Hayallerin Şehri New York'a Yakından Bakın II

GEZİyorum
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

New_York_Gzlemleri_2_4New York yemek kültürü açısından da karışık bir şehir. Her türlü  yemeği ama özellikle orta-doğu yemeklerini bulmak gayet kolay. Bagel ve Pizza New York denildiğinde akla gelen iki vazgeçilmez.

 Bagel simit benzeri, zamanında Hollanda asıllı kişiler tarafından Amerika’ya getirilen bir yiyecek. (New York kenti aslında Hollandalılar tarafından 1600’lerde New Amsterdam adıyla kurulmuş olduğu için zaman zaman kültürel etkiler görülebilmektedir) Genellikle kahvaltı ya da öğle yemeği niyetiyle krem peynir sürülerek ve kahve eşliğinde yeniliyor. Pizza ise her  zaman her an. Cips yedikleri şeylerin yanında tüketilen bir gıda. Hot Dog denilen sosisli sandeviçler insanların çabuk ulaşabilecekleri yiyeceklerden. Bir de ballı fıstık hazırlıyor genellikle Pakistanlı olan satıcılar. Kola da New York’lular için önemli bir içecek. Çok fazla tüketiliyor. Hatta bazı metro-otobüs reklam panolarında kola veya çok şekerli kahvenin kiloya yol açacağına dair uyarılar görüyorsunuz. Zira obezite ülke için büyük bir sorun olarak görülüyor. Kimi insanlar ulaşım araçlarının koltuklarına zor sığmalarına rağmen ellerindeki yiyecekleri yemeye devam ediyorlar. İsrafın sadece sokağa atmak olmadığını, midenin gereksiz yere doldurulmasının ne denli büyük bir israf olduğunu farkediyorum. Açlıktan kıvranan bölgelere inat hamburger yeme yarışmaları düzenleniyor her yıl New York’ta. New_York_Gzlemleri_2_1

 Marketlerde koşer ürünlerin (Musevilikte yenilmesi ve kullanılmasında dinen bir sakınca bulunmayan ürünler) bulunduğunu görüyorsunuz. Ürünler üzerindeki U veya K sembolleri –koşer ile helal her ne kadar tamamen aynı şey olmasa da- New York’lu müslümanlar için de ürünün yenilebilir olduğuna işaret kabul ediliyor. Kimi zaman koşerli ürünler büyük marketlerde ayrı bir bölümde satılabiliyorlar. Helal damgası ise sadece helal ürünler satan marketler (genellikle Arap veya Türklere ait oluyor) dışında pek gözünüze çarpmıyor.

New York’ta temizlik ürünleri, atıştırmalıklar, makyaj ürünleri ve ilaçların satıldığı eczaneler 24 saat açık oluyor. Reçetesiz satılan ilaçları raflardan gidip kendiniz alabiliyorsunuz. Reçeteli ilaçlara ise ancak eczanede çalışan görevliye reçetenizi sunarak ulaşabiliyorsunuz. Adını bile bilmediğiniz bin bir çeşit meyve görüyorsunuz manavlarda. Farklı bölgelerden farklı meyveler geliyor.

New York’ta zaman çok kıymetli. Günler 24 saat değil 18 saat gibi geçiyor. Bu sepeple insanlar her şeyi mümkün olduğunca hızlı halletmeye çalışıyorlar. Arabadan inmeden para çekebileceğiniz bankalar ya da arabadan inmeden yiyecek siparişinde bulunup yiyeceğinizi alabileceğiniz  drive-through şubeler yaygın. Bu hem aceleden hem de insanların üşengeçliğinden kaynaklanıyor.

Drive-throughlar yaygın olmakla birlikte kimi yerlerde insanlar arabalarını yiyecek alacakları dükkanın parkına parkedip park alanındaki otomatik sistemden içeriye siparişte bulunabiliyorlar. Birkaç dakika içinde elinde siparişlerin bulunduğu tepsiyle ayağında paten ayakkabısıyla mümkün oldukça hızla kayarak bir görevli geliyor ve siparişi teslim ediyor müşteriye.

Herkes koşturarak gideceği yere varmaya çalışırken hayatı hızlandırmak için sizden sonra gelen kişiye kapıyı açık tutmak bir nezaket göstergesi kabul ediliyor. Zaten kapılar yangın gibi acil durumlar için dışarıya doğru açıldığından önden çıkan arkadakine kapıyı açabiliyor.

Sosyal hayatta dini ahlaki öğretiler kapılar ya da binalar üzerindeki yazılarda görülebiliyor. Her yerde “God Bless America”(Tanrı Amerika’yı kutsasın) yazısıyla birlikte kimi zaman “Love thy neighbor”(Komşunu sev) tarzında cümlelere de rastlayabiliyorsunuz.

Sosyal hayatta bireyselciliğin her türlü yansıması görülebiliyor. İnsanlar birbirine karşı mesafeyi koruyor, öyle yaklaşıp dokunamıyorsunuz. Metrolarda gördüğünüz bin bir milletten şeker mi şeker bebeklere bile ancak geriden bakıp gülümseyebiliyorsunuz. Geriden gelen kişiye dokunma-çarpma-rahatsız etme ihtimaline binaen insanlar yaklaşırken “Sorry” diyerek geçiyorlar. Aslında en çok duyduğunuz kelimelerden biri “Sorry”  diğeri “Thank you”.

New_York_Gzlemleri_2_2Özgür New York halkı. Bazen öyle özgür ki bu kadar özgürlük gerçekten iyi birşey mi diye sorgular oluyorsunuz. Sadece sokağında değil sınıfında, kantininde, otobüsünde her yerde. Bazen sınırları zorlayacak kadar. Derste öğrencinin hocanın karşısında masanın üzerine ayağını uzatıp elindeki kaptan salatasını kaşıklayanları, otobüste insanları rahatsız edecek kadar farklı kokan bir yiyeceği yemekten çekinmeyenleri, bin bir çeşit kıyafetle hatta kıyafetsiz ortalarda gezinen insanları görmezden gelmeye çalışıyorsunuz.

Aslında bu özgürlüğün sınırlarını ya da sınırsızlığını görebileceğiniz en güzel yerlerden biri Metrolar. New York metrosu, yapımı 1904’e kadar uzanan tarihi bir hat aslında. Metro şehir içerisindeki en hızlı ulaşım araçlarından biri.

Metro duraklarının çoğu savaştan çıkmış gibi. ABD’deki diğer yerlerde karşılaşacağınız metrolardan çok daha bakımsız ve pis. Bütün ilaçlama faaliyetlerine rağmen rayların üzerinde dolaşan hatta gece saatlerinde platforma kadar çıkıp metronun içine bile girmeyi başaran farelere ilk gördüğünüzde gösterdiğiniz tepkiyi göstermiyorsunuz alıştığınızda. Geçmiş dönemlerde aşırı bir şekilde yaygın olan Grafiti sanatını görüyorsunuz metronun geçtiği her yerde. Ve aslında tadında bırakılmayan sanatın sanat olmaktan çıkışını da görmüş oluyorsunuz aynı zamanda.

New_York_Gzlemleri_2_5Metro büyük oranda yer altından gidiyor, nadiren yer yüzüne çıktığnız yerlerden Brooklyn veya Manhattan köprüsünden şehir size geceleri ışıkları turizm amacıyla açık bırakılan yüksek binalarıyla gülümsüyor. Metrolar çok çeşitli insan tiplerini izleyebileceğiniz bir labratuvar gibi. Sabahları metroda neredeyse herkesin elinde bir çeşit içecek görüyorsunuz. Genellikle kahve, meyve suyu, vitaminli sular vs. İnsanlar yoğun çalışma temposuna hazırlanırken kendilerini vitaminle destekleme ihtiyacı duyuyorlar. Metroda en çok kitap okuyan kişi sayısı dikkatimi çekiyor. Yaşlısı genci çocuğu öğrencisi, ister oturmuş ister ayakta kalmış olsun çantalarından kitaplarını çıkarıp kaldıkları yerden devam ediyorlar. Sabah üzere binmişseniz metroya bir sürü bayanın makyajlarını metroda tamamladıklarını görüyorsunuz. Doğu kültürünün kusurlarını gizleme eğilimli kadınları ile kıyaslayınca onca insanın arasında yüzündeki sivilceleri, kusurları örtmeye çalışan kadınlara bakıp gülümsüyorum. Makyaj yapmak bir gelenek burda, yaşlı genç farketmiyor. 90’larında teyzeler bile titreyen elleriyle sınırlarını şaşırdıkları dudaklarına ruj sürmeye çabalıyor.  Aynı zamanda yemek mekanı metrolar. Son zamanlarda yemek yemenin yasaklanacağına dair haberler olmakla beraber metro bin bir kokulu tütülü yemeğin gayet rahat bir şekilde açılıp yenildiği bir mekan. İnsanlar sürekli acele içerisinde oldukları için metroda yemek yemek vakit kazanmak açısından avantajlı görülüyor. İşten yorularak dönen insanlar metrolarda kendilerini rahatlatmak için kimi zaman müzik dinliyorlar, kimi zaman ansızın içeriye dalan Meksikan gitaristlerin seslerine kulak veriyor kimi zaman vagon içerisinde binbir atletik hareket yapan zencileri izleyerek kendilerin eğlendiriyorlar. Genellikle yapılan göstericilere para vermek bir adet halini almış durumda. Metrolar aynı zamanda cep telefonu, ipod hatta kimi zaman özellikle oyun oynamak için üretilmiş aletlerle bin bir çeşit bilgisayar oyununun oynandığı yerler. Ve uyku...Metroyla yolculuk yapmaya alışkın tecrübeli yolcular için güzel bir uyku mekanı aynı zamanda metrolar. Kimi zaman metronun ani fren yapmasıyla uyuyan insanların yere kapaklanarak gözlerini açmaları da vaki olmuyor değil.

New York şehri dışındaki yerlerde toplu ulaşım neredeyse yok gibi. Benzinin ucuzluğu araba fiyatlarının uygunluğu ile birleştiği için her evde birkaç tane arabanın olduğunu görüyorsunuz.

Otobüsler çok sık duraklarda durdukları ve çok fazla kırmızı ışığa takıldıkları için genellikle yaşlı insanların ve acelesi olmayan halkın tercih ettiği bir ulaşım yöntemi. Otobüsler yaşlılar için özel olarak yüksekliğini alçaltabiliyor. Otobüslerin özürlülere ayrılmış kısımları var. Normal zamanda koltukların olduğu bölümlerden bazıları tekerlekli sandalye ile binen yolcular için kaldırılabiliyor. Şöför özürlü olan kişi için mekanı bizzat kendisi hazırlıyor ve refakatında kimse yoksa özürlü kişinin binmesine de yardımcı oluyor. Otobüs şöförleri yolculara özen göstermekle yükümlü. Biniş kapısının hizasına çizilmiş beyaz çizgiyi geçemiyorsunuz güvenliğiniz için. Otobüs şöförü güvenliğiniz için bazen dakikalarca kapıyı açmıyor. İnerken de uyarıda bulunuyor dikkat etmeniz için. “Take Your Time”(Acele etmeyin) diye de uyarıda bulunuyor şöförler. Herkes inmeden hareket etmiyor otobüsler. Acele etmiyor vel hasıl.

 

New York’ta evlilik yerine birlikte yaşama tercih ediliyor. Yıllarca birlikte yaşayan insanlar ancak yıllar sonra evlenmeyi isteyebiliyorlar bazen de gerek bile duymuyorlar. Doğumların yüzde kırkına yakını evli olmayan çiftlere ait. Çocuk sahibi olma oranı da düşmüş durumda. Yahudi ailelerin çok sayıda çocuk sahibi oluşu dikkatimi çekiyor. Genelde göçmenlerde çocuk sayısı daha fazla. Kariyerlerine yoğunlaşmış kadınlar 40 yaşlarından sonra çocuk sahibi olmayı düşünüyorlar ancak. Çocuk sayısı az olsa da yerli Amerika’lılar çocuklarını iyi bir şekilde eğitmeye çalışıyorlar. Çocuğa özgüven kazandırmak çok önemli. Çocuklar işlerini kendileri yapıyorlar, bundan ötesi yapabileceğine inanıyorlar. Bir gezi esnasında kendi kendine bisiklet sürmeye çalışan 6 yaşlarındaki çocuk düştüğünde annesinin “Çok güzel iş başardın, uzun bir mesafeyi kendin gidebildin, aferin sana!” diyişi geliyor aklıma. (Çocuk düştüğünde büyük oranda kötü bir yaralanmadan korunmuş oluyor zira başında ve kollarında kasketsiz bisiklete binen hiçbir çocuk görmüyorsunuz) Bir de düştüğü için annesi tarafından beceriksiz ilan edilip üstüne üstlük bir de papra yiyen bizim çocuklarımız geliyor aklıma.

Yerli Amerika’lılar genelde çocuk yerine köpek sahibi olmayı yeğliyorlar. Ailenin bir parçası sayılıyor köpek. Bu yüzden “Köpeğiniz” dediğiniz zaman “Hayır, o benim bebeğim” diyen kişilerle karşılaşabiliyorsunuz. Hatta zaman zaman bebek arabasında gezdirilen köpeklere. Köpek pislikleri için yapılmış poşetler görüyorsunuz kimi köşelerde. Zira köpeklere sahipleri sahip çıkmakla yükümlü. Bankalara girdiğinizde normalde çocuklara verilmesine alışılmış eşantiyonlar köpekler için. Sahibi bankada işlem yaparken, yerde eşantiyon olarak konulmuş kemik parçalarının keyfini çıkarıyor köpek. Köpek bakıcılığı bir meslek haline gelmiş New York’ta. Özellikle öğrenciler üç dört tane köpeği gündüz ve akşamları gezmeye çıkararak harçlık kazanıyorlar.

Fatma Betul Güney ALTINTAS

Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Yüksek  Lisans

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile