Peygambere Karşı Görevlerimiz

Esintiler - Esâtiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

btopaloglu.jpg

Çeşitli ayetlerden hareketle bir Müslümanın Rasulu Erkeme karşı görevlerini, dolayısıyla gerçek bir mümin olmanın şartlarını, O’na inanmak, itaat etmek, O’nun izinden gitmek, O’nu sevmek ve salatu selam ile anmak şeklinde beş kategori halinde sıralamak mümkündür. Kur’an’da Hz. Muhammed’in peygamberliğini bütün insanları kapsadığını ifade eden ayetin devamında Allah ile birlikte Rasulüne de iman edilmesi emredilmiş (el-Araf 758) bu emir başka ayetlerde iman ve itaat şeklinde tekrarlanmıştır. (Âli İmran 3/32; en-Nisâ 4/136). Kuranı kerimin bir çok yerinde Allah’a itaat ile Hz. Peygambere itaat beraber zikredilmiş, Hz. Peygambere itaatin Allaha itaat sayılacağı belirtilmiş, Allah ile birlikte Rasulüne itaatin kadın ve erkek müminlerin şiarı olduğu ifade edilmiştir. (et-Tebve 9/71).

Kur’an’da her şeyi kuşatan ilahi rahmetten faydalanacak kişilerin nitelikleri belirtilirken Tevratta ve incilde kendisine atıfta bulunulan ve “ümmî bir Nebî” olan Rasüle tabii olmalarından söz edilir. (el-Araf 7/157) Böylece Yahudiler ve hrsitiyanların da Hz. Peygambere inanmaları gerektiğine işaret edilir. “De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” Melaindeki ayet (Ali İmran 3/31) Hz. Peygamberin asrısaadetteki muhatapları yanında bütün insanlığa bir çağrıdır. Ayrıca meşakketli tebük seferine katılan muhacir ve ensar gruplarının “zor gününde peygambere uyma” sınavını başardıkları için ilâhî rahmet ve yakınlığa layık görüldüğü belirtilmektedir. Bu olayla ilgili ayetlerin sonuncusunda, “Medine halkında ve onların çevresindeki bedevî Araplara rasulullahtan geri kalmaları ve onun hayatından önce kendi hayatlarını düşünmeleri yakışmaz” denilmek suretiyle Hz. Peygambere gösterilmesi gereken saygı ve bağlılık vurgulanmıştır. (et-Tevbe 9/117-120).

Diğer peygamberler gibi Hz. Muhammedin de muhataplarının hak dini benimseyip ebedi mutluluğa erişmelerini gönülden arzu etmesi ve bunun gerçekleşmemesinden derin üzüntü duyması, onun insan sevgisinin bir ürünüydü. Rasülü Ekrem insanların Allah’ı tanımalarına ve sevmelerine aracı olduğuna göre hem yaratanı hem yaratılanı seven bir muhabbet şahsiyetidir. Kendisi “habîbullah” (Allah’ın sevgili kulu) olduğunu; fakat bunu öğünme meselesi kılmadığını söylemiş ve habibullah nitelemesi Müslümanların onun hakkında “Rasulullah”tan (Allahın Elçisi) sonra en çok tekrar ettikleri vasıf olmuştur. Kuranı Kerîmde peygamberin müminlere kendi canlarından daha yakın olduğu  (el-Ahzab 33-6), sıkıntıya düşmeleri halinde üzülüp üzerlerine titreyen şefkat ve merhamet gösteren bir duyarlılığa sahip bulunduğu (et-Tevbe 9/128-129) ifade edilmektedir. Ebu Hureyrenin rivayet ettiği bir hadiste Rasulü Ekrem muhatapları karşısındaki konumunu, ateşe düşmekte ısrar edenleri bellerinden yakalayıp kurtarmaya çalışan kimsenin durumuna benzetmiştir.

Rasulü Ekrem muhtemelen övünç vesilesi olarak algılanmaması ve sonraki dönemlerde, hristiyanlıkta görüldüğü gibi, aşırılığa kaçılmaması için kendisinin üstünlüğünü dile getiren beyanlara fazla yer vermemişse de bir çok hadis kitabında peygamber sevgisine dair bazı ifadeleri mevcuttur. “Sizden hiçbiriniz beni babasından, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz.” mealindeki hadis bunlardan biridir.

Kuranı Kerimde geçmiş peygamberlere seçkin kullara ve cennet ehline Allah’ın selamı dile getirildiği gibi, Allah’ın ve meleklerin Hz. Peygambere salat ettikleri bildirilerek müminlerden ona salatu selam getirmeleri istenmiştir. (el-Ahzab 33/56) Allah’ın birine salatı “rahmet, günahlardan arındırma, manevi makamını yüceltme” manasına alınmış, meleklerin ve müminlerin salatı da o kimsenin bağışlanıp yüceltilmesine yönelik bir niyaz olarak yorumlanmıştır. Namazlarda tekrar edilen tahiyyat duasında Allah’a, Peygamber’e, namaz kılanların kendilerine ve Alalh’ın bütün Salih kullarına ssalatu selam okunur; ardından Rasulü Erkeme ve Hz. İbrahim’e özel salat ve bereket dualarında bulunulur, ayrıca ezan içinde yer alan Muhammed ismi 24 saatin her anında Allah adıyla birlikte semaya yükselmektedir. Buna, çeşitli münasebetlerle tekrarlanan kelime-i tevhid ve şehadeti, farz namazlardan önce kâmeti de eklemek gerekir. Bütün bunlar Hz. Muhammedin kitap, sünnet, islam inancı ve dolayısıyla ibadetteki konumunu göstermektedir.

Müminlerin Hz. Peygambere karşı görevleri sıralandıktan sonra belirtilmesi gereken bir husus da ona karşı saygısızlık gösterilmesine izin verilmemesidir. Bütün Peygamberler, inkarcıların kaba kuvvete dayanan reaksiyonlarının yanı sıra, psikolojik eziyetlerine de maruz kalmıştır. Kuranı Kerimde bu davranış “peygambere veya Allah’a ve Rasülüne eziyet” diye ifade edilmiş, kişiyi dünyada ve ahirette lanete ve elem verici cezaya sürükleyeceği haber verilmiştir. (et-Tevbe 9/61; el-Ahzâb 33/57). Peygambere eziyet; onunla alay etme, O’nu küçümseme, çekiştirme, ayıplama, O’na iftira etme, O’nun aile hayatını karalama vb. şekillerde olabilir. “Seb” ve “Şetm” (dil uzatma, taan etme, şahsiyetini zedeleyici asılsız eleştiriler yapma) kelimeleri ile ifade edilen bu tür eziyetler, dini ve ahlaki hayata maddi eziyetlerden daha büyük zarar getirebilir. Bu sebeple alimler Hz. Peygambere dil uzatan müşrik, münafık, inkarcı ve bozguncuların zararlarını ortadan kaldırmak için bazı maddi müeyyideler belirlemiştir.

İslam dininde, peygamberler sevgisine büyük önem verilmekte birlikte bütün sevgilerin üstünde Allah sevgisinin bulunduğu belirtilmiştir. (el-Bakara 2/165). Bu sebeple peygamber sevgisi O’nun gerçek hayatı, şahsiyeti ve dindeki konumuyla parlalel olmalıdır. Ehli Kitap, aslında tek tanrı inancına sahip olduğu halde, peygamberlerine beşer üstü bir konum biçmiş, böylece tevhid ilkesini zedelemiştir. (et-tebve 9/30).

İslam tarihinde Hz. Peygamberi tanrılaştırmaya giden bu tür inanç gurupları ortaya çıkmamışsa da O’nun gerçek hayatı, şahsiyeti ve konumuyla bağdaşmayan bazı aşırı telakkiler bilhassa halk kitleleri arasında etkili olmuştur. Zaman zaman Rasûlü Erkemin şahsiyeti ile ilgili yakıştırmalara yabancılar tarafından ileri sürülmüş bunun yanında peygamberi yüceltme amacıyla asılsız rivayetler ve hayal ürünü malzemeler de üretilmiştir. Hz. Muhammed’in şahsiyetini doğru olarak bilip tanımak, iman ve gönül hayatını O’na göre düzenlemek her müslümanın temel görevlerinden biridir, zira Muhammed s.a.v in Kuran ve Sünnet ile sahih siyer kitaplarında yer alan gerçek şahsiyeti, beşer olması bakımından, taklit edilip uyulması mümkün olan en güzel örnektir.

 

Prof. Dr. Bekir TOPALOĞLU

Yorumlar   

+1 #1 Guest 05-05-2009 20:12
ya güzelde bence biraz daha kısa olabilirdi...
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile