Kavgada akıl tutulması yaşanırsa

Esintiler - Esâtiz

mustafa-guvenTürkiye'de akıl tutulması yaşanıyor.. Akıl tutulması, bir insanın basiretinin bağlanması, söylenenleri yanlış anlaması, kendi düşüncesinden başka her şeye aklını, duygularını ve zihnini kapatması ve sadece kendi doğrularına kilitlenmesi olarak ifade edilebilir.

Bugün ülkemizde yaşanan ve adeta çılgınca sağa sola savrularak nerede duracağı belli olmayan kirli bir savaşın ayak sesleri, bu akıl tutulmasının belirtileri gibi geliyor bana.

İnsanların çoğu, bir maç heyecanı ile olaya müdahil oldukları için bu kavganın sonucunu düşünmüyorlar. İşin farkında olanlar da, seslerini kimseye duyuramıyor veya çoğu zaman da, tarafını belli etmekten korktukları için açık ve net konuşmaktan çekiniyorlar.

Peki, Türkiye, bu noktaya nasıl geldi?

Başlangıçta Büyük Ortadoğu Projesi, daha sonra Arap Baharı, daha sonra Arap Devrimi ve sonunda Arap İslam dünyasının çöküşü ile sonlanan bu büyük proje, Başbakan’ın başta İsrail ve dünyaya meydan okuması ile en zor eşiğe geldi, dayandı.

Hedef Türkiye

Türkiye’nin geldiği bu zor eşik ile Türkiye, bütün dinamikleriyle hedefe tahtasına yerleştirildi. Bugün yaşanan yolsuzluk ve operasyonlar adı altındaki süreç, hem hükümeti hem de Fethullah Gülen hareketini hedef aldığı ileri sürülse de, aslında hedefte bütün bir Türkiye ve İslâm dünyasıdır.

Ne yazık ki, insanlarımız, mensup oldukları düşünceleri ve tercihleri savunurken, adalet, hakkaniyet, doğruluk ve insanîlik ilkesini unutuyorlar ve fanatik spor taraftarlığı yaparcasına hatayı hep karşıda görüyorlar. Bunun adı da, fanatizm olup düşüncenin ve aklın iflası ve inkârı anlamına geliyor.

Siyaset, gerçekte insanların samimi duygularını fazlasıyla yıpratıyor. Bugün yaşadığımız ve hızla seviyesi düşen bu siyasî atmosferde, dil, üslup, seviye ve edeb adeta yerlerde sürünüyor. Bunun için ancak şunu söyleyebilirim: İnsanlar, şeytanlaşmamalı. Şeytanlaşmış siyaset, şeytanı melek; meleği şeytan görüyor ve gösteriyor. Siyaset hastalığına yakalananlar, hak ile batılı birbiri ile karıştırıyor. Herkes her şey ile uğraşabilir, ama işini yaparken asla şeytanlaşmamalıdır.

Mesele Dershane Meselesi Değil

Dershane tartışması ile başlayan ve sonunda asıl meselenin dershane olmayıp cemaati bitirme operasyonu, daha sonra onunla birlikte Ak Parti ve Başbakan’ı, sonunda da Türkiye’yi bitirme projesine dönüştürülen bu kirli kavga, bakalım hangi tarafın feraseti ve büyüklüğü ile hayra dönüştürülecek?

Kim bu süreçte olumlu ve hayırlı bir adım atarsa, hem millet hem de Allah katında kazanacak ve herkesin gönlünde taht kuracaktır.

Çünkü burada yaşanan tartışma yanlış ve eksik takdim ediliyor. Gezi olayında nasıl mesele ağaç meselesi değil idiyse, burada da mesele sadece dershane meselesi olmayıp, büyük bir proje hayata geçirilmek isteniyor: O da cemaat ile Ak Parti’yi birbirine kırdırarak Türkiye’yi ve İslâm dünyasının beliğini bozmaktır.

Cemaat, dershanelerin kapatılmasını kendi varlığına doğrudan bir tehdit olarak gördüğü için ciddi tepki gösteriyor. Çünkü dershaneler, tekkeler, zaviyeler, vakıflar, dernekler gibi bir müessesedir. Bunları kapatmanın ne dinen ne de hukuken bir gerekçesi yoktur. Bu kararın veya adımın, siyasi bir proje olduğu anlaşılıyor. Ancak birileri, bu projeyi bahane ederek, Türkiye’yi bir kavganın içine çekmek istiyor. Taraflar da maalesef bu oyuna geliyorlar.

Yolsuzluklar ve Operasyonlar

Eğer Başbakan, bu tür yolsuzluk dosya ve operasyonları, bir tezgâh, paralel devlet ve cemaatin dış güçlerle birlikte yürüttüğü bir tuzak olarak görür de, yargıya müdahale gibi anlaşılacak bir yolu seçerse, son yılın bütün yasal operasyonlarına gölge düşürme ihtimali olur. Ancak gözden uzak tutulmaması gereken en önemli hususu, bu operasyonun arkasında Batı, İsrail, ABD, RUSYA, ÇİN ve İRAN gibi güçlerin gizli veya açık desteği ve ittifakı olduğudur.

Tıpkı Suriye ve Mısır’da yaşanan bu kirli ittifak, şimdi Türkiye üzerinde deneniyor. Bir yanda bizdeki fırsatçılar bu işten beslenmeye çalışırken, diğer taraftan aklı ermeyenler bu işe çanak tutuyorlar. Biz güzel güzel kavga edip birbirimizi yemeye başlarken, içerde ve dışarıda Ak Partili olmayan bazı rijit kesimler, birden Ak Partili; Cemaatçi olmayan bazı önemli çevreler de birden Cemaatçi kesiliverdiler..

Bu işte bir pislik var... ama bakalım bu pis kokuyu önce kim farkedecek...

Türkiye'de bu kirli savaşı kazanan veya kazandığını sanan taraf, gaflet uykusundan uyandığında çevresinde nasıl bir dünya göreceğini acaba tahmin edebilecek mi..?

Öz Anne ve Üvey Anne Hikâyesi

Burada belki ÖZ ANNE VE ÜVEY ANNE tartışması yapılabilir.. ÖZ ANNE bu ülke için zaaflarından, haklarından ve gerekirse ÖZ EVLADINDAN vazgeçer ve imtihanı kazanır... Bakalım bu sınavı kim kazanacak... Bu arada kim de bu yangına ateşle gidecek.. Bu imtihan süreci aynı zamanda bir turnusol kâğıdı gibi herkesin niyetini de ortaya koyacaktır.

Hz. Ali ile Hz. Aişe anlaştıkları halde münafıklar CEMEL savaşını başlattılar ve her iki taraftan on binlerce masum insanın ölümüne neden oldular.

Bir tür tartışmalarda:

Çıkar çatışması olabilir, 

Hedef anlaşmazlığı olabilir, 

İlke ve yöntem anlaşmazlığı olabilir, 

Niyet ve inanç farklılığı olabilir....

Bu gün Türkiye’de yaşanan bunlardan hangisi acaba?

Ben ise zihnimde şöyle bir analiz yapıyorum:

İnsanları kavga ettirmek için önce haklı gerekçeler bulunur.

Daha sonra, kavga zemini ve zamanı iyi ayarlanır.

Kavga edecek tarafların en zayıf noktalarını deşifre edip taraflara gizlice bilgi verilir.

Kavga etmek için aradakilere bol tezahürat ve cazgırlık yapacak malzeme (para vb. çıkar) verilir.

Kavganın daha iyi kızışması için uzlaşma zeminini sağlayacak kişi ve kurumlar başka şeylerle meşgul edilir veya yıpratılır.

Kavga ve yumruklaşma başladıktan sonra da, her iki tarafta yer alan bazı özel görevliler, kendi mahallelerine her türlü gayr-ı meşru silah, bilgi vs taşırlar.

Taraflar yara aldıktan sonra da savaş şiddetlenir ve artık sağlıklı düşünemezler..

İşte o zaman tribündeki seyircilere gün doğar..

                Bu durumda ise en kötü şey, herkesin öfkesine kapılarak eteğindeki kirli çör çöpleri, bir denetime tabi tutmadan servis etmesidir...... Oysa mü'min hem dünyada hem de ahirette hesaba çekileceğini unutmamalıdır.

Yaşanan bu probleme ışık tutacağını umduğum şöyle bir hadis-i şerif mealini okuyucularımla paylaşmak isterim:

Peygamber Efendimiz (sav) diyor ki:

"İnsanlar, bir gemideki yolculara benzerler. Yolcuların bir kısmı üst güvertelerde, bir kısmı orta ve alt güvertededirler.. Bunların birbirine sık sık ihtiyaları olur.. 
Mesela, en alt güvertedekilerin su ihtiyacı olduğunda, üst kata çıkmaları gerekir. Eğer üst kattakiler, buna izin vermezlerse, bunların kendi su ihtiyaçlarını temin etmek için geminin altından küçücük de olsa bazı delikler açıp su ihtiyaçlarını gidereceklerdir. 
Ancak zamanla bu gemi su alacak ve bütün gemidekiler, gemi ile birlikte batacaklardır."

Dün seslerini Ankara'ya duyuramayan bazı kesimler, dağa çıktılar ve onlara Türkiye’nin bütün düşmanları sahip çıkarak Türkiye’yi teröre boğdular. Şayet bugün benzer sesler de duyulmazsa, benzer sıkıntıların olacağı kuvvetle muhtemeldir.

Unutmayınız ki, akılsız insan dayağa, arsız insan tükürüğe, ahmak insan ise nasihate doymazmış....

Fitne zamanında gerçek mümin, inancından vazgeçmek yerine haklarından vazgeçer...

Siyasette, akıl ve strateji önemlidir, niyete bakılmaz, sonuç bakılır.

İbadetlerde ise, teslimiyet ve niyet önemlidir. Sonucu takdir edecek olan Allah’tır.

Sonuç olarak büyük bir güç, Türkiye'de bir gücü kullanarak başka bir gücü temizleye, oradan da, kendini aklamaya çalışıyor.

Cenab-ı Hak, iyi insanlara hata yaptırmasın; kötü insanlara da fırsat ve güç vermesin.. Mısır ve Suriye'de yanlış strateji sonucu yaşanan felaketi inşallah biz Türkiye'de hep birlikte kendi ellerimizle hazırlamayız.. Çünkü biz toplum olarak kendimizi çok akıllı görüyoruz..

Demek ki, bu gün Türkiye’de bir AKIL TUTULMASI yaşanıyor.

Yrd. Doç. Dr. Mustafa GÜVEN

Adıyaman Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile