HADİS NEDİR?

Esintiler - Esâtiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

eilahiyat5.jpg Hadis, sözlük anlamı itibariyle; yeni, söz ve haber gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Bu kelimenin hadis ilmindeki terim anlamı ise şudur;

    “Söz, uygulama, onaylama, yaratılış özelikleri ve huylarıyla ilgili olarak başta Peygamber (s.a.v.) olmak üzere sahâbe (peygamberimizle görüşenler) ve tâbiûna (sahâbîlerle görüşenler) nisbet edilen her türlü haber.”

Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, hadis deyince öncelikle Rasûlullâh (s.a.v.)’in sözleri akla gelmektedir.

Hadis, iki bölümden oluşmaktadır: Sened ve Metin.

Sened, hadisi birbirlerinden rivayet edenlerin (ravilerin) ve onların rivayet yöntemlerinin yer aldığı bölümdür.

Metin ise, senedin sonunda yer alan ve hadis denilince ilk olarak aklımıza gelen bölümdür.

Sened ve metin konusunu bir örnek üzerinde inceleyelim;

حَدَّثَناَ عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ قاَلَ أَخْبَرَناَ شُعْبَةُ قاَلَ أَخْبَرَنِي مَنْصوُرٌ قاَلَ سَمِعْتُ رِبْعِيَّ بْنَ حِراَشٍ يَقوُلُ سَمِعْتُ عَلِيّاً يَقُولُ : قاَلَ النَّبِيُّ صَلىَّ اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : "لاَ تَكْذِبوُا عَلَيَّ فَإِنَّهُ مَنْ كَذَبَ عَلَيَّ فَلْيَلِجِ النّاَرَ."

* Sened: İmâm Buhârî şöyle demiştir: Bize Ali b. Ca’d anlattı. Ali b. Ca’d şöyle demiştir: Bize Şu’be haber verdi. Şu’be şöyle demiştir: Bana Mansûr haber verdi. Mansûr da şöyle demiştir: Rib’î b. Hırâş’ı şöyle derken işittim: “Ali’yi Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu derken duydum.”

* Metin: “Benim adıma yalan söylemeyin. Çünkü benim adıma yalan söyleyen cehenneme girer.”

İmâm Buhârî’nin rivayet ettiği bu hadisin sened bölümünde şu râvilerin ismi geçmektedir:

1. Alî b. Ca’d.

2. Şu’be.

3. Mansûr.

4. Rib’î b. Hırâş.

5. Ali (b. Ebî Tâlib).

Bu râvilerin kullandıkları rivâyet lafızları ise, şu terimlerle ifade edilmektedir:

1. Haddesenâ (Bize anlattı).

2. Ahberenâ (Bize haber verdi.)

3. Ahberanî (Bana haber verdi.)

4. Semi’tu (Şöyle dediğini işittim.)

5. Kâle (Dedi).

Hadisin sened olarak değerlendirilmesi, öncelikle senedde geçen râviler hakkında biyografi ve değerlendirme eserlerinde verilen bilgilere bakılarak yapılır. Bu noktada örneğin; İbn Hacer’in Tehzîbu’t-Tehzîb adlı eserine bakılabilir. Bu ve benzeri kitaplarda yapılan araştırmalar sonucunda râvilerin hafıza ve dindarlık açısından ne durumda olduğu ve gerçekte birbirleriyle görüşüp görüşmedikleri veya bunun mümkün olup olmadığı ortaya çıkar.

İkinci adımda ise, râvilerin kullandıkları rivayet lafızları irdelenir. Râvinin kullandığı ifadeler, hadisi bizzat kendisi mi duymuş, hadisi yalnız başına mı dinlemiş, yoksa bulduğu bir kitaptan mı naklediyor gibi soruların cevabını bizlere vermektedir. Hadis naklederken “haddesenâ (bize anlattı)”, “semi’tu (dinledim)” gibi ifadeler kullanılması güven verir. Ancak “an fulânin (falandan naklen)” gibi lafızlar bu güveni vermez. Çünkü hadisi bizzat dinlediğini ifade etmemiştir. Konunun burada anlatılması pek de gerekli olmayan başka detayları da vardır.

Bütün bunlar incelendikten sonra hadisin senedi hakkında bir kanaat oluşur. Bundan sonra da hadisin metin kısmı incelenir.

Örnek verdiğimiz hadisin metin kısmı, Rasûlullâh (s.a.v.)’e aittir, yani; merfû’dur. Hadisin metni incelenirken dilinin Arap grameriyle tam olarak uyuşup uyuşmadığına ve dinin genel esaslarıyla çelişip çelişmediğine bakılır. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’in sözlerinin bunlara aykırı olması düşünülemez. Bu incelemeden sonra hadisin metin kısmı hakkında da bir kanaat oluşur.

Bu aşamalar geçildikten sonra hadise toplu bir bakış yapılır ve nihâî hüküm verilir.

Görüldüğü gibi bu iş, hem geniş bir dini bilgi hem de teknik altyapı gerektirmektedir.

 

        HADİS UYDURMANIN HÜKMÜ NEDİR?

Her dönemde, nefislerine esir olan ve isteklerini dine uydurmak yerine dini isteklerine uydurmak isteyen insanlar var olagelmiştir. Bu kimseler, amaçlarına ulaşmak için çeşitli yollara sapmışlardır. Kitaba uymak yerine “kitabına uydurma”yı tercih eden bu insanlar; hadis uydurmak, bid’at çıkarmak ve kafirleri taklit etmek gibi yanlışlara yönelmişlerdir.

Biz burada sadece hadis uydurma konusuna dikkatinizi çekeceğiz. Bunu yaparken de Rasûlullâh (s.a.v.)’in şu hadisini temel alacağız:

“Benim adıma yalan söylemek, herhangi biri adına yalan söylemek gibi değildir. Benim adıma kasten yalan uyduran kimse, cehennemdeki yerine hazırlansın!”

Bu hadisin ikinci cümlesi, yetmişten fazla sahâbî tarafından nakledilmiş olup mütevâtirdir. Yani; Rasûlullâh (s.a.v.) tarafından söylendiği kesindir. Bu yüzden bütün gerçek alimler, hangi konu hakkında olursa olsun, hadis uydurmanın haram olduğu hükmünde ittifak etmişlerdir. Bazı bid’atçı ve tasavvufçu kimseler ise, halkı iyiliklere teşvik etmek ve kötülüklerden sakındırmak amacıyla hadis uydurmanın mubâh olduğunu iddia etmişlerdir. Bu iddialarını delillendirmek için de, yukarıdaki hadisi şu şekilde tahrif ve tevile yeltenmişlerdir:

1. Mütevâtir olan “Benim adıma kasten yalan uyduran kimse...” hadisini, “İnsanları saptırmak için...” (لِِيُضِلَّ النَّاسَ)  cümlesini ekleyerek tahrif etmek, değiştirmek istemişlerdir. Bu ilaveyle hadis şu şekli aşmaktadır: “İnsanları saptırmak için benim adıma kasten yalan uyduran kimse, cehennemdeki yerine hazırlansın!” Hadis alimleri, eklenen bu kısmın uydurma olduğunda ittifak etmişlerdir. Ayrıca bu ek doğru kabul edilse bile, “Benim adıma kasten yalan uyduran kimse, elbette insanları saptırır” (لَيُضِلَّ النَّاسَ) şeklinde anlaşılması gerekeceğini belirtilmiştir.

2. Hadisteki (عليّ) kelimesinin “aleyhimde” anlamına geldiğini, halbuki kendilerinin Rasûlullâh (s.a.v.)’in aleyhinde değil, lehinde hadis uydurduklarını ve böylece İslâm’a hizmet ettiklerini ileri sürmüşlerdir. Bu iddialarını ispat etmek amacıyla da “Allâh’ın razı olacağı herhangi bir sözü kim bana nispet ederse, o söz benim hadisimdir ve ben onunla gönderilmişimdir” yalanını ortaya atmışlardır.

Amaçları ne olursa olsun, hadis uydurmaya cevaz verenler, farz veya mendûb, haram veya mekrûh şıklarından birine ait şer’î bir hükmü Peygamber (s.a.v.)’e isnâd ederken, netice itibariyle Allâh’a karşı yalan söylediklerini akıl edemiyorlardı.

Rasûlullâh (s.a.v.)’in söylemediği bir şeyi söyledi, yapmadığı bir şeyi yaptı veya onaylamadığı bir şeyi onayladı diye nakletmek, İslâm’a karşı yapılabilecek en büyük ihanetlerdendir. Çünkü bu, dinde olmayan bir şeyin dinde olduğuna inanılmasına ve yapılmasına neden olur. Oysa ki din tamamlanmıştır, hiç kimsenin ilavesine ihtiyacı yoktur.
http://ebulhikmet.blogcu.com/3589554

Yorumlar   

0 #1 Guest 17-05-2008 07:21
..Ù?Ù? Ù?ذب عÙ?Ù? Ù?تعÙ?دا فÙ?Ù?تبÙ?Ø£ Ù?Ù?عدÙ? Ù?Ù? اÙ?Ù?ار

Her kim benim üzerime kasten yalan söylerse; Cehennemde yerini hazırlasın.

Bu hadisi yaklaşık yetmiş küsür sahabi rivayet etmiştir.
Aliyyül kârî bu lafizlara benzeyen 100 den fazla rivayet zikretmiştir.
Ve dahî İmam-i Suyûtî bu hadisi mütevatir addeder..

Mütevatir hadis: İnsanın tasdik etmeye mecbur kalacağı zaruri bilgi ifade eder.
Binaenaleyh inkarı küfürdür.
(Bkz. Teysiru Mustalahil Hadis, sahife:20)

Vesselam..
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile