Bir Arap Ülkesinde Arapça Öğrenmenin Zorlukları

GEZİyorum
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times
Daha önceden belirli bir Arapça eğitimi almış ve klasik metinleri rahatlıkla okuyabilecek bir seviyeye ulaşmış olsanız dahi günlük hayatta bu dil kullanılmadığından Kahire’deki ilk günleriniz sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Benim gibi Arapça’yı Araplardan değil de Türk hocalardan öğrenenler ve de pratiği olmayanlar için günlük hayatı sürdürürken zorlandığınız anların olması kaçınılmaz bir durum.


Çünkü başlangıçta sokakta insanların konuştuklarından hiçbir şey anlamıyorsunuz. Hatta kendi kendinize “ben bu dili bilmiyorum” diyebilirsiniz. Ama böyle düşünmeyi bırakıp konunun üzerine giderseniz süreç içinde ne söylediklerini anlamaya ve hatta aynı kalıpları siz de kullanmaya başlıyorsunuz.

İlk günler aynı kelimeyi söyleseniz dahi telaffuz farklılığından dolayı sanki Arapça konuşmuyormuşsunuz gibi yüzünüze garip garip bakabiliyorlar. Geldiğim günlerde devam eden kitap fuarında katalog kelimesini her seferinde üç kez tekrar ederek anlatabilmiştim. Gün boyunca her standda ancak ben üç kere katalogları olup olmadığını sorduktan sonra sanki farklı bir şey söylüyormuşum gibi “ha katalog” deyip isteğimi yerine getirdiler.

Bu anlaşmazlık zaman zaman insanın canını sıksa, hatta ilk günlerde moralinizi bozsa da bazen eğlenceli olabiliyor. Hatta halk dilini biraz öğrenmeye başlayınca konuşmak daha zevkli bir hale dönüşüyor. Sonra Kahireliler, yabancıya alışık olduğu için size karşı olumsuz bir tavır takınmıyor, aksine yardımcı olmaya çalışıyorlar. Meselâ geçen gün amice “bu nedir” diye sorarak manavdaki bütün meyvelerin adlarını tek tek öğrendim. Orada çalışan iki genç çocuk bıkmadan, defalarca, telaffuzumu düzeltene kadar bana meyve adlarını tekrarlattılar. Önce onlar gür sesleriyle isimleri söylediler; ben de onların seslerinden aşağı kalmamak için çocuklar gibi bağırarak tekrar ettim. Etraftakiler de halimize bakıp güldüler. Açıkçası isimleri öğrenmenin yanında gösterdikleri sempati ve ilgi de çok hoşuma gitti. Üstelik belki unuturum diye bir de onlara isimleri yazdırdım. Önümüzdeki günlerde gidip sebze isimlerini öğreneceğim.

Aslında, eğer bir ülkeye gidiş amacınız arasında, dilinizi geliştirmek de varsa, olabildiğince, halk arasında insanlarla iletişime geçmenizin bu niyetinizi gerçekleştirmenize büyük katkısı oluyor. Zaman zaman canınız istemese, benim gibi kendinizle baş başa kalmayı sevseniz de geliş amacınızı hatırlayıp insanlarla diyalog kurma imkânlarını değerlendirmeniz ve hatta imkânlar yaratmanız gerekli. Bunların neticesinde daha bir ay geçmeden konuşmanızda önemli gelişmeler oluyor. Tabii bunu elde edebilmek için bir kısım arkadaşların yaptığı gibi hayal kırıklığının verdiği küskünlükle “bana lazım olan fasih Arapça” diyerek kulaklarınızı amiceye tıkamamanız ilk şart.

Bu arada özellikle Mısır halkının kullandığı Arapça için bazı temel kaideleri bilmenin anlamayı kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı olduğunu söylemem lazım. Meselâ kaf harfinin elif, peltek se’nin te, cimin ise ge olarak telaffuz edildiğini, olumsuz yapmak için kelimelerin başına “miş” getirdiklerini, öğrenince ilk duyduğunuzda size yabancı gelen pek çok kelime ile daha önce tanışmış olduğunuzu fark ediyorsunuz. Sonra halk dilinde pek çok Türkçe kelime mevcut. “Yok” demek için “miş mevgûd”, “imkânsız” “miş mümkîn”, “bilmiyorum” için ise “miş ârif” demeniz yeterli. Yol tariflerinde “dosdoğru gitmek” “dogrî” diye ifade ediliyor. Ayrıca amicede çorap, çanta, baba, abla gibi pek çok ortak kelime var. Tabii bütün bunları bilseniz dahi söylenenleri idrak edebilmeniz için biraz zamana ihtiyacınız oluyor. Henüz bu ülkede yeni olduğum bir dönemde, bir arkadaş “kalem” değil de “elem” diyerek kalemimin olup olmadığını sorunca, ilk seferde anlamadığımı itiraf etmeliyim. Ama garipsediğiniz bu telaffuzları duymaya zamanla o kadar alışıyorsunuz ki başka bir şive size garip gelebiliyor. Suriye’de bulunduğum sırada cim harfini bizim öğrendiğimiz şekilde ce olarak söylenmesini kulaklarımın yadırgadığını hatırlıyorum. Orada sanki kendimi Karedeniz bölgesindeymişim gibi hissetmiştim.

Tabii buraya geldiğimde, bana pek çok arkadaşın tavsiye ettiği gibi özellikle akşam dokuz haberlerini dinlemek, haberlerde fasih konuştukları için, hem ilk günlerde bazı şeyleri anlamanın tadını duyurarak moral veriyor, hem de Arapça dinlemenizi geliştiriyor. Kulaklarım Arapça ile tamamen dolsun diye evde olduğum sürece radyo, televizyon veya teypten birini ne işle meşgul olursam olayım açık tutuyorum. Yabancı dili öğrenmenin bir başka temel kuralı olan kendi diliyle konuşmamayı ise her zaman başarabildiğimi söyleyemeyeceğim. Burada o kadar iyi Türk ailelerle tanıştım ki ister istemez onlarla görüşüyorum. Bazen “niye bu kadar iyisiniz” ki diye onlara latife yapıyorum.

Başlangıçta yaptığım bir başka hata da, diyalogda sıkıştığım durumlarda İngilizce’den yardım almak oldu. Uzun süredir İngilizce pratik yapmadığım halde, ne zaman Arapça bir ifadeyi hatırlamakta zorlansam aradığım mananın İngilizce’si beynimin mahzenlerinde bile olsa fırlayıp çıkıyor sanki. Hatta bazen Arapça söyleyeyim derken farkında olmadan dilimden İngilizce’si dökülüyor. O anda kendi kendime çok sinirleniyorum. Arapça kelime hazinemi gün yüzüne çıkarmak ve bütün İngilizce kelimeleri silip atmak istiyorum zihnimden.

Mısırlılar, İngilizce konuşmayı seviyorlar. Eğer muhatapları bu dili biliyorsa, kendileri yarım yamalak konuşsa dahi, İngilizce iletişim kurmaya çalışıyorlar. Bir keresinde üniversitede öğretim üyesi olan bir beyle garip bir diyalogumuz olmuştu. O benim yabancı olduğumu öğrenince ısrarla İngilizce konuşmuş, ben de ısrarla her cümlesini Arapça cevaplamış, ilk zamanlar yaptığım hatayı tekrarlamayarak tek bir kelime İngilizce konuşmamıştım. Sonunda dayanamayıp neden benimle İngilizce konuştuğunu sordum. “Siz yabancısınız, İngilizce’yi daha rahat anlayacağınızı düşündüm” dedi. Ben de “farkında mısınız ben size Arapça cevap veriyorum” dedim. Ondan sonra özür diledi ve kendilerinin fasih Arapça konuşma alışkanlığı olmadığını, halk dilini ise benim anlamayacağımı düşündüğünü ifade etti.

Benzer onlarca olay yaşadım. İlk zamanlar Arapların kendi dillerini fasih bir şekilde konuşmakta sıkıntı çektiklerini görmek beni kahrediyordu. Özellikle fen ve teknik eğitim almış olanların İngilizce’yi tercih etme sebebini, bu üniversitelerde eğitimin İngilizce yapıldığını öğrenince daha iyi anladım.

Bu açıdan Türkiye’de bütün branşlarda kendi dilimizle öğretim yapabilecek bir seviyeyi yakalamış olmakla önemli bir başarı elde etmiş olduğumuzu düşündüm. Sonradan yaptığım araştırmalarda bütün Arap ülkelerinde durumun böyle olmadığını öğrendim. Meselâ Suriye üniversitelerinin bütün bölümlerinde Arapça öğretim yapılıyormuş. Bu noktada Mısır’ın farklı bir politikası var sanırım. Belki de hâlâ İngiliz etkisi devam ediyor denebilir. Gördüğüm kadarıyla her ne kadar Arapça’nın yaygınlaşması amacıyla çalışan dernek ve cemiyetler bulunsa da böyle bir düşüncenin devlet politikası olarak hedeflendiğini söylemek güç. Hatta halk dilinin yaygınlaştırılması amaçlanıyor olabilir. Meselâ Kahire Ortadoğu’nun sinema sektörünün merkezi konumunda bulunmasına rağmen, çoğunlukla Ramazanlarda yayınlanan tarihi ve dini filimler hariç bütün dizi ve filmler amice çekiliyor. Bu sebeple diğer Arap ülkeleri Mısır halk dilini anlıyorlar. Ürdün’de çizgi filmlerin fasih Arapça olduğunu görünce çok şaşırmış ve çocukların Arapça öğrenimi için ne kadar faydalı olduğunu düşünmüştüm. Mısır’da ise aksi durum hâkim. Hatta Amiceye dayanan bir edebiyat gelişiyor. Okullarda ise dersler amice anlatılınca çocukların fasih Arapça’yı aktif olarak kullanacakları bir alan kalmıyor. Amice üniversitelere dahi girmiş durumda. Eskiden üniversite hocasının ders esnasında halk dilini kullanması çok ayıp kabul edilirmiş. Şimdi ise…

Bu şartlar altında Arapça, günlük hayatta sempozyumların dili olarak kalıyor. Katıldığım programlarda bazen can sıkıcı hadiseler yaşıyorum. Meselâ konuşma arasında amice bir espri yapıldığında herkesin güldüğü bir ortamda ben bir şey anlamadan kala kalıyorum. Açıkçası bu olayları yaşamak bir taraftan beni Mısır aksânını öğrenmeye zorlarken diğer taraftan Arapça öğrenme hevesime ket vuruyor. Çünkü bir Arap ülkesinde iki dil birden öğrenmeniz gerekiyor. Halk dili ve Arapça. Ben Arapça’ya hayatın her alanında kullanacak şekilde hâkim olmak istiyorum, Arapların ifadesiyle “bi talaka” konuşmak istiyorum ama bu dil bu anlamda konuşulmuyor. Sanki yazılı metinler içine hapsedilmiş ölü bir dil öğreniyorsunuz. Öğrendiğiniz kalıpları kullanacağınız alan yok. Siz de ister istemez halk diliyle konuşmaya başlıyorsunuz.

Günlük hayat içinde bu durumu fark edince, Dârü’l-ulûm Fakültesi’nde olduğum için bir kez daha Allah’a şükrettim. Burada bir yıl boyunca bana her konuda yardımcı olacak arkadaşlarla tanıştım. Onlarla sürekli fasih Arapça pratik yapma şansım oldu. Bazen metroda birbirimizi anlamak için yüksek sesle konuşuyorduk. O zaman müteaddit defalar garip bakışlara tanık olduk. Birkaç kez de bakış sahipleri neden Arapça konuştuğumuzu sordular. Ne üzücü bir durumdu. İnsanlar kendi dilleriyle konuşulmasını tuhaf buluyordu. Benim yabancı olduğumu öğrenince bakışlar değişti. Arkadaşım Arapça konuşulmasının yaygın olmadığı, günlük hayatta fasih Arapça konuşulmasının ukalalık olarak değerlendirildiği şeklinde bir açıklama yaptı.

Hayatın hemen hemen her alanında halk dili engeliyle karşılaşmak biz yabancıların kaderi galiba diyorum. Amicenin bu hâkimiyeti karşısında Kur’ân ve sünnet metinlerinin Arap Dili’ni muhafaza ettiği fikrinin ne kadar doğru bir tespit olduğunu anlıyorum.



     Y. Doç. Dr. Hülya Alper
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
         Kelam Anabilim Dalı

Yorumlar   

0 #2 Guest 10-06-2008 13:41
Maalesef Arap ça günümüzde sadece bir literatür dili şeklini almış.Hatta Latince nasıl bir konumda ise Arap ça da öyle desem abartmış olmam heralde.Her ne kadar Arap ülkelerinde basında yayında vs fasih Arap ça(ben buna modern Arap ça diyorum) kullanılıyorsa da bu dil hi ç bir zaman hicri 3.yüzyıla kadar arabistanda halk i çinde konuşulan edebi Arap ça'nın seviyesine ulaşamayacaktır çünkü inkıraza uğramıştır.
Alıntı
+1 #1 Guest 23-02-2008 23:51
Mısır Hükümetinin fasih arap çayı yketmeye yönelik olarka amicenin gramerini okullarda ders olarka okutacağını duymuş bulunmaktayız. İfade ettiğiniz hususlar halkın da buna meyyal olduğunun göstergesi. Arap aleminin bu gidşin hayırlı bir gidiş olmadığını far etmesi daha ne kadar sürecek.
Arap alfabesini terk edip latin alfabesini kabul etmemizin ceremesini çeken bizler bunu fark etmişken onların kendi dillerini göz göre göre gayya kuyusuna yuvarlamaya çalışmaları tek kelime ile esef verici. Allah izan versin. Vesselam...
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile