Marmara İlahiyat Konya Gezi Notları

GEZİyorum
Yazı Tipi
  • Daha Küçük Küçük Normal Büyük Daha Büyük
  • Default Helvetica Segoe Georgia Times

100_0535Gezilere hizmet alan yolcu olarak katılmışımdır hep, kendine program sunulan, yönlendirilen olarak. Bu yüzden eleştirmek hep kolaydı; saatleri, mekân seçimini, hızı, tavırları yani genel anlamda programı…

 

Hatta büyük bir eleştiri külliyatım var denebilir, tecrübe denebilir belki buna. Her deneyimden sonra kendimce bazı külli yargılara ulaşmışımdır, kural listeleri çıkarmışımdır. Mesela gezi süresi çok uzun olmasın, insan yorgunken bilgi bombardımanına tutulmasın. Ya da grup üyelerinin ve gezilecek mekanların niceliği ve niteliği dikkate alınarak zaman dağılımı yapılsın, ütopik süreler yüzünden hayıflanma ve eleştiriye mahal bırakılmasın. Ve ya mantıklı plan dâhilinde değilse gezinin ortasında yeni bir mekan gezmeye karar verilmesin. Vesaire vesaire… Ama ne zaman ki organizasyon ve sonrasında uygulama -tabiri caizse- başına gelince insanın, anlıyormuş dünyanın kaç bucak olduğunu. Bir taraftan sorumluluk var, diğer taraftan gezi tecrübeleri film şeridi gibi geçiyor gözler önünden. Ama şu var ki eğer bunu biz yapacaksak, bu bizim elimizdeyse, eleştiri odağı biz olacağızdır ve güzel bir yolculuk için gerçekten iyi bir planlama gerekir.

İşte Bilgi ve Değerler Platformu üyeleri sıfatıyla düzenlediğimiz Konya gezisine bu duygularla girdik arkadaşlarla. Bize göre temel unsurlar olan ve dolayısıyla ayarlanıyor olması dahi aklımızın ucundan geçmeyen hususlar artık bizim çabalarımıza bakıyordu. Şimdiye kadar büyüklerimizin, hocalarımızın ağabey ve ablalarımızın perde arkasında hallettiği işler çizelgesi bütün yalınlığıyla ya da muğlâklığıyla karşımızdaydı. Yönlendirilmeye ihtiyacımız vardı; başımız sıkıştıkça koştuğumuz Sami Erdem ve Ali Köse hocalarımız bizden yardımlarını hiç esirgemedi. Maddiyat dersek; iktisat Teorisyeni Keynes’in motorun yağına benzettiği para desteği vakfımız ve isimlerini bilmediğimiz çeşitli kahramanlardan geldi. Yolculuk denince akla gelen taşıt olacaktır ki, tam da bu noktada Üsküdar ve Sultanbeyli Belediyeleri yetişti imdadımıza; hizmetimize sundukları birer yolcu otobüsü gezi tablosunun zeminini oluşturuyordu. 100_0610

Nihayet 18 Mayıs akşamı koyulduk yola. Hem esnekliği hem dakikliği bir arada tutmaya çalıştığımız gezi programımız konusunda bilgilendirmede ve hassasiyet talebinde bulunduk. Tabii insanlara zamanı saat dakika ve saniye cinsinden sürekli hatırlatıyor olmamız da grupta müthiş bir program bilinci oluşmasını sağladı. Sevgili yolcularımızdan vakte riayet konusunda uyarı alıyorduk.

Konya’ya vardıktan sonra ilk olarak Kule Site’de daha önceden “biz öğrenciyiz, çay-simit de yeriz” diye mızıldanmış olmamıza rağmen mükellef bir kahvaltı yaptık. Kule Site Konya’nın plaka numarasına uygun olarak 42 katlıydı. Dikkatle bakılmadığı takdirde fark edilmeyecek şekilde dönen 42. Katta Konya’yı temaşa ettikten sonra bizi orada karşılamış olan rehberimiz Mümine hanımla da birlikte Şems-i Tebrîzî’nin türbesine gittik. Hikâyesini Mümine Hanımdan dinlediğimiz Şems hazretlerini ziyaret ettikten sonraki durağımız Hz. Mevlana türbesi ve müzesiydi. Büyüklere Fatihalarımızı gönderdikten sonra Mevlevi tarikatının çeşitli yönlerini yansıtan müzeyi sandığımızdan daha uzun bir sürede gezdik. Çeşitli tesbihler, el yazma kitaplar, hatlar, ciltler, oymalar, sazlar -ney, keman, vb- ve bunun gibi pek çok eseri hayranlıkla inceledik. Bir kılla yazılmış boyutu küçücük mushafı, Farsça kitapların içindeki minyatürleri, şemseleri- köşebentleri yaldızlı ciltleri görebilmek için camekânların başına üşüştük. Restorasyanda olan medreseyi göremesek de mutfak kısmını gezebildik.

konyagz3Türbenin avlusunda Aziz Doğanay hocamızı dinledikten sonra Hazretin gül bahçesinden süzülerek çıktık. Tabi bu süreçteki kartpostal, anahtarlık gibi hatıra alışverişlerinden ve bol bol çekilen fotoğraflardan bahsetmeme bile gerek yok sanırım. Başladığımız yere dönüp hemen yan tarafta yer alan Selimiye Camii'ne geçtik. Aziz hocanın anlattığına göre Selimiye Camii pek çok unsuru günümüze kadar orijinal gelmiş bir cami olmakla temayüz ediyormuş. Caminin Mimar Sinan tarafından sadece projesinin mi gönderildiği yoksa bizzat kendisi tarafından mı gelip yapıldığının tartışmalı olduğunu hocamız belirtmiş olsa da, mermer mihrabı, hat ve işlemeleri incelemeye başladığımızda biz bu konuyu zihnimizin derinliklerine atmıştık bile.

Ardından gittiğimiz İnce Minareli Medrese'yi hesap edemediğimiz öğle tatilini ucundan sıyırmak ve süreyi rica minnet 5-10 dakika daha uzatmak suretiyle gezdik. Vakti zamanında dâru’l hadîs olan ve burada eğitim almak isteyen öğrencilerin yatılı kalmasının zorunlu olduğu, evli olanların dahi haftada en az 3 gün ikamet etmesi gereken Selçuklulardan kalma bu güzel medreseyi terk ederek soluğu Karatay Medresesi'nin kapısında aldık.

Yine öğle tatili sebebiyle kapanmış olan Karatay Medresesi'nin ancak kapısını görebildik. Aziz Doğanay hocamızı dinledikten sonra otobüsler bizi herkesin içinden tekrarladığı "yaşasın yemek yemek" sloganları eşliğinde Konya'nın meşhur etli ekmek lokantası Havzan'a taşıdı. Ardı ardına servis edilen tepsiler birer ikişer boşaldı. Havzan'ı çayından çorbasına etli ekmeğinden pidesine kadar başarısından ötürü takdir ve tebrik ettik. Bize bu güzel ziyafeti ısmarlayan isimsiz kahraman abiye dua ettik. Ölmüşlerinin canına değsin.

konyagz5Kalabalık grupla hareket ettiğimizden saatteki bir miktar aksamadan dolayı Sadreddin Konevî’nin kabrini ziyaret etmeyip yolcularımıza bunu telafi için Ekrem Demirli'nin tercüme ettiği eserlerini okuma telkininde bulunarak Sâhib-i Ata` Vakıf Müzesine gittik. Çeşitli çinilerin sergilendiği müzenin yanında bulunan Sâhib-i Ata` Camii'nde öğle namazlarımızı kıldık. Caminin hikâyesini dinledikten, camiden ayrık fakat taç kapıyla bitişik olan minaresinin merdivenlerinde fotoğraflar çektirdikten ve yine kapının üzerinde yer alan ağzı dar ve yuvarlak sadaka taşlarını inceledikten sonra Alaaddin Tepesine doğru yola koyulduk. Bütün gün sürekli gördüğümüz bu tepeye çıkarken kıs kıs gülüyor "Konya'da bütün yollar Alaaddin Tepesine çıkar." repliğini tekrarlıyorduk.

Alaaddin Camii’nde ikindi namazına kadar vakit geçirdik. Tabi Alaaddin tepesinde yer alan daha ziyade askeri kullanım için inşa edilmiş bir camide nasıl vakit geçirilir? Aziz hocayı takip ederek, camiyi keşfe çıkarak ve tabi yine fotoğraf çekerek…  İkindi namazının edasından sonra Özel Meram Abdullah Aymaz İlköğretim Okulu’nda bizim için hazırlanan sema gösterisine katıldık. Çok da uzun olmayan gezimizin ilginç bölümlerinden biriydi diyebilirim. Mutriban sahneye yerleştiğinden semazenlerin sema gösterisini nerede icra edeceklerini merak edip pür dikkat kesilen, sema gösterisinin ahlakiliğini yanındaki arkadaşı ile tartışmaya kalkıp sesini ayarlayamadığından diğer arkadaşlar tarafından uyarılan, gösteri sonunda semâzenlerin Mevlevilik ile bağlarının derecesini öğrenmek isteyip yanındakiler tarafından güçlükle engellenen kişiler bunları yanlarında unutulmaz anılar olarak götürdüler. Sema gösterisini ayarlayan, dünyada tanıyabileceğimiz en kibar insanlardan olan Hayriye hanımın güler yüzlülüğü ve sıcakkanlılığı karşısında ona teşekkürden başka söyleyeceğimiz söz kalmamıştı.

Konya'dan ayrılmadan önce Konya İlim Yayma Cemiyeti tarafından bize hazırlanan akşam yemeği için kız ve erkek öğrenci yurtlarına dağıldık. Apartman daireleri kadar kullanışlı ve muntazam kız yurdunda gerçekten bir aile sıcaklığı hissediliyordu. Yemeğin ardından akşam namazları kılındı ve bize her türlü kolaylığı gösteren yurt sakinleriyle sıcak sohbetlere girildi. Otobüslerin kapıda belirmesiyle yeni arkadaşlarımıza kendilerini İstanbul'a beklediğimizi belirterek yurttan ayrıldık. Artık dönüş yolundaydık.

konyagz7Yatsı ve sabah namazları için molalar vererek ilerledik. Hakiki uyku severler olarak az bir uykuyla sergilediğimiz performans insanın bir görevi üstlenince neler yapabileceğini ortaya koymuştu. Evet, bu işi pekiyi bilmiyorduk. Aldığımız keklerin yetmemesi, suların artması, kuruyemişlerin ağzının dahi açılmadan geri dönmesi her yerimizden acemiliğin aktığının bir göstergesiydi. Ama işleyişle ilgili kararları otobüsteki arkadaşlarla güle oynaya danışarak aldığımız için bunlar problem değil neşe kaynağı oldu. Otobüsün ortasında zor koşullarda hijyenik hale getirilen kayısı, yemeğini en önce bitirene konan dondurma ödülünün tüm otobüse dağıtılması tarzındaki sürprizler herkesin ağzını kulaklarına vardırmıştı.

Artık Bağlarbaşı'na Marmara İlahiyat'a ulaşmaya dakikalar kala elimize aldığımız mikrofonda Üsküdar ve Sultanbeyli Belediyelerine, biz uyurken uyanık olan şoförlerimize, bizi destekleyen vakfımız ve dekanlığımıza, organizasyonun her aşamasında bize destek olan Sami Erdem ve Ali Köse hocalarımıza, çeşitli yemek masraflarımızı karşılayan gizli kahramanlara, İlim Yayma Cemiyeti Konya Şubesine, rehberimiz Mümine Hanıma, Hayriye Hanıma, bize tarihi, mimari, sanatsal bilgiler sunan Aziz Doğanay hocamıza, ve tabi ki uyumlu, anlayışlı, bizim endişelerimizi bertaraf edecek şekilde sıcak davranan yolcularımıza teşekkür ederken gözlerimizin içi gülüyordu. Sağ salim bir şekilde fakülteye ulaşıp eşyaları kulüp odasına bırakmamızın ardından kuşlar gibi bir hafiflikle, yolculuk öncesinde ve yol boyunca ettiğimiz dualara ek olarak Rabbimize içten sonsuz teşekkürler ediyorduk.

Selime ÇINAR

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile