Şam Rüyası

GEZİyorum
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times
sam.jpg      İki güne yakın uzun  bir yolculuktan sonra Şam’dayım. Dehşetengiz bir yorgunluk ancak gözlerinizin önünde uzanan Şam ise geriye hayret kalıyor sadece. Şehrin değişik bir dokusu var. Hem eski, hem tarihi, hem özgün, hem de gündelik yaşamla adeta bir müze görünümdeki kent birbiri içinde erimiş. Tarih müzelerde değil burada. Yaşamın içinde, geçmiş eşlik ediyor bu güne, insanların tebessümlerine, telaşlarına.
      Binalardaki doku, sokaklardaki doku, yüzlerce sahabenin ruhu, Bilal-i Habeşi’nin ruhu, Ebu Hureyre’nin ruhu… Belki de bu yüzden eleştirel düşünce uyanamıyor bu topraklarda. Eleştirmek dışına çıkmaktır aynı zamanda kopmaktır yabancılaşmaktır yaşama. Oysa burada insanlar hayata yön vermiyor,  ram olmuş. Doğunun mistikliği... Yaşamını sistemleştiremeyişi tam da bu yüzden kendini yaşama bırakması, isyandan çok kabullenmesi, elindekini mucizevi bir şekilde coşkunlaştırması…

     Şam sokaklarında yürürken bu yok oluşa eşlik ediyor insan istemese de. Işıl ışıl gözleri, huzur dolu, isteyecek bir şeyleri kalmamış gibi. Tanıdığınız birinin gözlerindeki  güvenle ısınıyor sanki içiniz. Farklı bir yerde yaşamanın büyüsüne kapılıyorsunuz yabancılığı hissetmeden. Bambaşka bir yerde evindeymiş gibi bu kadar rahat yaşamak, karşılaştığınız herkesin sizin için bir şeyler yapma heyecanına tanık olmak. Bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum muhteşem bir şey, yaşanılası.

     Bu sadece misafirperverlik mi yoksa bizimle olan yıllara özlem mi? Bir anda kopan onca şeyin özlemi. Bu kadar yakınken nasıl bu kadar uzak kalabildik. Birlikte ama yalnız: iki yabancı. Bu topraklarda neler konuşuldu yıllardır ve neler konuşulmakta? Hangi düşünce hükmediyor kendisi olamayan zihinlere. İngiltere’yi tanıdığımız kadar tanımıyoruz birbirimizi. Türkiye olmayan bir Türkiye tasavvurları var özellikle geçmiş için. Aynı şey bizim içinde geçerli değil mi? Bildiğimiz Şam değil, ama ne olduğunu da çözümleyebilmiş değiliz. Sadece artık buraya bakanların gözlerinden değil, kendi gözlerimizle görmek istiyoruz tanımak istiyoruz her ne kadar kapalı bir kutu olarak kalmak istese de.

     Tabi bir medreseden nasıl açabiliriz bu kapalı kutuyu bilmiyorum. Vaktimizin bir çoğu medresede geçiyor ve burası tam bir medrese. O kendi kendini tüketen mantık hala capcanlı burada, bilgisi  de yaşamı da kalıplardan ibaret. Yılların emeği ilim bir adım ileri götürülemiyor bu yüzden. Buradaki derslerimiz daha çok Hadisle ilgili ve hadis şerhleri aynı ifadenin farklı söyleniş şekilleri sadece, tutuk, kopuk kendi bağlamında sadece, insanı farklı yönleriyle birlikte onları aşarak büyütmüyor, sanki tek yönlü bir canlı tek bir yolda ilerleyecek ve ulaşacak birliğe. Oysa birliğe ulaşmanın bizatihi kendisi farklılığı, çatışmayı barındırmıyor mu? Neden amaç ilerleme değil de vahdaniyet, kelime açıklamasını da kapsamıyor mu?.. Mistikliğin çıkmazı…

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile