Tesettürü Bekleyen Tuzak : Ruhunu Kaybetmek

Esintiler - Esâtiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times
Imageİslâm, temiz bir toplum inşası arzusundadır; bunu gerçekleştirmenin ön şartı da temiz bireyi inşadır. Şüphesiz İslâm medeniyeti bu temel üzerine yükselmiştir; bu medeniyet kendisini yine aynı temel üzerinde yeniden inşa edebilir.
Lokal ve global bazda medeniyetler arası bir çatışmadan sık sık bahsedilmesinin altında, bu yeniden inşa gayretlerinin ete ve kemiğe bürünmeden sabote edilmesi art niyeti yatar.

         Bu yazıda, temiz toplumu birey ekseninde kurma gayretlerinden biri olan ve dinde gerektiği gibi örtünme manasına gelen “tesettür”e mündemiç ruh ele alınacaktır.

         Modernitenin icad ettiği modern paganizmin estetik ilahı modacılar, dayattıkları “moda” diniyle tesettüre de yeni mana ve biçim verme gayretkeşliğine soyunmuşlar. Sözüm ona bazı İslâmcılar da tesettürü şirin göstermek ve tesettür üzerindeki baskıları azaltmak gerekçesiyle, estetiğin ölçüsünün ve şık giyinmenin onayının kendilerinden geçtiği iddiasındaki modacılara alkış tutmakta ve para akıtmaktalar. Daha sık görmeye başladığımız “tesettür defileleri” anlaşılan artarak devam edeceğe benziyor.

         Açıkça görmek gerekir ki, modacıların elinin değmesiyle “tesettüre dâvet”, “dâvetkâr tesettür”e dönüşmüş, Müslüman hanımın tesettürünün vakarı aksesuar derekesine çekilmiştir. Her ne kadar biz konuyu Türkiye bağlamında ele alıyorsak da, bu olgu sadece Türkiye’ye has bir şey de değil.  Arap ve Arap olmayan İslâm coğrafyasına ait tv yayımlarına ve özellikle de dini programları sunan hanımların tesettürüne baktığımızda ne demek istediğimiz daha açıkça anlaşılacaktır. Ziynetleri teşhir ederek örtünme yolları en ince şekilde öğretilmekte, Müslüman hanıma; “Hem örtülü hem de seksi olabilmenin teknik ayrıntıları” öğretilmektedir. Postmodernizmin helal ve haram koalisyonu anlayışı, öteki kabul ettiği her şeyi, aslını bozarak kabullenmektedir. Tesettür de ancak aşkın boyutundan teşhir aksesuarı seviyesine indirilerek kabul edilecektir.

         İslami tesettürü “davetkâr tesettür”e dönüştürme çabası İblis’in dahi şapka çıkartacağı bir hinliktir. Böylece “tesettür”den ruhu çekip alınarak “tesettür” ahlaksızlaştırılmak istenmektedir. Her Müslüman -hanım ve erkek- tesettüre kurulan bu tehlikeli tuzağın farkında olmalıdır. Bu komployu geçersiz kılmanın yolu, bilinçten ve gerekirse bedelini de ödeyerek direnmekten geçer. Yapılması gereken ilk iş, özellikle de modacıların birinci hedefi olan genç dimağlarda tesettürün taşıdığı ve ma’şeri vicdanda da kabul görmüş vechiyle; ahlâkî boyutuna, diğer bir ifadeyle tesettüre hayat veren, onu ibâdet yapan ruhuna dikkat çekmektir.

Tesettürün ruhuna vurgu yapıyoruz. Tesettüre içkin mânevî boyutun hedef alındığını söylüyoruz. Kimileri, “Tesettürün de mi ruhu var?” sorusunu sorabilir. Bundan neyi kastettiğimizi açmamız gerektiğinin elbette farkındayız. Tabiî, bunu ortaya koyabilmek için de bazı mukaddimelere ihtiyacımız vardır.

İbadetlere mündemiç ruh

         Allah (C.C)’nün insanlara ittiba etmeleri için gönderdiği şer'î hükümler sadece şeklî talepleri içermez. Şer'î hükümlerin konulmasında birey ve toplum için hayatî gâye ve maksatlar vardır. Bu gâye ve maksatlar yerine getirilmiyorsa yahut eda edilen ibâdetler sonuçta bu gâyelere götürmüyorsa, o ibâdetlerin Allah katında makbuliyeti en iyimser yaklaşımla tartışmalıdır. Nasıl ki insan, madde ve ruhtan murekkep ise, ibâdetler de öyledir; bir zâhirî bir de bâtınî boyutu vardır.  Bunlardan birisini hangi ibâdetten çekip alırsanız o ibâdet istenilen gâye ve maksada götürmeyecektir. Bu hususu temel ibâdetlerde görebiliriz:

         Meselâ Namaz; metafizik konsantrasyon keyfiyetinde mü'minin daimi miracı olma özelliği taşıyan bir ibâdettir. Kur'an’ı Kerim namazı emrederken şöyle der : "Namazı kıl. Muhakkak ki namaz, fahşâdan (hayâsızlıktan, çirkin işlerden) ve münkerden (kötülüklerden) alıkoyar." (Ankebut : 45 )

         Bu husus hadislerde çok daha detaylı açıklanmış, hatta yukarıdaki âyetin zikrettiği sıfatları barındırmayan namazların, şeklen namaz olsa da, keyfiyet itibarıyla namaz olmadığı vurgulanmıştır. Namaz, bireye, ruhî ve ahlâkî bir olgunluk kazandırmıyorsa eğer, yine en hafif ifadeyle, eksiktir.

            Oruç ibâdeti için de Kur'an’ı Kerim şöyle buyurur:"Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.  Umulur ki korunursunuz, takvâ sahibi olursunuz." (Bakara : 183 )

         Korunmak ve takvâ sahibi olmak, böylece; ahlâk ziynetini kuşanan tutarlı ve kıvamlı bireyler oluşturmak, bu ibâdetin gâyesidir. Hadislerde de bu gâyeyi yerine getirmeyen Oruç ibadetinin, o insana aç ve susuz kalmaktan ziyade bir şey kazandırmayacağı, özellikle vurgulanmıştır.

         Bu husus İslâm’ın emrettiği bütün ibâdetlerde, emir ve yasaklarda da aynen geçerlidir. Yine Kur’an-ı Kerim’in ibâdetin ruhuna vurgu yaptığı Allah’a kurban adama emri çok çarpıcıdır. Şöyle buyurur Yüce Mevlâ: “Elbette onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmayacaktır. Ancak O'na sizin takvânız –samimiyetiniz, hâlis niyetiniz, içten bağlılığınız- ulaşacaktır” (Hac: 37)

         Bu âyette bir ibâdetin ancak samimiyet ve takvâ ile yapılmışsa Allah tarafından kabul edileceği bildirilmiş ve mü’minler bu konuda uyarılmıştır. Görüldüğü gibi şekli ibâdet önemli olmakla beraber asıl önemli olan husus, insanın iç dünyasında Allah’a olan samimiyeti, teslimiyeti, takvâsı ve huşûsudur. İşte bunlar bir ibâdetin özüdür; ruhudur. Bunlarsız bir ibâdetin ruhsuz bir bedenden ne farkı vardır ki?

         Maksadımızı biraz daha açabilmek için İslâm’da hicret mefhumuna başvurabiliriz:

         Hicret, İslâmı daha iyi yaşayabilmek için bir yerden başka bir yere göç anlamına gelmektedir. Hicretin dindeki yeri, Peygamber Efendimizin (s.a.v) bir medeniyet kuran o muhteşem hicretiyle hepimize malûmdur. Burada gözden kaçmaması gereken durum, maddi âlemde yapılan hicretin öncelikle mânevî âlemde gerçekleştirilmesi zaruretidir. Bu hakikati ilk nâzil olan âyetlerde görebiliriz: “Ey örtüsüne bürünen (Peygamber)! Kalk artık uyar. Sadece Rabbini yücelt. Elbiseni temizle. Pislikten sakın, ondan hicret et.” (Müddessir: 1-5)

         Âyeti kerime maddî anlamda elbiseyi temiz tutmak ve pislikten sakınmayı emrettiği gibi, iç dünyadaki temizliğe ve hicrete de işaret eder. Nitekim merhum Elmalılı bu âyetin tefsirinde şöyle der: "Siyab" (giysi) kelimesi nefisten veya kalpten kinaye olmak üzere birçok tefsirci âyeti, "kendini veya kalbini günahtan, haksızlıktan temiz tut, yaptığın uyarıları kabule engel olacak kirli huylardan sakın, öğütlerinin kabul edilmesini sağlayacak olan güzel ahlâk ile ahlâklan, diye açıklamıştır. Buradaki hicret, mânevî ve ahlâkî temizlik ile tefsir edilmiştir.

         Özellikle beşinci âyette “ver’Rücze fehcür” pislik ve azaptan uzak dur, onlardan hicret et, emri, insanın metafizik âlemde hicretine vurgu yapar. Zaten gerçek tövbe ve teslimiyet bu ilk hicretle başlar. İç dünyasında şirkten, fısk-fucûrdan, tevhîde; rızayı ilâhiye hicret edememiş bir kişinin maddi dünyada da hicret etmesi ve hicret niyetine farklı hedefler de katmaması oldukça güçtür. Bu yüzden olacak ki Hz. Ömer’in rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz şöyle buyuruyor: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir." (1)

Tesettürü Bekleyen Tuzak : Ruhunu Kaybetmek-2 için tıklayınız..

 

Dr. Serdar Demirel  

Malezya İslâm Üniversitesi Öğretim Üyesi

      

        --------

  1- Buhâri, Bed'ü'l-Vahy 1; Müslim, İmâret 155.

Yorumlar   

0 #22 Guest 06-09-2008 17:10
İyi ya işte, Avrupalı kadınların tırnaklarıyla söke söke aldığı hakları Atatürk Türk kadınına hediye etmiş. Bize de kıymetini bilmek düşüyor.
Alıntı
0 #21 Guest 05-09-2008 13:51
Beşeri kanunlara göre kadın ve erkek eşit imiş...en basitinden bir örnek verilecekse, Avrupa'da aynı iş i çin erkeğin aldığı maaş kadının aldığı maaştan daha yüksektir. daha 50 sene öncesinde Almanya'da kadınların plaja girmeleri yasaktı. Ne eşitliği yahuu! Bunlar onlarca örneklerden sadece bir ka ç tanesi. Kafanızda hâla bazı meseleleri çözebilmiş değilsiniz. Bazı İslam düşmanı yazarın ve medyanın ağzıyla bilin çsizle konuşuluyor hâla. Aşalım artık bunları! Kadınlar sirkilenmesi gerekiyormuş. Hadi oradan!!!Sirkilenler zaten nefislerini ilah edinmekten ALLAH'a sığınmış olarak O'nun ve Rasulunun emir ve yasaklarına boyun eğmiş ve tesettüre bürünmüşlerdir.Nefsine hakim olamayan ve kendisini başkalarına beğendirme uğraşında olanlar ise, aldanışlarına dayank bulma çabasında...ama nafile...HAK BATIL İLE ZA İL OLMAZ....
Alıntı
0 #20 Guest 30-08-2008 11:14
Forever boy, kadınlar olmasaydı sen doğamazdın bile! Varoluşunu bize bor çlu olduğun halde ilahi kanuna sığınarak kendini 'bir derece üstün' görebileceğini sanma. Beşeri kanun erkekle kadını eşit tutuyor ve kadınlar olarak ne mutluyuz ki bu kanunlarla yönetiliyoruz. Aksini düşünen kadınlar da silkelensin. Sırtını beşeri kanunun eşitlik ilkesine dayayarak atıp tutmak kolay. Üzlediğiniz ilahi kurallar çer çevesinde forever boy'ların size tereddütsüz dünyada cehennemi yaşatacakları ifadelerinden belli oluyor.
Alıntı
0 #19 Guest 27-08-2008 19:55
Farabiler ve İbni Sinalar'ın ortaya koymuış oldukları buluşların veya eserlerinin (bilimsel) allah'ı daha iyi anlamaya matuf olduığundan bahsetmiştim, onların alemin kevni gibi mevzularda eski yunan filozoflarından etkilenmiş oldukları mevzusu bunun dışındadır ve neyi kastetmiş olduğum da gayet vazıh iken meseleyi farklı bir mecraya çekmenin bir manası olduğunu da sanmıyorum.
İkinci olarak, hi ç kimsenin ali yaklaşıma ge çit vermediğiini söylemeniz insaf dışı-)ır. Kur'an'da kesinkes ge çen bir ayetin hükmünü direk kabul mu edeceğiz yoksa "evvela akla uygun olup olmadığını mı denetleyeceğiz?" Akıl ve izan sahibi hangi mümin ikinci şıkkı tercih eder. Feri meselelerde ulema ictihad eder, farklı fikirler, nassların ve maslara muhalif olamayan akli deliller ile tatışılıt gözden ge çirilir ancak evvle de ifade ettiğimiz üzere akıl Rabbi ve Resulunun çizdiği istikametten sapmaya meyyal ise o akla itibar edilmez.
Ehli Sünnet uleması da tarih boyu aklı nasslara muvafık bir usrette istimal etmişlerdir. Nefisn hile ve vesveselerine aldanıp da buna birilerini sebep göstermek de nefsi temize çıkarmaktır ki bu hi çbr insaf öl çüsüne sığmaz. Unutulmamalı-)ır ki tarih boyunca aklı rehber edinenler hakiki manada mağlub oldu, Rabbini ve Resulunu rehber edneneler ve bu uğurda aklını kullananlar ise galib ve ebedi olan uhrevi galibiyet tüm fani galibşiyetlerden de üstündür. Vesselam...
Alıntı
0 #18 Guest 25-08-2008 15:44
Kalbi tasdik'in ne olduğunu anlatmak i çin zahmete girmişsiniz; ama bana da zorunlu kelam dersi okutuldu, dolayısı ile bir fikrim var. Mesele zaten 'sorgulamadan tasdik' anlayışının sorgulanması. Sorgulamadan tasdik ön-yargı anlamına geliyor. Ben ön-yargılı olmamak, yani irdelemeden tasdik/red etmemek i çin ilahiyat fakültesine geldim. Burada imandan bağımsız, daha objektif ve fenomenolojik bir yaklaşım bekliyordum. Bazı hocalarımız ger çekten de bu çizgide duruyorlar; ancak diğerleri ve öğrencilerin çoğunluğu, tabirimi mazur görünüz, din sarhoşluğu i çinde. Bir misyon üstlenmişler, hi çbir akli yaklaşıma ge çit vermiyorlar. Bir agnostik olarak i çine daldığım ilahiyat konusu beni ateist yaptı. Hoş ça kalınız.
Alıntı
0 #17 Guest 25-08-2008 12:03
tamam nilgün hanım sen dar elbiseler giy.. sonrada erkeklerin ortasına çık millet de sana baksın ve sende erkekler sana baktığı i çin mutlu ol... siz kadınların sorunu ne anlamıyorum... siz olmasanız cehennemde olmazdı heralde
Alıntı
0 #16 Guest 25-08-2008 09:20
Sizin deyişinizle 'dünyaya nur sa çan İslam uleması - Farabiler, İbn Sina'lar felsefi fikirlerini Batı-)aki ilim adamlarından - Aristo/Platon - alarak İslam'a uyarlamışlardır. İslam dünyasının kendisinden bin yıl önce pagan Batı'nın tartıştığı fikirleri keşfederek özümsemesi takdire şayandır. Ancak, Batı'yı aşağılayarak bu fikirleri kendine mal etmek evrensel ahlak anlayışına uymaz. İslam ahlakına uyar mı, siz bunu benden daha iyi biliyorsunuz!
Alıntı
0 #15 Guest 24-08-2008 14:48
Nilgün Hanıma;

Tesettürün ifade ettiğimiz muhtevası mümin hanımların dar elbiseler i çerisinde olimpiyatlara katılmasına ve yarışmasına mani oluyorsa varsın olsun, nedir yani bir mümin hanım başarısını illaki meşru daireyi zorlayarak mı elde edecek? Meşru daire i çerisinde her mümin kadının başarısını görmekten memnun oluruz (ki tarih, dininden taviz vermeden başarılı olmuş nice mümineye şahitlik etmiştir) ancak meseleyi bir olimpiyat ve türevlerindeki yarışa indirgemek de makul olmasa gerek...
Nass olduğu husuunda ihtilaf olmayan ayetlerin T.C. kanunu gibi (ayrıca medeni kanunun hangi şartlarda, hangi ülkeden ve hangi masa başlarında alınmıştır o da ayrı bir tartışma mevzusudur) beşerlerin yani o ayeti-i kerimeyi nazil eden Rabbin kullarının vaz' etmiş olduğu malumdur ve bir müminin (şayet iman hakikatylerine imanı tam ise) beşeri hükümlerle rahmani hükümleri beşeri hükmü üstün görme gibi bir düşünceyle kıyaslaması dahi Allah Resulu'nun yoluna ne kadar muvafıktır? Bu sorgulanmalı-)ır...
Batının kadını meta gibi görmediğini söylemek ise, Avrupadaki Sanayi devrimini, Fransız İhtilalini ve Avrupanın ge çirmiş olduğu ekonoımik ve toplumsal gelişmenin yeterince tedkik edilmemiş olduğunu gösterir. Sadece Avrupadanın ekonomik gelişmedeki insan unsuru ve bunun i çindeki kadın unsurunun tedkiki ve hali, meselenin vuzuha kavuşması bakımından ehemmiyet arzetmektedir.
İmanın kalb meselesi olup akıl meselesi olmadığını kabuyl etmişsiniz. Ancak imöanın kalp meselesi olması şudur; iman kalbe nüfuz edewr ve Rabbin emirleri evvela kayıtsız ve şartszı bir surette "amenna ve saddekna" şeklinde teyid edişlir. Akabinde mümin, rabbin emirlerinde ilahi hikmeti ve kainattaki mükemmel nizamı anlamak i çin aklını kullanrak kendisini Rabbe götüren bir neticeye ulaşma çabasında olur. (unutulmamalı-)ır ki, Orta çağın dünyaya nur sa çan islam uleması, Farabiler, İbni S İnalar, İmamı Gazaliler, Biruniler ilmi her türlü faaliyetlerinin bir tek maksada matuf olduğunu eserlerinde ifade etmişlerdir; Rabbi Rahimi daha iyi tanımaya..) Yani akıl Allahtan uzaklaştırcı değil ona yaklaştırcı bir rol üstlenmelidir vce şayet bir kişinin aklı onu Allahtan uzaklaştırıyprsa kalbine, yani varsa imanına yöenlmelidir. Batı-)aki bilim adamları, yapmış oldukları bilimsel faaliyetleri Allaha ulaşma maksadıyla yapmadıklları i çin (genel olarak) pozitivizm ortaya çıkmış ve bilim dini dedikleri adeta kendilerini ve bilimi putlaştıran bir dini Avrupalı bilim adamları vaz'v etmişlerdir.
Ez cümle iman bağlamında kalbin dinlenilmesi, Allah'ın emirleirinin evvela sorgulanmadan tasdik edilmesidir ve insan aklı gibi Allah'ın kainatına ve ilmine nisbetle denizdeki damla mesabesinde olan bir uzvun, Allah'ın her emrini de hakiki manada kavrayamayacağı a çıktır. Ancak öyle Allah dostları vardır ki, onlar Rableriyle hemhal olmaları hasebiyle Rabbin emirlerindeki hikmetin hakikatine vakıf olmuşlardır ama dikkat; sıradan bizim gibi Rabbine isyankar müminlerin değil, Rabbine aşık ve onunla hemhal olmuş Allah dostları vakıf olmuşlardır...
Hikmeti ilahiyi sorgulamak da elbette bizim vazifemiz değildir; cüzi aklımızla idrak edebildiklerimiz hari ç, idrak edemiyorsak sorun Allah'ın emrinde değil, kıt aklımızdadır... O'nun ilmine nisbetle kıt olan aklımızda... Unutulmamalı-)ır ki, önyargılarımızdan kurtulmadan da bir meseleyi ayan beyan göremeyiz. Sözü Muhammed İkbal'e bırakalım.." Akıl daima mağlub oldu; aşk kazandı..."
ABDURRAHMAN MIHCIOğLU
Alıntı
0 #14 Guest 21-08-2008 08:47
' İman zihni değil, kalbi bir hadisedir' diyen Sn Balcı'ya 0 katılıyor, bu tesbiti i çin teşekkür ediyorum. Zaten dinler tarihi de Scholem'in tesbitiyle (insanlar kalbinin derinliğinden kopup gelen sesi değiştireceklerine tarihi realiteyi değiştirirler!) sizi destekliyor. Siz iman bağlamında kalbinizin sesini dinleyebilirsiniz. Ama kimse bu sesin toplumsal yaşamda öl çüt kabul edilebileceğini sanmasın. Bir Hıristiyan da Hz. İsa'yı Allah'ın oğlu sanarak yaşıyor. Biz şimdi hangi iman tarzını doğru kabul edelim? Hocalarımız makalelerinde çok çirkin bi çimde modern giyim tarzı ve yaşam bi çimini se çmiş kadınlara saldırıyor ve onları ahlaksızlığın merkezine oturtuyorlar. Modern kadını meta olarak görmek Batı'nın evrensel değerlerini özümseyememiş bir zihnin sanrısı-)ır.
Alıntı
0 #13 Guest 20-08-2008 20:11
Nilgun hanim, iman kalbi bi hadisedir, zihni degil..
Ne denirse densin, ne yazilirsa yazilsin, siz inanmaya sartlanmisiniz..
Bi seyler okumusunuz ve arastirmisiniz evet ama mustesrikce bi yaklasimdan fark iman kisminda ortaya cikmaktadir.
Aksi halde ayetleri bile istediginiz gibi yorumlayabilir, istediginizi ayetlere soyleyebilirsiniz.
Itham etmek degil, tesbitte bulunmak niyetiyle boyle curetkar yazdim.
Anlayisiniz ve affiniza siginarak..
Vesselam.
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile