İslam kardeşliği olmadan İslam birliği olmaz

Esintiler - Esâtiz

mustafa-guvenİslam birliğinden bahsedenlerin, önce İslam kardeşliğinin ne olduğunu öğrenmeleri ve bunu uygulamaları gerekir. Herkesin mal bulmuş mağribi gibi bir birinin hatasına sarıldığı ve saldırdığı bir ortamda İslâm'dan ve İslâm kardeşliğinden bahsetmek ne kadar gülünç değil mi...? 

 

 

Yıllar önce Ortadoğu'nun bu hale geleceğini birileri söyleseydi, biz saçmalıyor derdik.. Beş ay önce Mısır'da İhvan üyelerinin bir çoğunun öldürüleceği söylenseydi biz onu hain ilan ederdik..

Ama bugün oturup ağıt yakıyor ve lanetler yağdırıyoruz.. 

Peki yarın Allah korusun bizim ülkemizde böyle bir şeyin olmaması için biz hangi akılcı ve mantıklı adımı atıyoruz...?

Arap ülkelerini ayakta tutan manevi dinamikler, diktatörlerin gitmesi ile nefes alacaklarını sandılar.

Ancak diktatörleri gönderenler, sokaktaki kalabalıklar değildi.. 

Kalabalıklar, sadece işin figüranı idiler...

Tıpkı Hz. Osman'ı şehid edenlerin o kalabalıklar olmadığı gibi...

O kalabalıklar, geldikleri gibi köylerine elleri boş, hatta yaralı döndüler..

Kur'an bilenle bilmeyeni, görenle görmeyeni kıyaslarken bizi anlatıyor.. 
Suriye'yi unuttuk.. İhvan'ı gömdük.. şimdi sıra Türkiye'yi gömmmek.. 
Kötülükte ne kadar mahir insanoğlu..!

Siyaset – Cemaat Kavgası

Bizim yakın ve uzak geçmişimizde siyaset ve cemaat kavgası önemli yer tutar.

Hatta kimileri TEKKE VE ZAVİYELERİN kapatılma nedenini buna bağlar.

Bugün DERSHANE üzerinden başlayan kavga, bana SÜLEYMANCI - İMAM HATİP LİSELERİ arasında meydana gelen kavgaları hatırlattı.

Diğer bir tartışma da, Rahmetli Humeyni ve yine Rahmetli Erbakan siyasal hareketinin zirve yaptığı ve adeta tartışılmaz doğru kabul edildiği yıllarda, böyle karşılıklı sert, kırıcı ve ölçüsüz tartışmalar yaşandı.

Fırtınalar dindi, rüzgar geçti, bu defa herkes oturdu kendi mahallesindeki hasar tespitini yapmaya, kırık dökükleri toplamaya başladı, hem de göz yaşları içinde...

Hastalık Belirtileri Nelerdir?

Bu gün de benzer şeyler yaşanıyor... 

Dershane konusu tartışılırken eğitim sistemi bu arada yine güme gidiyor…

Kavga etmeyi ne kadar çok seviyoruz..

Ve özellikle bazılarımız bu işe ne kadar çok meyilli ve meraklıyız …?

Yoksa kavga, bir hastalık türü müdür?

İnsanın en büyük düşmanı, öfkesidir...

Öfke, haklı kişiyi bile haksız duruma düşürür ve kaybettirir...

Bazı insanları ne bilgi ne akıl ne de vicdan bağlıyor... 
Bunları ya musibetler ya da dualar ancak yola getirir...

Unutmayalım ki, insanlar, üç konuda konuşmaya hastadırlar:

Siyaset, 

Din, 

Sağlık, 
Bu konularda kim yetkin, kim etkin bilmek zor.. 
Ama herkes kendi önünü açmak için diğerini saf dışı etmeye çalışıyor..

Amaç ve Araçların Meşruiyeti (Yasal ve Helal Olması)

Evet ibadette niyet, siyasette ise sonuç önemlidir, ancka hedef kadar araçların da doğru, ilkeli ve namuslu olması lazım, yoksa kirli kapta güzel yemek yenmez...

Tartışmanın da bir adabı, kuralı, ilkesi ve seviyesi olmalı... Şikâyet ettiğimiz her türlü olumsuzlukların temelinde bu ilkesizliğin yattığını da unutmamamız gerekir.

Çünkü Makyavelizm, hedefe varmak için her aracı meşru, helal ve yasal görmektir...

En büyük imtihanlardan biri; bir müslümanın başına bir musibet geldiği zaman, diğer müslümanların takındığı veya takınacağı tavırdır.

Günün birinde herkes benzer akıbeti yaşayaşacak, ama kimse kimsenin yarasını saramayacaktır... 

Bugün Mısır ve Suriye musibeti (Filistin'i unuttuk bile) malesef ders olmadı..

Böyle durumlarda Allah'ın bela göndermesinden korkmak lazım..

Çünkü herkes, birbiri için kötülük düşünmekte ve adeta istemektedir.

Korkulur ki, Allah da bunu gönderecektir... 

Ve işte o zaman “Tadın bakalım nasılmış bu düşündüğünüz şey...... “ denilecektir…

Nasılmış...?

Herkes birbirinin kuyusunu kazarsa, bu geminin batmaması için bir neden yoktur...

O zaman da herkes batar..

Suriye, Irak ve Mısır gibi...

Herkes hata yapmamaya ve birbirinin hatasını telafi etmeye çalışırsa bu gemi o zaman batmayacaktır.. 

Ama o zaman da şeytanların canı sıkılacak ve yaramazlık yapmaya başlayacaklardır…

Nasıl mı...?

Bir deneyin, görürsünüz...

Diktatörler ve Yanılmazlık

Bazıları adeta vahiyle hareket ettiklerini düşünür ve kendilerinde yanılma paylarını kabul etmezler. Bunların eleştirilmeleri de günah ve gaflet kabul edilir…

Hıristiyanlıkta Papalar, Şia'da İmamlar ve onların temsilcileri olan Ayetullahlar böyledir... 

Bir de bunlara özenenler var...

Mısır’da rejim yanlısı din alimleri, askerlere şu fetvayı veriyor: Kim İhvan'dan bir eylemciyi öldürürse cennete gider...

Suriye'de ise öldürülen, perişan edilen, yerinden ve yurdundan edilen kadın, erkek, kız ve çocuk milyonlarca insan...

Mısır'da askerin ve dış güçlerin desteği ile ülkede yönetime tamamen azınlıklar (Kıptî, Hıristiyan ve Baltacı eşkıyalar) hâkim...

İhvan içerde.. Selefiler ve diğer bazı ılımlı dini gruplar ise bunları seyrediyor...

Türkiye'de de bugünlerde cihat ettiğini sanan bazı zavallılar…

Bakalım bunlar, ne zaman Türkiye’yi Mısır ve Suriye’ye çevirecekler...?

Bu kavgadan bazıları: 

-ellerini ovuşturuyor, 

-bazıları beylik cümlelerle ahkâm kesiyor, 

-bazıları buradan beslenmeye çalışıyor, 

-bazıları ise, kin ve öfkesini kusuyor, 

Ama korkarım Türkiye kaybeder.

Ne yazık ki, kimi insanlar, kazanmak için ömür tüketir; kimileri de bu mirası tüketmek için ömür tüketir..

Demek ki, "Gerçekte insanlar HÜSRANDADDIR." (Asr Suresi, 2) Oysa asıl olan İMAN, SALİH AMEL VE BİRBİRİNE HAKKI VE SABRI TAVSİYE OLMALIDIR" Asr Suresi, 3. ayet)

Demek ki, bazıları hüsranda olacak, bazıları da birbirine Sabrı ve Hakkı tavsiye edecek...

Bakalım kim nerede yer alacak....?

Unutmayalım ki, bir bardak suda fırtına koparmak isteyenler, genelde haksız insanların haklı çıkma kaygısının bir belirtisidir...

Rivayet edilir ki: Günlerden Cuma, İmam-ı A'zam, Bağdat'da kendi adı ile maruf Camiye vaaz vermeye ve namaz kıldırmaya gider, ancak geç kalmıştır... 
Camiye girdiğinde ise, bir zatın kürsüde heyecanlı bir şekilde vaaz u nasihat ettiğini görür ve merakla dinler. Konuşmacı sık sık İmam-ı A'zam adına uydurma rivayetlerde bulunarak yalan yanlış, bid'a ve hurafe dolu vaaz vermeye devam eder.
İmam, bir sütunun arkasına gizlenir, sessizce ve öfke ile dinler ancak, namazın bitmesini bekler.

Namaz çıkışı, İmam bu sahte hocaya sorar:

-Ya Şeyh, sizler konuşmanızda benim adıma mesnedi olmayan ve sahih olmayan bilgiler aktardınız.. Neden bunu yaptınız?

O zat:

-Siz kimsiniz? diye sorar. 

İmam ise:

-Ben Numan b. Sabit (yani İmam-ı A'zam)

Bunun üzerine o kişi:

- Bre İmam, senden başka İmam-ı A'zam mı yok, der ve yoluna devam eder..

Bilmem bu hikaye, ne anlatıyor bizlere.....!

Yrd. Doç. Dr. Mustafa GÜVEN

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile