Tesettürü Bekleyen Tuzak : Ruhunu Kaybetmek 2

Esintiler - Esâtiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

Image

Tesettürü Bekleyen Tuzak : Ruhunu Kaybetmek-1 için tıklayınız..

Takvâ Örtü İlişkisi

Yukarıda anlatılanların ışığında şöyle dersek yanılmış olmayız: Tesettürü tesettür yapan, onu giymiş bedenin taşıdığı ruhun kalitesidir, takvâsıdır, vakarıdır. Bütün ibâdet ve davranışlarda olduğu gibi tesettürün ruhu da budur.

Tesettürü podyumlar da mankenler de giyiyiyor; ancak, dikkat ettiyseniz tesettür o bedenleri örtmüyor, bakışları celbedici birkaç metre kumaştan öteye geçmiyor. Manken tesettürü, “Lütfen bana bak!” etiketi gibi durmaktadır. Kadının kişiliğini değil, dişiliğini öne çıkarmakta ve malesef kadını cinsel bir obje mertebesine indirmektedir. Zaten modacı kurgunun arkasındaki mentalite de budur.

         Modernitenin kadına kurduğu en büyük tuzak, “özgürlük” kurmacasında onu soyup erkeğin cinsel objesi kılmaktır. Modernitenin koyduğu ölçülere göre, güzel olmayan ve cinsel obje olmaktan çıkmış yaşlı kadınlar bundan dolayı “out”tur. Yaşlı kadınların görünürlerde tutulmamasının sebebini başka nasıl açıklayabilirsiniz ki? Bunun farkında olan Batı kadını ya da zihin kodları batılılaşmış kadın, ilerleyen yaşına rağmen genç ve güzel kalabilmek için estetik ameliyatlara, güzellik salonlarına servetler harcamaktadır. Zira yine Batı’da ortaya çıkmış aydınlanma paradigması olan; “Düşünüyorum o hâlde varım” kadın için, “Soyunuyorum, tüketiliyorum, o hâlde varım” olarak işlev görmektedir.  Ben varım diyen kadının varlığını, özellikle bedeni üzerinden isbatlaması gerekmektedir. Sanatcı kişiliğinden çok seksi özellikleriyle öne çıkmış güya sanatçı kadınlar, bedenleri özerinden rol model (!) olarak toplumun önüne niçin konmaktadır sanıyorsunuz?

         Genç nesillere Madonna’yı sorsak, bilmeyen çıkar mı acaba? Ya da artist, şarkıcı vb. taifeden isim sorulsa kaç isim bir çırpıda sayılabilir? Peki, akıl kalitesiyle, insanlığın yararına ürettikleriyle “Ben varım” demiş hanım ismi sorulsa, acaba aynı insanlar isim verebilirler mi? Neden keyfiyet sahibi hanımlar rol model olarak sunulmaz? Neden estetik, câzibeli, albenisi yüksek soyunan kadınlar genç dimağlara model olarak sunulmaktadır? Bir Hz. Meryem, bir Hz. Aişe, acaba ne kadar rol model olabilmektedir günümüz mü’minelerine? Bu pörsümüş zihniyetin kurgucusu modacılar, şimdilerde, tesettüre el atmışlarsa, aceb sebeb ne ola ki? Ya da modacıları göreve çağıran sözde dindarlar ne yaptıklarının farkındalar mı? Bu soruları çoğaltarak kendimize sormalı değil miyiz?

Çıplak Giyinikler!

         Örtülüyken çıplak olmak mümkün müdür? İlginçtir, bu soru İslâm’ın ilk dönemlerinden beri tartışılır olmuştur. Böyle bir vakıa olduğundan değil elbette. Peygamber Efendimizin bir hadislerinde fitne tezâhürlerinden biri olan; “Örtülü çıplak kadınlar” zümresini zikrettiğinden dolayı. Doğal olarak da, hadis şârihleri bu konuyu vuzûhata kavuştrmaya çalışmışlardır. Nebevî haberde vârid olan tanımlamaya binâen; “Hem örtülü hem de çıplak, bu nasıl mümkün olacak?” şaşkınlığına, ümmete bir uyarı mesajı taşıması sebebiyle konuya önem vermişlerdir. Öncelikle bu garabeti haber veren hadisi şerifi zikredelim:

         Ebu Hureyra (r.a) Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in şöyle buyurduğunu rivâyet etti: "Cehennem halkından iki sınıf var ki ben onları görmedim: 1) Yanlarında bulunan, sığırkuyruğu gibi kırbaç (cop)larla insanları döven bir topluluk, 2) Başları (saçları) deve hörgücü gibi olan, zarif ve cazibeli, giyinik oldukları halde çıplak kadınlar (Giyinik çıplaklar). Ki bunlar cennete giremeyecekleri gibi onun kokusunu bile alamayacaklardır. Oysa cennetin kokusu nice uzak mesafelerden alınır."(1)

         Hadis şârihlerinin bu hadisi anlamlandırmada zorluk çekmeleri normal karşılanmalıdır. Çünkü bir garabetin; yani örtünme ve çıplaklığın aynı anda birarada olması, tezatların birarada olması mânasına geldiğinden şerhte zorlanmışlardır. Eğer Hadis şârihleri bizim gördüklerimizi görselerdi; “Ya rab! Habibine bahşettiğin bir mucize daha herkese âşikâr oldu. Örtülü çıplak kadınlar zümresi bu asırda olduğu kadar başka hiçbir asırda tezahür etmedi!” derlerdi.

         Söz hadis şârihlerinden açılmışken onların mezkûr hadis üzerine söylediklerinden bir nebze de olsa zikretmek sanırım yararlı olur:

         Örtülüyken çıplak hükmünde olma hâli genel olarak; bedenî yahut bedenin tenini hissettirecek tarzda şeffaf giyisilerle örtünmek(2), yahut kokular sürerek topluma çıkmak, kırıtarak yürümek, haramlara meyletmek vb. fitne tezâhürleri tarzında açıklanmıştır.(3)

         Bu yorumlara, örtüyü bedene yapışacak, beden hatlarını belli edecek tarzda dar ya da pantlon giyinme, tesettürü; bedeni teşhir eden, zararlı okları –yabancı bakışı- celbeden bir araç kılma hâlleri de katılabilir. Benim bu hadisten anladığım, bedeni teşhir eden her türlü giyinme tarzıyla “hicabı hicapsızlaştırmak” ve “örtünün ruhunu çalmak” şeklindedir.  

         Kendisiyle röportaj yapan gazeteye, nargile içerken ve burnundan duman çıkarırken poz veren, toplum içinde elinde sigarayla tafra atan, Tarkan’ın konserine gidip en ön safta: “Tarkan! Senin için çıldırıyorum!” çığırtkanlığı yapan tesettürlü (!) acaba ne kadar kendinde ve ne kadar giyiniktir? Bu tür görüntüler, ham tavırlar, tesettürün; metafizik âlemle ilişkisinin nasıl koparıldığının alâmetidir; tesettürün kutsaldan arındırılarak sekülerleştiğinin ilanıdır.

Son Söz

         Takvâ, Allah Teâlâ karşısında ruhun tüm samimiyetiyle saygı duruşudur. Amele yansıması da O’nun buyruklarını sevgi ve korku dengesinde eda etmektir. Kur'an’ı Kerim de şöyle buyurulmuştur: “Allah Teala o takvâ sâhiplerini sever.” (Âl-i İmrân sûresi: 76)

         Zira Allah’a itaatin ve bütün güzel davranışların temelidir takvâ. Bu meyanda diyebiliriz ki; takvâsız tesettür vakarsızdır; işte bu nokta, tesettür özelinde ibâdet ve geleneğin ayrıştığı noktadır. Tesettürün ibâdet mi, gelenek mi, yoksa aksesuar mı olduğunun mihenk taşıdır takvâ.

         Tesettürden takvâ çalınmak isteniyor, yani tesettürün ruhu isteniyor, sözün özü; tesettür profanlaşsın isteniyor. Bu bir cinâyettir. Cinâyete dur diyelim! Suskunluğumuzla, tepkisizliğimizle bu cinâyete ortak olmayalım!

         Tesettürü, üniversite kapısındaki yasakçı zihniyet ruhsuzlaştıramaz. Tesettürü,  ancak bizim duyarsızlığımız ve tepkisizliğimiz ruhsuzlaştırır, ahlâksızlaştırır. İşte o zaman üniversite kapısındaki yasakcı zihniyet, ruhsuzlaştırılmış tesettüre geçit verecek, folklorik bir zenginlik göstergesi olarak kabul edecektir. Şu bilinmelidir ki, yasak; bir metrelik kumaş parçasına değildir, yasak; o kumaşta mündemiç ruhadır, onun temsil ettiği ahlâkadır, özedir. Öz yoksa yasak da olmayacaktır. Öz yoksa ibâdet de yoktur. Yani yasak aslında ibâdet amaçlı örtünmeyedir, örtünmenin altındaki niyetedir.

         Tekrar edecek olursak eğer, davetkâr bir bakış İslâm’da nasıl reddedilmişse, davetkâr bir tesettürün de reddedileceği izahtan varestedir. Tesettür herşeyden önce ruhsal bir edeptir; bu onun bedensel bir edep olduğunun inkârı değil bilakis gerekçesidir. Nur Suresi’ne iman etmiş bir tesettür bu edebi en güzel şekil de temsil edecektir! Tesettürün ruhunu korumak bu inancın bir gereğidir.

Dr. Serdar Demirel




(1) Müslim, III, 1680, hn. 2128; Muvatta, II, 913, hn. 1626. Hadisin lafzı Müslim’e aittir

(2) Bknz: İbn Abdu’l-Bir, Ebu Omer Yusuf b. Abdlullah en-Nemeri: Temhîd, Fas: Vizâratu umumu’l-Evkâf, 1387. 13/204; Es-Suyuti, Abdurrahman b. Ebî Bekr: Tenvîru’l-Havâlik, Mısır: el-Mektebetu et-Ticâriyyetu el-Kubrâ, 1969. 1/216. (2)

(3) Bknz: En-Nevevi, Ebu Zekeriyyâ Muhyiddîn b. Şeref: Sahîhu Muslim bişerhi’n-Nevevî, el-Kâhira. Daru’d-Diyân lit’Turâs.  17/190.

Yorumlar   

+1 #3 Guest 16-11-2008 11:27
i çinde bulunduğumuz şu dönemin en ciddi sorunlarından olan tesettürün ruhundan arındırılmaya çalışılması konusuna dikkat çektiğiniz i çin teşekkür ediyorum. Herkesi bu duyarlılığı göstermeye davet ediyorum..
Alıntı
0 #2 Guest 08-08-2008 13:42
Sn. Demirel modern kadın ile tefessüh etmiş aşırılığı birbirine karıştırmış. Modernite Mina Urgan'ları, Muazzez İlmiye Üığ'ları, Madam Curie'leri, Sophie Germain'leri, Rosalind Franklinleri, Lise Meitner'leri yetiştirmiştir. Bilim kadınları hi çbir zaman 'out' olmamıştır. Bir analoji yapacak olursak modern bilim kadını yüksek ilim sahibi ilahiyat çılara, bayağılık sergileyenler ise cinci hocalara benzetilebilir. Kadının obje olarak algılanması bağlamında, sizce bir erkeğe dört kadın layık görüldüğünde mi, yoksa bir erkeğe bir kadın layık görüldüğünde mi daha çok 'obje olma' durumu vardır? Erkekler ahlaki sorumluluklarını ni çin kadına yüklemek isterler, bir türlü anlayamıyorum.
Alıntı
0 #1 Guest 01-08-2008 11:00
Son yıllarda okuduğum en anlamlı yazilardan. Tesettüre her türlü tuzak kurulmus konjonktur diye kimse ses cikarmiyor. Kimisi tesettür üzerinden para kazaniyor, kimisi aksesüar olarak kullaniyor. Bir de bunun acisini cekenler var. Bu konuya dikkat cektigi icin Dr Serdar Demirel'e tesekkur ediyorum. Siteyi de bu duyarliligindan dolayi tebrik ediyorum.
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile