Numan Yazıcı Hocamın Ardından

Esintiler - Esâtiz
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

numanyaziciYıl 1977. Ordu İmam Hatip Okulu 4. sınıfın sonunda, devlet yatılı imtihanını kazandım ve M.E.B. tarafından Sakarya İmam Hatip Lisesi’ne gönderildim. Okula ilk geldiğimde bahçede uzun boylu birisini gördüm, öğretmen mi, öğrenci mi diye düşünürken,

“oğlum, sıraya gir” diye gür bir sesle bize seslendiğini fark edince öğretmen olduğunu anladım. İsmi nedir bu hocanın diye sordum, “Numan Yazıcı” dediler. Daha ilk gün son sınıftaki ağabeylerden Server Aydınlı, Ordu’dan gelen 12 kişi olarak bizi topladı ve “Numan Hoca sizi evine davet etti” diyerek bizi hocanın evine götürdü. Numan Hoca’nın bu daveti ve bizi evinde ağırlaması, halimizi hatırımızı sorması o kadar hoşumuza gitmişti ki, 16 yaşındaki bir çocuğun memleketinden yaklaşık 1000 km. uzakta bir yerde ilk defa çıktığı gurbet hayatında nasıl bir hissiyat içerisinde olabileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. birden;

Numan Hocamızın tam da o duygularımızın yoğun olarak zihnimizde feveran ettiği bir anda bir baba sıcaklığı ile bizi bağrına basması bizim için kelimelerle ifade edilemeyecek kadar büyük bir jest olmuştu. İlk günden itibaren onu her türlü sorunumuzda hep yanımızda gördük.

Hadis dersimize geldi iki sene. Öyle titiz, öyle disiplinli bir hoca idi ki, hadisleri tahtaya yazar, “kırık mana” ifadesini kullanarak önce metinde geçen tüm kelimelerin altını çizer ve Türkçesini altına yazar, sonra “toplu manası”nı yazdırırdı. Hadisleri yazmamız için boyutlarını kendisinin belirlediği bir defter aldırır, her dönemin sonunda bu deftere ödev notu verirdi. Vefatından bir müddet önce kendisine de gösterdiğim o defterimi 32 sene numanyzci sonra hala muhafaza ediyorum. O defterde bulunan hadislerin çoğunu bize ezberletmişti, yıllardır onları çeşitli vesilelerle yaptığım konuşma ve konferanslarımda hep tekrarladığım için unutmadım. Onun öncülüğünde okulumuzda yapılan hadis ezberleme yarışmasında da dereceye girdiğim için bu hadisler zihnimde daha da pekişti.

Sosyal etkinliklere çok önem verirdi. Okulda düzenlenen münazara, kompozisyon ve şiir okuma yarışmalarına da öncülük ederdi. Altıncı sınıfta iken okulun bahçesinde Üstad Necip Fazıl’ın “Zindandan Mehmet’e Mektup” şiiriyle katıldığım, ezbere şiir okuma yarışmasında; “yarın elbet bizim, elbet bizimdir/gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir” mısralarını okurken gözyaşlarını tutamamıştı.

Disiplinli ve titiz öğretmenliği yanında aynı zamanda mütefekkir bir düşünce adamıydı. Bizi hayata hazırlamak, sağlıklı bir fikri yapıya ulaşmamız için kitap listeleri vermek, düşünce ufkumuzu açmaya yönelik konuşmalar yapmak onun yılmak, yorulmak bilmeyen işlerinden biri idi. 12 Eylül öncesinin ateş çemberi içerisinde, herhangi bir zarara maruz kalmamamız için gecesini gündüzüne katar, koruyucu meleğimiz olurdu. Son sınıfa geldiğimizde yıllardan beri içinde bulunduğu ideolojik çizgi ile ilgili özeleştiriler geliştirmeye başlamıştı. Bizim ancak yirmi sene sonra farkına varabileceğimiz özeleştirileri o 1979-1980 yıllarında yapmış, bu yaklaşımı bizde şok etkisi meydana getirmişti. Bu yüzden saatlerce süren tartışmalara girmiştik. İmam-Hatipten mezun olduktan sonra mektuplaşma yoluyla bir süre bunu devam ettirdik. Yıllar sonra o ileri görüşlü hocamızın özeleştirilerinin ne kadar isabetli olduğunu gördük.

Sakarya İmam-Hatip’ten 1980 yılında mezun olduk ve İstanbul’a İlahiyat Fakültesine girdik. Mezun olduktan sonra Numan Hocamla belki de ilk görüşmemiz Mayıs 1983’te Necip Fazıl’ın cenazesinde oldu. Binlerce kişinin arasında tevafuken yan yana geldik ve Demirkapı’dan Eyüp’e dönerken eller üstündeki cenazeyi askerlerin zorla alıp cenazeye katılanları coplamaya başladığı ana kadar birlikte yürüdük. Sonra 10 yıl daha geçti ve 1993 yılında Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi açıldı. O yıl ben, bir yıl sonra da Numan Hocam fakültede göreve başladık. 14 yıl sonra aynı fakültede görev yapan meslektaş olduk. Arapça okutmanı olarak gelmişti fakülteye. Öyle gayretli, öyle azimliydi ki, 25 senelik hoca olmasına rağmen, sanki göreve yeni başlamış bir öğretmen azmi vardı. 4 yıl önce emekli oluncaya kadar aynı azimle devam etti. Bu arada hadisten yüksek lisans yaptı. Yüksek lisans hocası, Erzurum İmam-Hatip Lisesi’nden öğrencisi olan Prof. Dr. Abdullah Aydınlı idi. Kaderin cilvesine bakın ki, bu kez o öğrencisine öğrenci olmuş, bu durumdan dolayı hiç de yüksünmemişti. Tez savunmasında jüri üyelerinden birisi de bendim. İki öğrencisinin karşısında savunmasını yaparken bir ara durmuş ve “ikiniz de öğrencim oldunuz, ama şu an ben karşınızda heyecandan terliyorum” demişti.

Emekli olmasına rağmen fakülteden asla kopmamış, özel dersler vermeyi sürdürmüş, fakültedeki odasında çalışmalarına devam etmiş, yazdığı kitaplarla güzel konuşmasının yanında iyi bir yazar olduğunu da ispatlamıştı. Gereksiz yere hiç konuşmazdı. Eğer ağzından bir cümle çıkacaksa o mutlaka gerekli ve faydalı olmalıydı. Az, öz, ancak çok güzel konuşurdu. Denge insanıydı. Aşırılıklardan asla hoşlanmazdı. Yeri geldiğinde çok güzel latifeler yapar, taşı gediğine koymayı çok iyi bilirdi. Fakültemizin ilk dekanının görevi sona erip ikinci dekanı göreve başladığında ikisi arasındaki farkı soranlara o, “gideni konuşturamıyorduk, geleni de susturamıyoruz” diyerek veciz bir latifeyle iki hocamızın konuşma konusundaki özelliğini özetlemişti.

Onun adı fakültemizde Arapçayla özdeşleşmişti. Arap Dili ve Belagatı Ana Bilim Dalımız onun ve diğer hocalarımızın gayretli çalışmaları sayesinde Türkiye’deki ilahiyat fakülteleri arasında hep örnek gösterildi. Hele Arapça yaz kursları ve bu kurslara verdiği destek unutulmayacak güzelliklerle sürekli anılacaktır. On yılı aşkın bir zamandır hiç ara vermeden devam eden Arapça yaz kurslarının sonunda düzenlediğimiz piknik de onun için özeldi. Başka pikniklere pek katılmazken, bu pikniğin gerçekleşmesi için bizzat kendisi gayret ederdi. Vefat ettiği gün bile bu seneki kurs sonu piknikle ilgili görüşmeler yapmıştı. Çünkü burada da piknikten ziyade yine Arapça ile iç içe olma durumu vardı. Öğrenciler Arapça sunuculuk, Arapça piyes, Arapça fıkra, Arapça şiir vs., kısaca kursta öğrendiklerinin pratiğini yapıyorlardı.

Hocamıza hiç emekli olmuş gibi davranmadık. Ara sıra odasını arardım, halini hatırını sorardım, ardından da; “burada mısınız, değil misiniz diye kontrol ediyorum, fakültede bulamazsam savunmanızı isterim, ona göre” diyordum ve bizim bu yaklaşımımız hocama inanılmaz keyif veriyordu. Hatta son konuşmamız da bununla alakalıydı. Vefat ettiği gün dört saat dersini yapmış, saat 13.45’de toplantı salonunun önünde Ekrem Gülşen hocayla birlikte yürüyorlardı. Ekrem Hoca, bölüm toplantısından erken çıktığını söyledi. Ben de; “Numan hocam da mı erken çıktı” diye latife yaptım. O da; “ceza mı yazacaksın?” dedi. “Toplantılara katılacaksınız, hiç dinlemem yazarım” dedim. Gülüştük ve ayrıldık. Bu son konuşmamız oldu. Biz akademik kurul toplantısına girdik, o da evine gitmiş. Birkaç saat sonra Hakk’a yürüdüğü haberini aldık.

Hocamızın en büyük eseri öğrencileridir. 40 seneyi aşkın süre içerisinde binlerce öğrenci yetiştirdi. Gerek imam-hatip lisesi öğretmenliği ve gerekse ilahiyat fakültesi okutmanlığı vesilesiyle binlerce öğrencisi oldu. Onların her biri kesinlikle inanıyorum ki, vefat haberini duyduklarında yüreklerinden bir parçanın koptuğu hissiyle acı çekmişlerdir. Ama ne mutlu ona ki, binlerce talebesi onun için Fatihalar okuyorlar, dualar ediyorlar. O bunları hak etmişti. 66 yıllık ömründe Allah için sevmiş, Allah için kızmış, Allah için üzülmüş, Allah için sevinmiş kısacası yaptığı her şeyi Allah için yapmıştı. Fotoğraf albümünde çocukluk resmini gördüm. Yüzündeki 6 yaşındaki masumiyeti ne ise 66 yaşındaki masumiyeti de o idi. Kabrin nur, makamın cennet olsun benim melek yüzlü güzel hocam. Ayrılığının verdiği hasreti, Cennette buluşuruz umuduyla hafifletmeye çalışmaktan başka çaremiz yok. Son söz, dünya fani ahiret hak, Hüve’l-Baki.

Prof. Dr. Ali ERBAŞ

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı

Not: Numan Yazıcı hocanın İmam Hatip Lisesi’nden öğrencisi ve Yeni Sakarya Gazetesi yazarı, Dergâh Dergisi’ndeki Aynalıkavak Yazıları’nın muharriri Fahri Tuna Bey’in hoca hakkındaki makalesi için:

http://www.yenisakarya.com/2.0/2.0/kose.asp?id=3718

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile