikte yayınladıkları kitap ise İslâmî Türk Edebiyatı - Giriş - İslâmî Türk Edebiyatında Neviler başlığıyla yeniden basıldı (1981). Bu kitabın yazarları arasına hocanın arzusuyla Mustafa Tahralı, Mustafa Uzun ve Hüsrev Subaşı da katılmıştı. Tasavvuf ve edebiyat hocaları Eraydın ve Tahralı meslektaşı, Uzun ve Subaşı ise asistanı idiler. Bu kitabın yayını aşamasında hoca daha büyük bir çaba sarfetmişti, çünkü bir taraftan kendi eksikliklerini tamamlarken bir taraftan da yazar arkadaşlarının, talebelerinin metinlerini tashih ediyor, kendi tarzına yaklaştırıyor ve ortak bir üslup arıyordu. Kendince onları koruyordu da. (Bu iki kitabı, daha sonra, Dergâh baskısını aynen aydıngere alarak Kitabevi de bastı).

n.p_getimHayatının en değerli ve yorucu çalışmalarından biri olan, birçok yazmayı kullanarak adeta yeniden inşa ettiği merhum Süleyman Çelebi’nin Mevlid metnini layıkıyla neşretmek için birlikte sarfettiğimiz hayli uzun ve yorucu mesai benim için zevkli ve öğretici hatıralarla doludur. Bu neşir Mevlid metnini, sayfa altında nesre çevrilmiş halini ve sonunda yeniden inşa edilmiş metne göre bir hattata, sayın Turan Sevgili’ye yazdırdığımız Arap harfli nüshasını bir arada ihtiva ediyordu. Basılana kadar her üç kısımda da hoca eklemelerde bulundu, tashihler yaptı  (1980).

Tarihe not düşmek için kaydetmem lazım: Metnin Arap harfli kısmının künye sayfasının serlevha istiflerini rica ve ısrarım üzerine, hocanın talebelerinden hattat Hüsrev Subaşı yazdı, sayfa çerçeve tezhibini ise o sıralar tezhip kursuna giden Sadi Kucur arkadaşımız hazırladı. Mustafa Uzun ise “gizli” ve fahri destekleriyle hep yanımda oldu.

Hocanın doktora tezinin bir kısmı Türkçe Mevlid metinleri, bir bölümü de Vesiletü’n-Necat’ın edisyon kritiği idi. Biz şimdi nüsha farklarını göstermeden ikinci kısmı basmaya çalışıyorduk. O zamanın şartlarında vasıflı, iyi bir iş yapmıştık ama kitap birçok benzeri neşir gibi tahmin edilen, umulan, beklenen ilgiyi görmedi. Üniversite hocaları bile daha hafif Mevlid metinlerini okutmayı tercih ve tavsiye etmeyi sürdürmüşlerdi.

Prof. Dr. İsmail Kara

-Devam Edecek-

Yorumlar   

0 #1 Guest 09-09-2008 12:16
Necla Hocanın ögrencilerinden biri de benim.
onu sonradan farkedenlerden.ilk derslerde anlattıkları dikkatimi ve ilgimi çekmemişti doğrusu.
sonra birgün bah çeden ge çerken onu dikkatlice seyrettim. takdir edilmesi gereken değerli bir insan olduğunu farkettim.o günden sonra anlattıklarını dikkatlice ve de ilgiyle dinlemeye başladım. dinledikten sonra ger çekten de değrli bir insan olduğunu düşündüm..
allah rahmet aylein..
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile