Şam Rüyası (Devam)

GEZİyorum
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times
  sam_1.jpg
    Birkaç gündür Suriye gezisiyle kuşatılmış durumdayım.Her şey o kadar ani oldu ki. Son anda alabildiğim iznin şaşkınlığını atamadan dört günde tüm işlemleri bitirme kabusuyla baş başa idim. Arkadaşlarım bir hafta önceden işlemleri tamamlamış ve ailelerini görmeye gitmişlerdi. Dolayısıyla tüm bunları yalnız halletmem gerekiyordu. Yaşam  buydu belki de: ümit ve korku. Ümitlere tutunup riske girmek ya da korkulara sığını ölmek.
Sonunda bitti Belki de kurtuldum dememem gerekir. Heyecanı bile güzeldi. Şimdi yoldayım. Otobüsteki  benlik yitimini yaşadığım o ana dönerken o panik halim geride ve ikilemlerin kıyısındayım, titreyişin ve unutuşun, akarken kalbim unutuşa. Bu kadar ani hislerimiz, bu kadar çabuk değişebiliyor.  Aynı anda, milyonlarca insanın ruhundan neler geçmiyor ki. Benim farklı anlarda yaşadıklarım, belki çok daha fazlası bu anın içinde. Şimdi geride kalan çocuk örneğin; aldığı iznin coşkusuyla uçarken ruhu eşlik ediyor kuşlara, belki de kaybolmuş, birinin gelip onu bulmasını bekliyor, çocukların o ufacık şeylerde bile düştükleri korkuyla. Başka biri ekmek teknem dediği boya kutusunu düşürmüş; kırık cam şişelerden akan boya gibi karanlık akıyor göz yaşları. Yaşam boya kutusunda o an ve onunla kırılıyor sanki. Hayatın gerçekleri denilen, nedense dimağa hep acı bir tat bırakan tamlamayı ilk defa duyuyor belki de. Gerçeklerin neden acı olduğunu anlamıyor, gerçeğin ne demek olduğunuysa hiç!

     Bir başkası bakışlarının kilitlendiği gözleri düşünüyor; ayakları yerden kesilmiş, bulutlarda. Başak bucunu simgelen hayalci kız o belki de. Belki de ülkesi işgal altında, ayaklarının altındaki toprak sarsılmış yine. Bombanın gürültüsüyle kapanan gözleri donmuş, buz gibi bakıyor şimdi, etrafındaki kopmuş kollara, başlara. Anlamıyor nasıl hayatta kalabildiğini. Anlamadığı mucizesiyle ısıtıyor içini. Aynı anda suçluluk sarıyor benliğini, aynı yazgıyı paylaşamamanın sızısı siniyor üzerine. Hediye özgürlüklerin kutusunu açmış istemeden. Başına dayatılan silahla hediyesine bakıyor, üzerinde demokrasi yazıyor. O an İstanbul’u işgale gelen Fransız demokrasi gemisi geçiyor gözlerinden dili orwell olmasa da.

           Bir andı işte; aşkı nefreti korkusu her şeyiyle bir an… Bin yıl önce de her şey bin yıl sonra da. Tıpkı bir an gibi bir yaşam da başını yasladığı omuzdaki huzuru, sevginin ışıltısının sindiği gözleri, hayal kırıklığını, ümitlerin tükendiği bir anda mucizeyi, karlı bir gecede şalına sarınmış, çayını yudumlarken kristallere eşlik eden yolculuğunu sarmalıyordu kendince. Böyleyken her çağın insanı neden kendini talihsiz kıyamet nesli olarak tanımlıyordu. Elindekiyle yetinemeyişin bir yansıması mıydı bu ya da fark edemeyişin, mutluluğu hep yaşamın dışında arayışın. Belki de kolay olandı, kuşatanlara teslim olmaktı, her kabulleniş gibi kaçmaktı. Belki de…

Yorumlar   

0 #1 Guest 27-11-2009 20:53
Çok güzel, teşekkürler paylaşım için. Suriye'ye gitmek nasip oldu elhamdülillah. O kadar güzel ki, ömrümün en güzel anlarından biri oradaydı... Şam, kalb ülkemin baş kenti olmaya aday bir yer. Busra beni ağlatan,duygulandıran yer... Selahattin Eyyübi'de Kudus'ü anıyor, Hz. Hüseyin'de Kerbela'yı anımsıyor, İslam Tarihi'nin o sayfalarını yüreğinizden tekrar tekrar okuyarak hüzünleniyorsunuz. BabusSağır'de, Bilal'in yanında diz çökerken, Cafer-i Tayyar'la cennete uçmak istiyorsunuz... Ebu'd-Derda'nın mütevazi kabrinde onun hayatını düşünürken, Cebel-i Kasyum'dan "Ah Şam, sende kimler gizli? Sen ne güzel şehirsin" diye sevginizi katmerlendiriyorsunuz. Habil as'da ilk insana selam ediyor, ömrün kısacık olduğunu anlıyorsunuz." Şam halkının muhteşem Türk sevgisini görürken, aniden türkçe konuşan bir arapla karşılaşabiliyorsunuz. Yahya as'a dua ederken, Emevi'de okunan ezanı içinize çekiyorsunuz... ŞAM... ÇOK GÜZEL...
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile