Neclâ Hoca İçin Vefa(t) Kaydı

Esintiler - Esâtiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

n.p_resim

Ayıttı ol peri bir gün düşüne girürem bir şeb

Sevincimden nice yıllar geçüpdür görmedim uyku

 

“Necla Pekolcay hocamız memleketin mümtaz edebiyatçılarından olmasının yanı sıra fakültemizde de (Marmara İlahiyat) bir dönem ders vermiş ve ilerleyen yaşına rağmen sahip olduğu ilmi talebelerine aktarmak için say‘u gayrette bulunmuştur. İsmail Kara hocamız da, kendisinden tefeyyüz etmiş birisi olarak merhumenin vefatı münasebetiyle  dokunaklı bir yazı kaleme almıştı. Bu yazıyı hocamızın da münasip görmesi üzerine siz kıymetli E-ilahiyat okuyucularına iki bölüm halinde sunuyoruz”

Talebem Fatma Er’e

Bugün 4 Temmuz 2008, Cuma.

Sabahleyin biraz erkenden fakülteye intikal ettiğimde beni kapıda karşılayan vefat ilânını görür görmez daha aşağısını okumadan Neclâ Hanım hocamızı hatırladım. Bir müddettir yoğun bakımda olduğu için kulağımız duvarda sayılırdı. Yazıya yaklaştım ve uzaktan hissettiğim rahmet haberini buldum. “…Cuma namazını müteakip Fakülte Camisi’nden kalkacak ve Eyüp’te defnedilecek…” İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Meğer dün akşam saat 20’yi çeyrek geçe yola revan olmuş. Regaib Kandili’nde ve Mevlid-i şerifin; sağlam bir metnini ortaya çıkarmak için nerede ise ömrünü vakfettiği Mevlid-i Risâlet-penâh’ın radyo ve televizyonlarda, camilerde okunmaya başladığı bereketli ve gulguleli saatlerde... Belli ki hem kandil gecesini hem de mevlidlerin başlamasını beklemiş.

Ne güzel tesadüf… Rahmet ne asude bir zamanda gelmiş, ne hoş dökülmüş! Kim bilir belki de Rahmet Peygamberi bir lütuf olarak, bir “vesile-i necat” olarak yetim ve kimsesiz bendelerine rahmeti bizzat kendileri getirmiştir…

Beyt:

Ayıttı ol peri bir gün düşüne girürem bir şeb

Sevincimden nice yıllar geçüpdür görmedim uyku

Böyle zamanlarda bazen gayrıihtiyari radyonun kulağını çevirir, kısmetime çıkan türkü veya şarkı ile hasretle, zevkle karışık ızdırabıma ortak ararım. Bir tür tefe’ül yahut teselli arayışı. Belki arayışa sığınan unutma, unutuşa sığınan arama…

Bu sefer de öyle oldu. Şükrü Tunar’ın hicaz bestesi yeni başlıyordu:

Neden hâlâ seversin onda vefa yok gönül

Âhın âlemi sardı derde şifa yok gönül

Eyvallah, sağ ol, kitabın tam da orta yerinden okudun, hem bana hem de Neclâ hocaya muvafık düştü doğrusu; “Sağ ol beni karşıladın”…

Hoca uyluk kemiğini kırmış ve hastaneye düşmüştü. Bir aydan fazla bir zaman oldu. Riskli n.p_slamiolan ameliyatı beklenmedik şekilde iyi geçti. Bir iki defa ayağa kaldırıldı ve odasındaki koltuğa oturtuldu. Hatta doktorlar eve çıkabileceğini bile söylediler. Hoca “ağrılarım tutarsa ne yaparım, burada hemen gelip bakıyorlar, ilaç veriyorlar, orada kime sesleneceğim” diyerek eve çıkmak istemiyordu. Hayli zamandır evinde yalnızdı. Hizmet için eve gelip giden hanım ve ziyaretinde kusur etmeyen talebeler çekilince yapayalnız… Ayağı kırılıp düştüğü zaman sesini komşulara duyurabilmek için korku ve acı içinde kıvranarak çok bağırmıştı, ev korkusu biraz da bundandı.

Belki de uzun sefer malum olmuştu.

Sonra yatmaktan mütevellit sırt ve arkasındaki ağrılar, kızarmalar baş gösterdi. Zaten yıllardır hassas dengeler üzerinde yürüyen zayıf, nazik ve hasta vücudu iyice hassaslaşmış, tahammülden kalmıştı. Korkulan şey yara açılması idi. Kendiliğinden hareketlenen, şişip inen özel yatak alındı fakat hocanın kemik hastalığından kaynaklanan kamburu olduğu için yara açılmasına mani olunamadı. Beterin beteri dedikleri bu olsa gerekti.

Sonra mikrop kapmalar, iltihap, ateş, ağrı… Sık sık kan tetkikleri…

Önceki Çarşamba günü, hocaya hayli hizmeti geçen talebelerimizden Fatma Er’e sorduğumda “şimdi oradan geliyorum, Hoca’nın şuuru gitti” dedi hayretler içinde ve ağlamaya başladı. Sonun başına mı gelmiştik yoksa! Ardı sıra yoğun bakım servisine alındı. Gidiş o gidiş. Teslim-i ruh için Melekü’l-mevt’i orada, o loş, sessiz ve serin yerde dünya ile irtibatları kopmuş olarak tek ü tenha bekledi. Nihayet emr u ferman geldi; “Göz yumuldu kaş süzüldü”.

Asırlar öncesinden bir ses araya girdi:

“(…) Hatun ölürken Cennet melekleri gelip saf duralar, ona izzet ikram ile selâm vereler ve diyeler ki; ‘Allah’ın sevgili şehide cariyesi, gel çık, neylersin dünya sarayından. Senden Allahu Teâlâ razı oldu ve sana bu hastalığını bahane edip günahını bağışladı, sana Cennet ihsan etti. Gel emaneti teslim eyle’ diyeler.

Pes hatun bu mertebeyi görüp canını vermek istedikte dört yanına bakıp diye ki; ‘benim ile dostluk edenleri yarlığayıp rahmet etsin sonra teslim edeyim’ dedikte melekler dahi recasını Cenabı Hakk’a arz edeler. Hitab-ı İzzet gele; ‘İzzetim hakkı içün cümle duasın müstecab eyledim’ diye. Melekler dahi muştuluk eyleyeler. Ondan Melekü’l-mevt yüz yirmi rahmet melekleri ile gele. Yüzlerinin nuru Arş’a çıkmış, başları taclı ve arkalarında nurdan hulleler ve ayaklarında altun nalinler ve yeşil kanatları ola. Ve ellerinde Uçmak yemişleri; rayihaları misk gibi. Gelip izzet ve ikram ile selâm vereler. Diyeler ki; ‘Hallâk-ı âlem sana selâm eyler ve Cennet verip habibi Muhammed aleyhi’s-selâma komşu eyler, Hazreti Aişe’ye musahip eyler (…)” (Mızraklı İlmihal’den).

n.p_getimHocanın cenaze namazını yılarca beraber çalıştıkları Bekir Topaloğlu hoca kıldırdı. Tezkiye konuşmasını o yaptı. Çoğu talebelerinden müteşekkil kalabalık cemaattan o helallik istedi. Bir gulguledir helalleşildi, kâmil bir hüsn-i şahadette bulunuldu. Sonra Eyüp’e, o suskunlar diyarına, o ölümün mûnisleştiği beldeye, ana ve babasının kucağına emanet edildi.

Hoca’nın çoluk çocuğu yoktu, erken yüz gösteren kemik rahatsızlıkları ve zafiyet onu dünya nimetlerinin haylisinden mahrum bıraktı. Bir zahit gibi ömür sürdü. Talebeleri ve kitapları çocukları yerine geçmişti. Ziyaretine gelen, hürmetle ellerine yapışan ne çok talebesi vardı! Cenazede de her yaştan talebesi bulundu, naaşını eller üstünde taşıdı. Onu her daim rahmetle yad edecek de çoktur.

Gelin şimdi aşk ile şevk ile Süleyman Çelebi merhumun, Anadolu Müslümanlığının Peygamber aşkına altı asırdır alemdarlık yapan o büyük zatın Mevlid’deki duasına hep beraber âmin diyelim:

Olâ kim rahmet kıla ol Padişah

Ol Kerîm u ol Rahîm u ol İlâh

Prof. Dr. İsmail Kara

Neclâ Hoca İçin Vefa(t) Kaydı-2 için tıklayınız..

Yorumlar   

0 #1 Guest 04-09-2008 21:08
Allah Resulu arkada bırakılan hayırlı şeylerden bahsederken "salih evladı" da zikreder. Memleketin ilim ve irfan yuvaları olan mekteplerde, hassaten Yüksek İslam Enstitülerinde memlekete hayırlı hizmetlerde bulunmaya namzet erler yetiştiren Necla hocamız gibi ilim ve irfan sahibi şahısların kıymetleri bir şekilde ifade edilmeliydi. İsmail Hocamıza, Necla hocanın talebesi olarak bu vazifeyi ifa ettiğinden ötürü müteşekkiriz. Elbette kıymet bilenin, vefakar olanın da bir gün kıymeti bilinir ve başkalarına gösteirilen vefa gün olur size gösterilir. Selametle...
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile