Fethullah Gülen veya bir fazilet mücadelesi

Esintiler - Esâtiz

sutyildirim-fethullah-gulenFazilet mücadelesi diye bir kavram zihnimde çok eskiden beri var. Belki elli yıl öncesinden. Çevremizde örneği azaldığından, dilimizde unutulduğundan ben de unutmuşum.
Bugün, sanki ilk defa zihnime geldi. Çünkü bu müsemmaya tam mutabık müşahhas bir örnek, adeta bütün bir Türkiye’nin gündemine yerleşti. Vatan hasretiyle ciğeri yanan, yaşlı, hastalıklarla bitkin bir ilim ve irfan ehli, bu vaziyetinde böyle bir  mücadeleyi nerdeyse tek başına yürütüyor.

Eğitim sisteminin ihtiyacından doğmuş hazırlık dershanelerinin ani bir müdahale ile kapatılmasının doğru olmadığını savunuyor. Geçen otuz sene zarfında yüz binlerce öğrencinin yararlandığı takviye ihtiyacı ortadan kaldırılmadan buraları kapatmanın, öğrencilerimizi  bu imkândan mahrum bırakmaya, diğer taraftan büyük emekler, fedakârlıklarla açılan ve iki yüz bin civarında istihdam sağlayan bu binlerce eğitim kurumlarını işletenlerin mağduriyetine sebep olacağını söylüyor. “Lütfen bu yanlışı yapmayalım, daha iyi işletecekse devletimizin himayesine verelim, yeter ki heba olmasın, çöpe gitmesin.” diyor. Mesele bundan ibaret! Fakat bu münferit görüş sebebiyle, onu hükümete  karşı çıkan bir baği görmek ve göstermek için fırsat kollayan ne kadar da çok insan varmış! Hani demokraside farklı görüşler zenginlik sayılırdı? Hani gerçekler farklı fikirlerin tartışmasından çıkardı? Geçelim. Ama bu değil bir fırsat, bir bahane bile olamaz. Göreceğiz, bu kitle psikolojisinin etkisi fazla sürmeyecektir.

Bu fazilet mücadelesini sürdüren zat, daha neler gördü neler? Yurtlar açtı, tenkit edildi. Öğrencileri dört aylık yaz tatilinde atıl bırakmayıp faydalı kamplarla  geliştirelim, dedi karşı çıkıldı. Camiye  gelemeyenlere konferanslarla ulaşalım dedi, dudak büküldü. Hazırlık dershanesi dedi, okul dedi, dergi dedi, dürüst gazete dedi, düzgün TV dedi, yadırgandı. Fakat o ve kendisinde isabet ve samimiyet görenler sebatla devam ettiler. Bütün bunların semereleri görüldü. Bu tohumları eken, bu verimi alan çiftçiler Allah’ın lütfettiği eserlere, yetişen nesillere baktılar. Eleştirenlere  karşı nefes tüketme, onlarla mücadele yerine işlerine baktılar. Sonraları eleştirenler de  benzeri şeyleri yapmaya koyuldular.  Yusuf’u  kuyuya atan kardeşleri onun faziletini  en azından vicdanlarında teslim ettiler. Yüz yüze söyleyenler de eksik olmadı. Ama o asla böyle bir itiraf beklentisi içinde olmadı. Hatadan münezzeh mi? Haşa. Münferit hataları olabilir. Fakat bu hizmetlerdeki isabeti tarihen sabit oldu. Etrafındakilere, “Faydasını görerek benzer işleri yapanları rakip görmeyin, o hizmet çığırını açma sevabı size yeter, hem bizim ulaşamadığımız alanlara hizmet götürenleri de takdir etmek gerekir.” dedi. Hocaefendi, Kur’an’dan ve Efendimiz’den (asm) aldığı ölçülere göre hak bildiği yolda azimle, Allah’a dayanıp güvenerek sebat etti. Asla gururla, enaniyetle değil,  bilakis Allah’a kulluk ve mahviyetle, Peygamber vârisi  tarzında yürüdüğü için de, “Ben’im uğrumda mücahede edenleri, gayret gösterenleri elbette muvaffakiyet yollarına koyarım” vaadi gereği Allah muvaffak buyurdu. Onun hizmetinin semerelerini, Allah adamı olduğunu görenler, çevresinde halkalandılar. Bu Müslümanlar onun ihlasını, Kur’an ve Sünnet ölçülerini uyguladığını görerek benimsediler. O, insanların şöyle böyle tanıyıp geçici bir şekilde etkilendikleri biri değil. Altmış yıldan beri hep  toplumun büyüteci altında, şeffaf  yaşayışı, üç nesil tarafından tecrübe edildi: Akranları, talebeleri ve talebelerinin üniversiteyi bitirip hayata atılmış çocukları fazlasıyla gözlemlediler. Onu iyi tanıması gereken bazı  kalem erbabı bile yanılıyor. Hocaefendi’nin temsil  ettiği hizmete “şahıs merkezli” diyerek, şahsa bağlanma şeklinde değerlendiriyor. Hayır! Bu  zat yaptığını şahıs olarak değil, Allah için yaptı, Allah onu muvaffak etti. Çevresindekiler de onun Allah ve Resulü’nün hizmet düsturlarını uyguladığını gördükleri için etkilenip sevdiler. Şahısperestliği ne o, ne de etrafındakiler hayallerinden bile geçirmediler. Oturdukları yerden âleme nizamat vermeye çalışanların tasavvur bile edemeyecekleri binlerce sıkıntılara, mahrumiyetlere katlanarak  yüz kırk ülkede hizmet etmeye çalışanları, Allah rızasından başka hiçbir güç tatmin edemez, fani şahıslar bunu sağlayamaz. Bunu ancak Allah’a ve ebedi ahirete inanan, Hak için halka hizmet eden “ricalün minel mü’minin, Allah’a verdikleri ahde sadık mü’minler” yapar. Ülkemizin doğu ve güneydoğusunda o yörelerin çocuklarını eğiten, ailelerine, millete faydalı nesil yetiştirmek için açılan okullar, yurtlar, dershaneler var. Her zaman hücum, yangın, molotof kokteyline hedef. Biz buradan “kapatılsın, ne çıkar,” derken oradaki öğretmenlerimiz canlarını siper ederek, uykusuz kalarak o çocuklara sahip çıkıyorlar. Her gün tehdit altında yaşıyorlar. Bir tek tehditten korkup sıvışanlar insaf edip, bari o fedakârları eleştirmesinler.

Hocaefendi bu  fazilet mücadelesini yürütürken bir kahraman, bir kumandan edasıyla değil bir mürşid edasıyla “Üslubunuza dikkat edin, hakarete uğrasanız da hakaret etmeyin.” diyor. Kendisi ve hizmeti hakkında yazan yazarların görüşleri okunurken  olumsuz hava hissedince “Devamını okumayın, onlar hakkındaki güzel hatıram bozulmasın.” diyen bir gönül insanı o.

Bu mudur bağilik, bu mudur hükümete karşı çıkma, bu mudur paralel devlet!.. Bu, vehimden başka bir şey değil. Başkasına acımayanlar bari kendilerine acısınlar da bu vehimlerden kurtulmaya çalışsınlar. O, meseleye sadece “bizim gibi  alnı secdelilerin içtihad farkı” olarak bakıp yanlış bir iş yapılmasın diye uyarıyor. Muvaffakiyet Allah’tan.

http://www.zaman.com.tr/yorum_fethullah-gulen-veya-bir-fazilet-mucadelesi_2180915.html

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile