Mezuniyetinize Binâen

Esintiler - Esâtiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times
ImageMezuniyet geceleri âşinası olmadığınız bir hüznü fısıldar yüreğime her yıl.

Bir daha karşılaşamayacağımızı bilirim.

Kavuşamayacağımızı artık.

Unutacağımızı birbirimizi günbegün.

Buluşacağımızı vâdetsek de her yılın filanca ayının falanca haftasının şu günü diye, o günün hiç gelmeyeceğini, kaybolup gideceğimizi hayatın patika yollarında,

Aynı basamakları birlikte tatlı telaşla çıkamayacağımızı, inemeyeceğimizi artık, bilirim.

Niye en güzel elbiselerimizi giyeriz ki o gece?

Ne diye allanır pullanırız ki?

Vedâlar ağlatır oysa, yaralar.

Vizelere, finallere "yazılı" dediğimiz, sınıf başkanı seçmeye kalktığımız, her bir dersi ayrı ayrı sınıflarda yapmaya alışamadığımız o ilk zamanları anmayacak mıyız ki?

İmtihanlardan önceki hafta sorumluluk yerleri belirlenirken, hemen her ders için hocalara "ama hocaam, bir tek sizin dersiniz mi var sanki?" diye ettiğimiz itirazları,

Bahçedeki bir ağacın gölgesine -illâki cevizin, dutun- kim bilir kaç bininci öğrenci olarak sığınıp kitap okuduğumuz, konuştuğumuz, esrarımıza yaprakları, dalları ortak ettiğimiz demleri arzulamayacak mıyız ki?

Avucumuzun içine yazdığımız kopyayı hocalar farketmesin diye, silgi-kâğıt isterken hep diğer elimizi kullandığımızı,

İlk sınıfta "süreniz doldu arkadaşlar" dendiğinde ÖSS dönemi alışkanlığıyla hemen kalemi bırakıp kâğıtları teslim ettiğimizi, ama son sınıfta aynı ihtarları hiç duymadığımızı, önemsemediğimizi, her imtihanı böylece 10 dakika uzattığımızı hatırlamayacak mıyız ki?

Buğulu camlara parmaklarımızla ince-kalın imzalar attığımız günleri,

Sınıfta kışın kalorifer kenarına dayanıp ellerimizi ısıttığımız anları özlemeyecek miyiz ki?

Bir saçı leylânın zülfüne divânece düştüğümüz kehribâr rengi sabahları,

Mâvisini yitirmiş geceleri,

Zeytin yeşili hâtıraları yâd etmeyecek miyiz ki?

Ve günün birinde, bir İETT otobüsünün tozlu arka camından artık öğrencisi olmadığımız Fakülte'ye bakıp geçerken bir lahza,  yavrusunu toprağa gömmüş anne kalbiyle titremeyecek miyiz ki?..

Bu melâli nasıl anlatayım size? "Gönül gamın nice safha-i beyâna yazam / Kalemimden od çıkuben korkarım ki yanayazam..."

Ben,

Eski bir mezun... Vaktinde açamamış bir çiçek,

Issız bahçenin meyvesiyim... Kemâlin ardı zevâl, mâlum. Olgunlaşan her şey bozulur. “Olgun bir meyve dalında ne kadar durur?”

Adımın ne önemi var sonra? 

Dönmemek üzere gidiyorsunuz işte, elimi sallamaya gücüm yok...

Ağlıyorum ardınızdan, beni görmüyorsunuz... 

Bir ulu kervan gelip geçerdi samanyolundan

Aklım takılıp giderdi o kervanın ardına

Daha siz yoktunuz...

Gülüyorsunuz, dişleriniz bembeyaz

Dudaklarınız kanım gibi kırmızı

Kahkülleriniz var, gamzeleriniz dîvanca

Sizi bu çizgilerle ben düşünmüştüm

Beni tanımıyorsunuz...”

Arş.Grv. Ahmet Karataş
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakütlesi

Yorumlar   

0 #2 nefise 28-06-2007 19:55
Mezun olduğumu düşününüyorum da...Her ne kadar buluşamasak da senenin -filanca ayının falanca haftası- bunca yaşanılanlardan sonra UNUTMAK OLUR MU K İ:-?

28 Haziran 2007
Alıntı
0 #1 zeyneb 27-06-2007 21:45
Ol vakit sadece şunu söylemek düşer bizlere:
Sizi tanımak bahtiyarlığına eriştiğimiz i çin hamd ü senalar olsun.
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile